Artvin Cerattepe mücadelesine dair doğru sanılan 18 yanlış

Artvin Cerattepe mücadelesine dair doğru sanılan 18 yanlış

Artvin Cerattepe’de yaşanan direniş hakkında Millicografya.com’dan Sinan Erensu’nun kaleme aldığı aydınlatıcı yazı;

Artvin Cerattepe

Artvin Cerattepe’de yaşanan direniş hakkında Millicografya.com’dan Sinan Erensu’nun kaleme aldığı aydınlatıcı yazı;

Artvinliler Sadece Ağaçlarına, Ormanlarına Sahip Çıkıyor
Yarım doğru ile başlayalım. Buna büsbütün yanlış demek haksızlık muhakkak, ancak ifade eksik, onu tamamlamak Artvin mücadelesini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Sahip çıkılan her ağaç, her yeşil alan, her orman korunmak istenen doğa kadar doğanın bir parçası olduğu toplumsal ilişkiler bütünüdür. Artvin örneğinde ise bu toplumsal ilişkiler bütünü belki de hiçbir yerde olmadığı kadar görünür ve ispatlanabilir. Artvinliler ağaçları kadar şehirlerine, geleneklerine, kültürlerine, sağlıklarına, sağlıklı su ve havaya erişim haklarına, dağ çileklerine ve yırtıcı hayvanlarına – kısacası hem maddi hem manevi yaşam alanlarına – sahip çıkıyorlar. Çünkü madencilik yapılmak istenen bölge sadece ağaçlık ve estetik değil. Cerattepe yamaç üzerine kurulmuş Artvin kentinin birkaç yüz metre yukarısında yer alıyor. Artvin’in bütün su kaynakları bu bölgeden geliyor. Aynı projeyi Aralık 2015’te iptal eden mahkeme kararı, madencilik faaliyetinin hem su kaynakları üzerinden hem de zehirli gazların asit yağmuruna dönüşmek suretiyle kenti doğrudan zehirleyeceğine vurgu yapıyordu. Tüm bunların ötesinde Artvinli Cerattepe’yi kentinin bir uzantısı olarak görüyor, yaz-kış mesire yeri olarak kullanıyor. Geleneksel Kafkasör şenliklerinin yapıldığı alan bu bölgenin içinde kalıyor. Maden alanı Artvin’in en önemli turizm alanlarından Hatila Milli Parkını ucundan içine alıyor.

Madencilik Yapılacak Alan Artvin’in Dışında Dağlık Bir Alandaymış
Doğru, dağlık alanda. Ancak Artvin’de dağlık olmayan alan yok zaten. Artvin kenti Çoruh nehrinin kıyısında 180 metre rakımda başlar, ancak kent merkezi 560 metredir, 800 metreye kadar yoğun yerleşim vardır. Kent enine değil boyuna büyümüştür. Maden sahası, Çoruh vadisine yukarıdan bakan Artvin şehrinin 500 ile 1500 metre üzerindeki yarım ay şeklindeki alanın tamamıdır. Artvin şehrinin üstündeki kotlarda yer almaktadır ve büyüklüğü şehrin birkaç katıdır. Yanlış, anlaşılmasın: doğaya, insana yarardan çok zarar sağlayacak, öncelikli olarak etrafında yaşayan insanların rıza göstermediği, amacı müşterek refah değil de kişisel çıkar olan her türlü maden faaliyetine, rant projesine karşı durmak meşrudur. Türkiye kırsalında bugün böyle onlarca meşru direniş bulmak mümkün. Ama Artvin’in altını birazcık daha kalın kalemlerle çizmemiz gerekiyor. Artvin Beşiktaş ise, Yıldız, Ihlamur, Maçka, Nişantaşı tepelerinde siyanürle altın çıkartılmak isteniyor.. Bu kadar izansız, bu kadar saldırgan, bu kadar sorumsuz, bu kadar yüzsüz bir proje ile karşı karşıyayız..

