Bana Arabanın Plakasını Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

Bana Arabanın Plakasını Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

Sportif alanda zihinsel performans antrenörlüğü yapan NationalTurk yorumcusu Ersin Afacan’ın “Bana Arabanın Plakasını Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim” başlıklı yazısı;

Spor kültürümüzde yer alan sporcu, antrenör, menajer ve diğer insanların çoğunun sahip oldukları son model arabalar herkesin dikkatini çekmektedir.

Dikkat çeken durumlardan biri de bu insanların genelinin arabalarına kendi isimlerini çağrıştıracak harfleri yazdırmalarıdır. Örneğin ben, şöyle bir plaka alabilirim: 35 EA 45. Peki bu insanların neden böyle yaptıklarını merak ettiniz mi? Ben merak ettim ve bu konuda bir deneme yazısı yazmaya karar verdim.

Öncelikle şunu hatırlatmak isterim ki, “Her davranışın temelinde en az bir ihtiyaç, korku ve kaygı vardır.” Peki insanların aldıkları arabaların plakalarına isimlerini yazdırmalarındaki korkular ve kaygılar nedir? Neden böyle bir davranışa ihtiyaç duyarlar? Bu soruların cevaplarını psiko-sosyal alanlarda çalışan uzman kişilerden yapacağım alıntılarla cevaplandırmaya çalışacağım.

Erich Fromm “Özgürlük Korkusu” adlı kitabında bakın neler yazmış: “Biletlerimizi aldığımız tren görevlisi bize adını söyler. El çantaları, oyun kağıtları, taşınır radyolar üzerine sahibinin baş harfi yazılarak kişiselleştirilir. Bütün bunlar, farklı olmaya duyulan açlığın göstergeleridir ama aynı zamanda da bunlar neredeyse elimizde kalan son bireysellik izleridir.” (1)

Mustafa Erkal “İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri” adlı kitabında bakın neler yazmış: “ Bazı fert veya gruplar, toplumun diğer fert ve gruplarından kendilerini ayırmak için bir harcama yolu seçmektedir. Böylece tüketimde gösterişe varan bir tercihle statü elde etmek ve bunu korumak amaçlanmaktadır.

Birçok mal, asıl gayelerine uygun olarak kullanılıp tüketilmek yerine, fizik yapılarıyla statü sembolü rolü oynar. Çeşitli itibar sağlayıcı malların tüketimi hızla artmaktadır.” (2) Psikolojik bakış açısından bu tür durumlara “itibar kazanma kaygısı” da denilebilinir.

Karen Horney “Çağımızın Nevrotik Kişiliği” adlı kitabında bakın neler yazmış: “Nevroz, bir hastalık veya çocukluğun tekrarı değil, kültürel yapıyla etkileşim içinde benimsenen bir yaşam biçimidir. Nevrozlarda ortak olan temel özellik şudur; kaygılar ve bunlara karşı oluşturulan savunmalar.

Nevrotik süreci başlatan motor güç kaygıdır. Nevrotik insanlar, başkalarının onayına veya sevecenliğine aşırı bağımlıdır. Yani nevrotik sevecenlik ihtiyacı, hoşlanılıyor olmanın gerçek öneminin gözde büyütülmesine yol açar. Günümüzde sevecenlik, güç, saygınlık ve mal-mülk arayışı kaygıya karşı güvence kazanma amacıyla başvurulan yollardır.” (3)

Doğan Cüceloğlu “Yeniden İnsan İnsana” adlı kitabında bakın neler yazmış: “ Kendi benliğini değerli gören, kendine güveni yüksek olan kimselerin, başkaları tarafından beğenilmeye ihtiyacı daha azdır. Kendi benliğini değersiz gören, kendine güveni olmayan kişilerin ise, daha çoktur.” (4)

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım, sosyal egonun yüksekliğinden kaynaklanan ve başta itibar olmak üzere çeşitli kaygılar içeren bu nevrotik tutum için sporcular neler yapabilir? Öncelikle şunu bilmeliyiz ki yeni kuşak sporcular, formel eğitime daha çok muhtaç. Çünkü günümüzde, görenek yolu ile öğrenmek demode olmuş bilgileri öğrenmek demektir. Görenek yolu ile belli bir zamana ait bilgileri öğrenebiliriz.

Yani sporculukta artık yaşlı olmak ile tecrübeli olmak örtüşmüyor. Bu durum, sportif bilginin çok değişken olmasından kaynaklanıyor. Formel eğitimde ise öncelikle sporcunun bireysel değişimi ele alınmalıdır. Bireysel değişme, “nereden geliyorum ve nereye gidiyorum?” sorusunun “niçin ve nasıl” sorularıyla derinleştirilmesidir.

Doğan Cüceloğlu “İyi Düşün, Doğru Karar Ver” adlı kitabında dediği gibi “Paradigma değişikliği yapılmadan davranış ve tutumda yapılan değişiklikler yüzeysel ve kısa süreli olur. Bu demek oluyor ki ‘kalıplanmış’ birine zorla ‘gelişmiş’ biri gibi davranmayı bir derece öğretebiliriz. Ne var ki bu davranış yüzeysel ve kısa süreli olmaya mahkumdur.” (5)

Bu nedenle, sporcu başta olmak üzere her spor insanının bireysel değişime gönül vermesi yani kendisini gelişime adaması gerekir. Fakat bizim spor insanlarının genelinde boşvermişlik, aldırmazlık ve bilgisizlik var. Böyle bir sosyal yapıda mental antrenman yapmamız ve Avrupa standartlarında spor insanlarını yetiştirmemiz çok zor. Çünkü mental antrenman, gönüllü ve uzun süreli bir çalışmadır.

Dolayısıyla sporda psiko-sosyal uygulamayı yani mental antrenmanı zorunlu kılan neden, sporun seyircinin tezahüratından, sporcunun becerisine ve kişiliğine kadar felsefenin, psikolojinin ve sosyolojinin içinde olmasıdır.

Ersin Afacan / NationalTurk

KAYNAK

(1) Fromm, Erich; Özgürlük Korkusu, Çev.; Roza Hakmen, Yaprak Yayınları, İstanbul-1985
(2) Erkal, Mustafa; İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri, Der Yayınları, İstanbul-1994
(3) Horney, Karen; Çağımızın Nevrotik Kişiliği, Çev.; Selçuk Budak, Öteki Yayınları, Ankara-2003
(4) Cüceloğlu, Doğan; Yeniden İnsan İnsana, Remzi Kitabevi, İstanbul-1991
(5) Cüceloğlu, Doğan; İyi Düşün, Doğru Karar Ver, Sistem Yayıncılık, İstanbul-1995

Haberler