Her şey Çin’de iki köy arasında başladı…

Her şey Çin’de iki köy arasında başladı…

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “Her şey Çin’de iki köy arasında başladı…” başlıklı yazısı;

Müslüm Gülhan

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “Her şey Çin’de iki köy arasında başladı…” başlıklı yazısı;

“Futbol, günümüzde artık sadece bir spor olmaktan çıkmış, ekonomik, siyasi, kültürel ve toplumsal açıdan bir iktidar ve güç nesnesi haline gelmiş durumda”

“Brezilya’da futbol, siyasi kariyer yapma açısından çok önemli. Örneğin, Fernando Collork, Brezilya Cumhurbaşkanı olmadan önce ‘Centro Deportivo Alagoano’ adlı futbol klübünün başkanıydı. Brezilya futbolda kendi sitilini yaratmayı da başardı. Bu stil birçoklarına göre Brezilya’nın kültüründe var olan ünlü samba dansından esinlenmiş durumda. Brezilyalı futbolcular, bu ülkede neredeyse milli dans haline gelmiş olan samba hareketlerini bilinçaltından oynadıkları futbola da yansıtıyorlar. Bu durumda da oynadıkları futbol estetik açıdan oldukça keyif verici oluyor. ”

“Arjantin’deki azınlık grupları da futbol sayesinde, diğer alanlarda olmadığı kadar öne çıktılar. Peronizmin destekçileri, futbolu, rejime bağlılıkla bütünleştirdiler ve böylece geniş alt sınıfları rejime bağlamayı başardılar. Arjantin milli takımının antrenörlüğünü yapan Cesar Menotti’nin ipleri eline almasıyla ‘Arjantin stili’ yeniden ağırlık kazandı. Oyunda aldatma ve son derece zeki anlık buluşlar, bugün Arjantin stili futbolun en önemli özelliklerini oluşturuyor.”

“Afrika’da futbol giderek ülkeyi ve yerlileri birbirine bağlayan bir araç haline geldi. Ve bu o kadar ileri gitti ki, Afrika ülkeleri, eskiden sömürgeleri oldukları ülkelere futbol sayesinde kafa tutmaya başladılar. Senegalli taraftarlar da tribünlerde futbol formalarından çok geleneksel kıyafetleriyle yer alıyorlar. Bütün bunların altında aslında futbolun da ötesinde bir milli kimlik yatıyor. Senegalliler için futbol işte bu milli kimliği, tüm dünyaya göstermek için bir araç niteliğinde.”

“Japon milli takımı, Japon geleneklerinde var olan saygıyı sahaya da taşıyorlar. Futbolcular son derece çalışkan ve disiplinli. Oyun düzeni hiç bozulmuyor. Futbolcular, sadece kendilerine verilen görevi yapıyorlar. Serbest oynayan oyuncu nerdeyse hiç yok.” “Disiplinleriyle ünlü Almanların milli takımındaki futbolcuların oynayış tarzları da adeta bir makinanın işleyişini andırıyor.”

“Türk milli takımının katıldığı uluslararası futbol karşılaşmalarında da kendini Avrupa’ya kanıtlama, Türklerin ne olduğunu gösterme duygusu hakim.”

Yukarıdaki analizleri sosyal bilimci olan Sayın Prof. Dr. Emre Kongar yapmıştı. Yapılan tüm analizler ülkelerin karakteristik davranış özelliklerinin futbol oynarken de benimsenerek sistematik kurgu haline getirmeleridir. Yani bir oyun anlayışıdır, ‘ekol’dür.

Sosyal bilimciler ve antropologların yaptıkları incelemelerin sonucudur ortaya çıkan insani davranış şekli ile bunun insan vücudunda şifrelenmesi toplumsal farklılıkları ortaya koyar. Ve bunun oyun olarak sahada kurgulanması da ‘ekol’ denen kimliği belirtir. Her şey Çin’de başladı. Çin’de iki köy arasında oynanan ve tüm köy halkının oynadığı bir oyun İpek Yolu’ndan Hindistan’a gelmesiyle İngilizler futbolla tanıştı.

İngilizlerin kurallı ve ölçülü alanda oynanan bir oyun haline getirmesiyle kendi kültürlerine uygun bir kurgu haline getirdiler bu oyunu. Sayın Kongar’ın Türkler ile yaptığı analiz bir ‘ispat’ çabasından başka bir şey olmadığıdır. Yani bir ekolden bahsetmek mümkün değil, ama kaotik bir davranış kargaşasından bahsetmek mümkündür.

Bizim yapımızdaki ülkelerde; güce dayalı dönemsel değişkenlikler ilk önce kendini futbolda göstermektedir. Çünkü kitlesel algı manipülasyonun yapılacağı en etkili kutsal alan statlardır.

Ve toplumda kabul gören tüm geçerli iletişim ve çıkar argümanlarının tamamı hemen futbolun içinde şekil bulur. Metin Oktay, Can Bartu ve Lefter dönemiyle bugünkü dönemi kıyasladığımızda ortay çıkan açık; tamamen iki dönem arasındaki yaşam kalitesi farklıkları ve değişkenlikleri yakalayarak doğru uygulanmasıyla ilgili farklardır. Bu fark kültür çatışmasıdır.

Günümüzdeki ekolü oluşturulamayan futbolun kültürel yapısı; futbolun iç dinamiklerini tamamen reddederek, siyasi ve maddi bir rant alanı haline getirilmesini sağlayan davranış şekillerini içinde barındırır. Oynanan oyunun karşılığı güçlünün kabulüdür.

O yüzden Kulüpler Birliği futbolu ele geçirdi. TFF o yüzden devre dışı kalarak sadece memuriyet görevine kadar indirildi. O yüzdendir ki; Beşiktaş Stadı yıkıldı ve bitirilmiyor. O yüzden Çarşı yargılanıyor. Ve son olan; Amedspor ile Bursaspor’un kupa maçı öncesi ve sonrası yaratılan algı; tamamen futbolu reddederek siyasi ve etnik kıyas yüklemek ve buradan bir şiddet alanı yaratarak günün koşullarına uygun avantaj çıkarmak üzere kurgulanmıştı. Sahada atılan bir tekmenin savaş galibiyeti kadar beklentisinin yükletilmesinin içeriği ne spor olur, ne de futbol olur. Bunun karşılığı kin ve nefrettir. Ortak yaşamın avantajlarını kullanarak bir bütünlük yaratmak ve bir kurguyla her koşuldaki eşit değer içeren toplumsal içerik sağlanırsa, o zaman bize ait karakteristik anlam ifade ederdi. Önceliğimiz bu olmalı. Oynanan futbol; bu dönemin koşullarına göre ve yaşamın dönemsel beklentilerine göre şekillenmiştir.

Bu hem bizim, hem de futbolumuzun kimliksizleştirilmesinden başka bir şey değildir.

Tabi buradaki en önemli karşılık; dönemsel beklentileri karşılayan insan figürlerinin fazlasıyla ortaya çıkmasıdır. Sayın Kongar’ın değerlendirmeleri bizde de karşılık buluyor!

Her şey Çin’de iki köy arasında başladı.

Müslüm Gülhan / NationalTurk

Haberler