Durup Duruken Ortaya Çıkan Bu İtirazın Ve Olayların Zamanlaması Manidar

Durup dururken ortaya çıkması manidar olan siyaset ve tarih bilgisi 5 yıl geriye gidemeyen, klavye gazetecileri ve yorumcuları olsa gerek. Artvin’in maden karşıtı mücadelesinin 25 yıllık bir tarihi var. Siyaset bilgisi bu iktidarın tarihçesi ile sınırlı olanlara hatırlatalım: Artvin maden karşıtı mücadelesi, merkezinde Yeşil Artvin Derneği olan bu toprakların en eski yerel çevre hareketlerinden. Cengiz Holding Artvin’i çevreleyen tepe ve dağlarda madencilik faaliyetine girişmek isteyen ilk şirket değil. Artvinliler 1990’lar boyunca Cominco Madencilik, 2000’li yılların ilk yarısında da Kanadalı IMNET Mining’e karşı benzer bir mücadele yürütüyor ve her ikisinde de başarılı oluyorlar. Uzun uğraşların sonunda Kanadalı şirketin bölgeye ait madencilik ruhsatı 2008 yılında Danıştay tarafından bozuluyor ve Artvin rahat bir nefes alıyor. Bu rahat nefes hepi-topu iki yıl sürüyor ve 2010 yılında çıkan yeni maden yasasıyla bölge yeniden madencilik faaliyetine açılıyor. 2012 yılında pek bir ahbap-çavuş ilişkisi içerisinde gerçekleşen bir ihalenin ardından Artvin şehrinin üst kotlarına yayılmış 4361 hektar büyüklüğünde devasa iki alanda madencilik hakkı, adı ile müstesna, Özaltın şirketine veriliyor. Artvin Arhavili Özaltın, kısa bir süre sonra bu hakkı –Artvinlilerin de şüphelendiği gibi– daha büyük bir oyuncu olan komşu Rize menşeli Cengiz Holding’e devrediyor. Bu uzun al gülüm ver gülüm hikayelerinden arta kalan şu: Artvin mücadelesinin birikimi hem bugünün hem de dünün olağan şüphelileri karşısında yükseliyor; Artvin dünün ekstraksiyon ekonomisi ile bugünün müşterekler yağmasını bir arada düşünmemizi sağlıyor.

Artvinlilerin Rahatsızlığını Anlıyorum, Ancak Tepki Böyle Gösterilmez, Hukuki Sürecin Sonlanmasını Beklemeleri Gerekir

Tam aksine, hukuku sürece riayet etmeyen Artvinliler değil, şirket ve ardındaki siyasi irade. Artvin Cerattepe’deki maden faaliyetine ilişkin hukuki süreç bir yıl önce bitmiş, kim bilir kaçıncı kez davayı yine Artvinliler kazanmıştı. Rize İdare Mahkemesi çevre davalarında eşine az rastlanır bir karar vermiş, projenin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu detayları kadar, madencilik faaliyetinin o bölgede hiçbir şekilde yapılamayacağı yorumunda bulunmuştu, bilirkişilerin raporları üzerine“Maden faaliyetinin hayata geçirilmesinin Artvin ilini yöre sakinleri açısından YAŞAM ALANI OLMAKTAN ÇIKARACAĞINI, BU BÖLGEDE MADEN ARAMA PROJESİİLE BU PROJENİN ETKİSİ ALTINDA BULUNAN YAŞAM ALANLARI VE KORUMA ALTINDAKİ ALANLARIN BİR ARADA OLAMAYACAĞI KANAATİNE VARILMIŞ” ifadelerini kullanmıştı. “Ya Artvin, ya maden; ikisi bir arada olmaz!” anlamına gelen bu karar yokmuş gibi davranıldı, şirket birkaç küçük değişiklik yaptığı ÇED raporu ile bakanlığa başvurdu ve jet hızıyla onay aldı. Şirket bu onayla yeni mahkeme sürecinin ve olası bir yürütmeyi durdurma kararını beklemeden acele edip, projeye kazma vurup işi oldu bittiye getirmek istiyor.

Tamam da Madenci Şirket Bir Şekilde Yeni Bir ÇED Raporunu Onaylatmış, Faaliyete Başlaması Hukuki
Pek öyle değil. Öncelikle şu var: Şirket Artvinlilerin Rize İdare Mahkemesi’nde 2014 Aralık ayında kazandığı davayı Danıştay’a taşımıştı. Danıştay bu yürütmeyi durdurma talebini Nisan 2015’te reddetmiş böylece şirketin Cerattepe’ye çıkma dayanağı tamamen ortadan kalkmıştı. Ancak, henüz Danıştay davanın esasını değerlendirmeyi sonuçlandırmamışken (ki hala sonuçlanmış değil) yürütmeyi durdurmama kararını kendisi için olumsuz bir sinyal olarak gören şirket yeni bir ÇED için başvuru yaptı. Yani, aslında alt mahkemenin iptal ettiği ÇED’e üst mahkeme hala değerlendirme halindeyken, şirket okus-pokus yapıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan yeni bir ÇED olumlu kararı ile Artvin’e dönmüş oldu. Bu absürtlüğe rağmen Artvinli yeni ÇED’e de dava açtı. Sanki uzmanlar daha bir buçuk yıl önce gelmemiş, kapsamlı bir raporu Rize İdare Mahkemesi’ne sunmamış gibi 18 bin lirayı bulan keşif ve bilirkişi ücreti bir kez daha ödendi. Bilirkişi gelmeden şirketin Cerattepe’ye çıkıp bir fiili durum yaratabileceğinden endişelen Artvinli sırf bu yüzden 1800 metrede tam 240 gündür nöbet tutuyordu. Şirket de tam da bu yüzden Cerattepe’ye ele geçirip, keşif heyeti gelene kadar bölgenin yapısını değiştirmek ve bir önceki dava kurgulayamadığı oldu-bittiyi bu kez gerçekleştirmek istiyor. Diyebilirsiniz ki “bu kadar yeter, anladım” durun, bekleyin dahası da var: Şirket’in iş makinalarını Cerattepe’ye çıkarabilmesi için Orman Bölge Müdürlüğünün yer tespiti yapmasına ve araziyi resmen şirkete teslim etmesine ihtiyacı var. Bu henüz yapılmış olmamasına rağmen, şirket valilik ve kolluk gücünün arkasına alarak Cerattepe’ye çıkmayı ve ağaç kesimine başlayabildi. Orman Bölge Müdürlüğü’ndeki görevli memurlar, şirket amacına ulaştıktan hemen sonra, valilik tarafından görevden alındı, hakkında ise şirketin işlerini yeterince hızlandırmamaktan dolayı olsa gerek idari soruşturma açıldı.

Artvin’deki İtiraz İdeolojik, Samimi Değil, Bunlar Her Şeye Karşı…
Her şey bir iki kişin olunca, herkes her şey karşı olur. Laf cambazlığı ve ideolojinin ne anlama geldiğine dair tartışmalar bir yana bırakırsak gerçek şu: Artvin 25 yıldır, özellikle de son 5 yıldır genç, yaşlı, kadın, esnaf, partili, siyasetsiz topyekûn direniyor. İdeolojik olmamanın, samimi olmanın karşılığı illa geniş taban ise isteyen Cengiz Holding’e karşı açılan ve kazanılan davanın davacılar sütununa bakabilir. Orada 178 kişi ve kurum içerisinde Artvin Muhtarlar Deneği’ne de ÖDP’ye de, Esnaf ve Sanatkarlar Odası’na da, CHP’ye de, Bakkallar ve Sebzeciler Esnaf Odası’na da, Halkevleri’ne de, Artvin Zihinsel Özürlüler Derneği’ne de, MHP’ye de, Artvin Giyim Eşyaları ve Sanakarlar Odasına da rastlamak mümkün. Peki hiç mi ideoloji yok bu işin içinde? Olmaz mı, var. Her dağı, her taşı, her dereyi metaya ve kara dönüştürebileceğinden zerre şüphe duymayan ucuz bir kalkınma sosuna bulanmış yağma ekonomisinin ideolojisi ve takıntısı var. Artvin halkı işte bu ideolojiye karşı 25 yıldır mücadele ediyor.

Artvin’de Eylemlerini Yapanlar Artvinli Değil; Bunların Kökü Dışarıda

Duyan de Artvin’i kapı komşusu olabilecek yer sanır. İstanbul-Artvin otobüsle 25-26 saat sürer. Hah, geldik dediğin an yılankavi virajların ve baş dönmesinin başladığı andır. Bu yolu Artvinli ile dayanışmak için tepene “helal olsun!” demek lazım. Öte yandan “Artvinli değil!”dediklerinin büyük çoğu Artvin merkez de ikamet etmeyen Artvinlilerdir. Artvin il merkezini tehdit eden maden projesi Artvin’in en ciddi ekolojik sorunu olabilir, ama tek değil. Örneğin, Artvin ili geneline yapılması planlanan HES sayısı 12O küsur. Yeşil Artvin Derneği de sadece kendi arka bahçesindeki maden tehdidi ile ilgilenmez. Şavşat’tan Ardanuç’a, Yusufeli’nden Arhavi’ye, Murgul’dan Hopa’ya kadar Artvin’in tüm ekoloji mücadeleleri ile dayanışır, onlara hukuki destek sağlar. Üstelik kendini Artvin ile ile de sınırlamaz. Yeşil Artvin Derneği’nin Doğu Karadeniz’de ilişkilenmediği yaşam alanı mücadelesi yok gibidir. Bunun karşılığında ne zaman bir eylem olsa, Artvinlinin en zaman başı sıkışsa, Doğu Karadeniz’de dere, maden, taş ocağı, yeşil yol sorunları ile boğuşan kim varsa, ilk vasıta ile kendisini önce Çoruh boyunda sonrada bir dağ boyunca yükselen 32 virajın sonunda Artvin il merkezinde bulur. Tüm yurda, İstanbul’a, Ankara’a ve (Artvinli nüfususundan dolayı adı Burtvin’e çıkmış) Bursa’ya yayılmış Artvinli gurbetçiler 25 yıllık mücadeleyi takip eder, kritik dönemeçlerde memlekete kısa süreli de olsa döner, mücadeleye destek olurlar. Bu açıklamaları yapmaya elbette gerek yok. Maden sahasının yanı başındaki göz kamaştırıcı ormanlık alanın adını Hatila Milli Parkı ilan edip, onun derdine sadece yerelde yaşayan insanların düşmesini beklemek aslında ne kadar sığ bir iki yüzlülük. İlla ikametgâh bakacaksak da söyleyelim: yerli olmayan eylemci değil, Artvin’de maden aransın kararını Artvin dışından verenler, karara Artvinlinin karşı çıktığını duyulunca 6 ilden Artvin’e yığılan kolluk kuvvetleridir. Eylemcilerin menşei ile bu kadar yakından ilgilenenlerin karar alma ve uygulama süreçlerinin yerelde çözülmesi hakkındaki karnelerine gözden geçirmeleri gerekiyor.

Artvin’de Maden Karşıtı Olan Sadece Küçük Bir Grup, Görüntüler Yanıltıcı
56c6b20bc03c0e5be00f49c9_FotorArtvin’in ezici bir çoğunluğu madene karşı. Bunu görmek için Artvin sokaklarında birkaç dakika dolaşmak yeterli. Bugünlerde açılmayan kepenklerin hemen hepsinin üzerinde “Artvin’de Madene Hayır” çıkartmaları göreceğinize emin olabilirsiniz. İktidar çevre ihtilaflarında kendine ve yerel halklardan alacağı desteğe çok güveniyorsa, bu güvenin bir nişanesi olarak, misal, ekolojik sorunlara halkın itiraz ve katılım süreçlerini desteklemeyi amaçlayan Aarhus Sözleşmesi’ne 2001 yılından beri sürüdüğü ayağı kaldırıp bir adım atabilir ve sözleşmeye taraf olabilir. Hoş, bilenler bilir. Aarhus sözleşmesi de müşterekler üzerindeki sermaye baskısını büsbütün ortadan kaldırabilecek mucizevi bir sözleşme değildir. Kaldı ki, sözleşmenin kimi özellikleri zaten yasalarımızda mevcut, ancak etkin uygulamasının önüne geçiliyor. Ben, acizane, Artvin ve benzeri çevre ihtilaflarının demokratik özerklik (ya artık kim nasıl tanımlarsa yerel yönetimlerin kuvvetlendirilmesi) meselesinin tartışılması önünde yepyeni bir imkan olduğunu düşünüyorum. Maden onayını veren, şirketi kolluk nezaretinde hukuka aykırı bir şekilde sokan kurum ve bireylerin yerele yakın ve halka hesap verebilir olması lazım. O zaman görelim bakalım “ben şirketin güvenliğinden sorumluyum” beyanatlarının sınırını. “Aarhus nere?”, “özerklik de bana ters!” diyenler en basitinden Artvin’in AKP’li Belediye Başkanı ile röportaj yapabilir, tüm Türkiye karşısında madene karşı sürdürdüğü ürkek itirazını kuvvetlice seslendirmesine yardımcı olabilir. Böylece Artvin’in çoğunluğu ne istiyor konusu bir nebze daha aydınlanmış olur.

İktidar Çevre Düşmanı Gibi Gösterilmeye Çalışılıyor; Oysa ki Bu İktidar Çevre Aşığı, 48 Kentrilyon Ağaç dikti
Yazıyı baştan itibaren okuyanlarla çevrenin ağaç ve peyzajdan ibaret olmadığı, çevre ihtilaflarının yerel demokrasi ve sermaye tehdidi altında ezilen müşterekler sorunundan bağımsız düşünülemeyeceği konusunda anlaşmış olmamız lazım. Türkiye’de çevrenin bu geniş toplumsal anlamıyla altı oyuluyor. Herkesin malumu: Artvin dağlarında kesilen 10 yaşlı ağacı; İstanbul-Ankara otobanı refüjlerine dikelen kırk fidan ile telafi etmeniz mümkün değildir. Biraz da bu yanlış anlaşılma yüzünden Türkiye’de yerel çevre mücadelesi verenler kendilerini çevreciden ziyade yaşam alanı savunucusu olarak adlandırırlar. Bu alışılmadık tanım sahip çıkılmak istenen derenin, ormanın, vadinin toplumsal, ekolojik, ve post-humanist boyutlarının bütününe vurgu yapmak, biraz da ana-akım çevre örgütlerinden ayrışmak içindir. Yok ben illa çevrenin ölçülebilir yanı ile ilgilenirim, bana sayılar, sıralamalar ve ölçülebilir değişkenlerle gel diyorsanız Yale Üniversitesi’nin her yıl güncellediği Çevre Performans Endeksi’ne bakmanızı tavsiye ederim. İndekste Türkiye’nin doğa koruma kategorisinde 180 ülke arasında 177.liğe kadar düştüğü görüp, bio-çeşitliğin bu kadar zengin olduğu bir ülkede bu kadar dibe vurmanın en anlama geldiği üzerine kafa yorabilirsiniz.

Onlar da İktidara Oy Vermeselerdi, Kendi Düşen Ağlamaz
En sık karşılaştığım, en az saygı duyduğum bu serzenişi eleştirmeye nerede başlamalı, her seferinde zorlanıyorum. Artvin’de son üç seçimi AKP kazandı, doğru. Çevre sorunları ile gündeme gelen Doğu Karadeniz’de iktidar partisi tulum çıkartıyor, o da doğru. İyi de, Gezi direnişi İstanbul’da oldu da İstanbul’da iktidar sosyalistlere mi geçti? Hadi, onu geçtim 9 aydır oluk oluk kan akarken iktidar partisini oyunu arttırmadı mı? Sanki ülke AKP hegemonyasını çözdü, onu aştı da bir tek ekoloji mücadelesi veren kırsal alanlar ve taşra geri kaldı. Siyasi tıkanıklığın yükünü yerel hareketlere yüklemek “ne ekoloji, ne yaşam alanı mücadeleleri, ne onların kurmakta olduğu koalisyonlar, ne de açtıkları imkanlarla ilgileniyorum” demek anlamına geliyor. Önce uluslararasi sonra da milli sermayenin en kodamanlarına karşı taşra da 25 yıl karşı ayakta kalabilmek siyaset dışı olmasa da siyaset üstü bir çizgi gerektiriyor olabilir. Artvin mücadelesi ayakta kalıp en geniş tabanla madene geçit vermemeye çalışırken ekoloji, yaşam alanı, mücadele, direniş, kapitalizm, sermaye gibi kavramlar elbette tüm vatandaşlara bir şekilde temas ediyor. Bu temasın sandığa yansımıyor oluşu belki de henüz akacak bir mecranın olmamasından kaynaklanıyor.

Artvin Kendi Halinde, Hukuka Saygılı, Barış Dolu Bir Kenttir; Devletin Bu Şiddeti de Nereden Çıktı
Artvin bir çok kent gibi barışçıl bir kent, doğru. Tanımı itibariyle barışçıl olmayan bir kent var mı, bilemiyorum. Bu ifade belki de Artvin’de yüz kızartıcı suç oranının az olduğu, hukuk dışına pek çıkılmadığını belirtmek için kullanılıyor. Ancak bu, Artvin’in devletle arasının her zaman güllük gülistanlık olduğu anlamına gelmiyor. “Ya halbuki Artvin ciddi çocuktur” demeye varan bu söylemler 12 Eylül’ün Artvin’de yarattığı ve yaraları hala sarılamamış travmayı görmezden gelmek demek. Artvin darbenin şiddetinin en yoğun yaşandığı kentlerden oldu, İstanbul ve Ankara’dan sonra en fazla gözaltı Artvin’de yaşandı. Devlet Artvin’i en ufak köyüne varana kadar didik didik aradı; yargısız infazlar, adam kaçırmalar, gözaltında kaybetmeler ve işkence Artvin’de hemen her haneyi bir şekilde etkiledi. Bu anıların hem Ankara’nın kurumsal belleğinden, hem de Artvin’in toplumsal belleğinden kolay kolay silinmemiş olduğunu iyi bilmemiz gerekir.

Burası Ne Cizre, Ne De Şırnak! Burası Bir Cumhuriyet Kenti Artvin!

Artvin’in mücadelesini Kürt meselesine göre konumlandırıp kolluk güçlerine nazarında Artvin’e sempati uyandırmaya çalışanlara kötü bir haberim var: uyandırılan sempati maruz kalınan şiddetin en fazla yoğunluğunu azaltmaya yarıyor, o kadar. Artvin’de polis gözaltına alıyor, akşam bırakıyor; gaz ve plastik mermi kullanıyor ateşli silah kullanmıyor. Cumhuriyet kenti olmanın karşılığı bu: ağır çekim şiddet! O da şimdilik. Son tahlile gelindiğinde Artvin’in Cizre’ye benzetilebileceğinin sinyali bakanlık seviyesinde “vurun geçin!” emriyle verilmiş durumda. Dürüst olalım. Mücadele denklemi makbul vatandaş kimdir hiyerarşisi içinde kurmaya çalışıyorsanız, sizden makbulleri olduğunu da bilmek zorundasınız. Sen Cumhuriyet’in kenti isen, o da Cumhuriyet’in müteahhitti, Cumhuriyetin iş adamı. Üstelik senin kenti olduğun cumhuriyet ‘eski’, müteahhidinki ‘yeni’. Dolayısıyla, amaç mücadeleyi yükseltmekse bu senden daha az makbulün başına basarak değil, makbul olmayanla küçük, gevşek, mütevazi koalisyonlar inşa etmeye çalışarak olmalı.

Bu Yatırımlar Artvin Halkına İş Ve Aş Olarak Geri Dönecek, Milletin Ekmeği İle Oynuyorlar.
Artvin’e kuş uçuşu yarım saat mesafede Murgul’da 65 yıldır çalışan Türkiye’nin en büyük bakır madeni var, adı Eti Bakır. 1970’li yıllarda kamu elindeyken 6000 küsur işçinin çalıştığı tesisin şimdiki sahibi (bildiniz) Cengiz Holding aynı işi maşallah 900 işçi ile hallediyor. Murgul’u zamanında sosyal devletin imkanları ile cazip kılan kamunun aksine Murgul’a tek çivi bile çakmıyor; ekmeği bile kasaba dışından getiriyor. Tabi mesele Cerattepe’yi özel sektör yerine kamu işletsin meselesi hiç değil. Artvin 15 senedir kişi başına düşe kamu yatırımında açık ara birinci sırada. Artvin’in her köşesi şantiye: barajlar yapılıyor, vadiler yıkılıyor, viyadükler yükseliyor, dağlar HES ve otoyol tünelleri ile deliniyor. Peki bu yatırımın sonunda ne olmuş? Artvin il nüfusu aynı dönemde yılda ortalama %5 küçülmüş. Artvin’e akan yatırım Artvinli için iş üretememiş, Artvin’de üretilen zengilik eşit bölüşülmemiş, Artvin’de kalmamış, Artvinliyi yerinde tutamamış. Artvin adaletsiz kalkınmanın başkenti olmuş.

Şu Konjonktürde Bu Güçlü Holding’i Alt Etmek Çok Zor
Zaten mahkemede alt etmişti, ama fayda etmiyor diye üzülmenin yeri yok. Enseyi karartmayalım, Eylül 2014 Eylül’üne Murgul’un fendi, Cengiz’i nasıl yendi bir bakalım. Artvin Cerattepe’nin altınını çıkartmak için her yolu deneyen Cengiz Holding bol bol aldığı ÇED raporlarından birine “merak etmeyin, ben altını burada işlemeyeceğim, hali hazırda bakır çıkarttığım ilçeniz Murgul’a götürüp olarada işleteceğim, zehrin çoğunu oraya akıtacağım” diye yazar. Murgullu önce ÇED raporunun, sonra da gözünün önünde kazılan siyanür havuzlarının farkına varar. Murgullu gençler önce bir platform kurar, ardından toplantı, imza, miting darken, siyanür karşıtı direniş 900 işçinin grevi ile zirve yapar, Murgul’da hayat dört gün durur. Önce ayak sürtüp işçileri işten atmakla tehdit eden işveren, hızlıca geri adım atar, platform ile bir protokol imzalar ve siyanür çukurları kapatılır. Murgullu dün kendi ilçesi için yaptığını bugün Artvin için yapar mı, bu onlardan istenebilir mi, onu bilemem. Ama Artvin ile Murgul’un maden tarihi bir sonraki zaferin ipuçları ile dolu. Bu zor konjonktür de bile.
murgul10

Milli Zenginliklerimiz Yer Altında Mı Kalsın?
Bu sorunun kısa cevabı “yer üstündeki zenginliklerimiz de yerin altına mı girsin?” olsa gerek. Milli zenginliklerimizi kullanalım, doğru. Ama asıl soru bu değil. Asıl soru “neyin zenginlik olduğunun kararını kim nasıl veriyor” ve “zenginlikler arası hiyerarşiyi neye göre kuruluyor” olmalı. İktidar zenginliği sadece ve sadece piyasa koşullarına göre tanımlıyor. Yönetme rasyonelini piyasa mantığının çizdiği kaba bir kalkınmacı dünya görüşü ve dar bir büyüme ideali üzerine inşa etme derdinde. Bu derdin üzerinde, bu ülkenin hakları olarak bir görüş birliğine vardığımızı hiç hatırlamıyorum. Milli zenginliği ekonomiden ibaret saymayabileceğimiz gibi maddi boyutla da sınırlı tutmak zorunda değiliz. Eğer benim “kimin için kalkınma, kimin için büyüme” temalı söylemimi çok radikal bulursanız bir de Rize İdare Mahkemesi’nin kararına göz atın derim: “MADENLERİMİZİN ÜRETİMİ VE İŞLETİLMESİ EKONOMİK YÖNÜYLE GAYRİSAFİ MİLLİ HASILAYA OLUMLU KATKI YAPARKEN GAYRİ İNSANİ YAŞAM KOŞULLARINA YOL AÇMAMALI, ANAYASANIN YUKARIDA BELİRTİLEN HÜKMÜ İLE GÜVENCE ALTINA ALINAN SAĞLIKLI BİR ÇEVREDE YAŞAMA HAKKININ KULLANILMASINI ENGELLEMEMELİ, BİR YANDAN GELİŞME VE KALKINMA ODAKLI BİR ÜRETİM ANLAYIŞI BENİMSENİRKEN DİĞER YANDAN DA BU GELİŞME VE KALKINMADAN PAY ALACAK OLAN İNSAN UNSURU GÖZARDI EDİLMEMELİDİR”. Mahkeme kararı dahi bir kez daha gösteriyor ki Artvin’in maden davası çevre ile ilgili olduğu kadar, her çevre mücadelesi gibi, bölüşüm ve yerel demokrasi ile ilgilidir.

Bu Madencilik İşleri Dünyanın Başka Yerlerinde Nasıl Yapılıyorsa Biz De Öyle Yapalım
Açıkçası bu talebi dillendirirken dili ısırmakta fayda var. Çünkü iki saniye düşününce dünyada madenciliğin, bilhassa özel olarak altın madenciliğinin tarihinin kan, gözyaşı, hırsızlık, işgal, kölelik, ve yağma ile yazıldığını hatırlayacağız. “Ya o günler geride kaldı” diyenlere Artvin örneğini anlatın derim. İktidar baskısı, kolluk gücü desteği, hukukun eğilip bükülmesi olmadan böylesi bir proje mümkün olabilir miydi? “Tamam onu anladık, teknik olarak bu maden zararsızca çıkmaz mı?” diye ısrarla soranlara Cengiz Holding’in diğer faaliyetlerine, misal, onu yerel bir taşerondan milli kalkınma müteaddidine taşıyan Karadeniz Sahil Yolu’na bir bakmalarını tavsiye ediyorum. Her fırtınada Karadeniz’e bir parçasını bırakan, dalgaları yenemeyen ancak bununla birlikte Karadeniz’in tüm derelerinin önünde duvar olmayı başaran, şirin sahil kasabalarını otoban kenarı dinlenme tesisine dönüştüren Karadeniz Sahil Yolu’na bir bakın lütfen. Bu elbette bu firma kötü iş yapar, yanındaki daha iyi anlamına gelmemeli. Altını çizmeye çalıştığım alengirli altyapı projelerinden, sağlıklı üstyapılar kaçınılmaz olarak çıkmayacağı.

Artvin’de Olanlar Üzücü Ama, Artvin’e Yolum Düşmez, Haliyle Hadise Beni Pek İlgilendirmiyor
Çok ‘talihsiz bir beyanat’ bu! Şu noktada altın madeninin Artvin’in sonu olduğuna eminiz de Artvin çok uzak, insanını bilmem vs. diye ilgisiz mi davranıyoruz? Böyle bir insan çeşidi olduğunu sanmıyorum ama yine de varmış gibi yapalım. Açıkçası, belki haklısınız. Artvin bir ekolojik feda alanı hale gelecek ve diyelim ki –olmaz ya- çevresel etki Artvin ile sınırlı kalacak. Artvinli de pılını pırtısını toplayıp, dükkanı kapatıp, yurdun dört yanına yavaş yavaş dağılacak. Tüm bu hikaye sizi rahatsız etmiyorsa da şunu bilmeniz gerekiyor. Böylesi üst düzey dava ve mücadeleler örnek teşkil ediyor. Sadece hukuki içtihatlardan bahsettiğimi düşünmeyin. Artvin davasını göz ucu ile takip eden onlarca yatırım olduğuna ve sürecin geçtiğimiz hafta içinde evrildiği yeni durumu ellerini ovuştururcasına takip ettiklerini varsayabiliriz. Artvin sürecinin gidişatı bugüne kadar saldırgan sermaye gruplarını daha temkinli, yerel ekoloji mücadelesi verenleri de daha cüretkar olmaya itti. Dolayısıyla Artvin mücadelesinin eninde sonunda sizin mahalleye, köye, ve vadiye bir etkisi olacağından emin olabilirsiniz. Bu etkinin yerel demokrasi güçlendirilmesi, müşterek mirasın ve kaynakların korunması yönüne olmasını arzu ediyorsanız siz de Artvin yanında ses çıkarın. En dar zamanda ummadık zaferler büyük sıçramalara tekabül edebilir. Artvin’in mücadelesi hem bu sıçramaya aday, hem de bu zaferi hakkediyor.

Cerrahpaşa’nın Ben de Yanındayım, Yaşasın Cerrahtepe!
🙂 Aynen! yaşasın ARTVİN, yaşasın CERATTEPE!….

Haberler