İlber Hoca’dan Emre Mor’a

İlber Hoca’dan Emre Mor’a

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “İlber Hoca’dan Emre Mor’a” başlıklı yazısı;

Müslüm GülhanNationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “İlber Hoca’dan Emre Mor’a” başlıklı yazısı;

Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ederken İlber Hoca’nın Milli Takım ile yaptığı söyleşiyle ilgili konuşuyorduk, tabi söz döndü dolaştı kitap okumaya geldi?
Dedi ki: “Türkiye’de kitap satış oranında artış varmış.”
Şaşılacak durum…? Neyse sonra asıl cevabı verdi: “Ama bu artış %70 test kitaplarından dolayıymış!”
İşte bizim için asıl cevap buydu.
Kitap okumayan bir toplumda hangi evrensel bilgi ve değerleri nereye oturtabiliriz ki…
Yöresel figür kalmamızın nedeni budur.
Şimdi, futbolcuların eğitim seviyeleri, okuyamadıkları kitap sayısını ve gazetelerin sadece spor sayfalarını okumalarını bir kenara koyalım!
İlber Hoca, Fatih Terim’in popülist (!) isteğini kırmayarak Milli Takım kampına gitti ve futbolcularla bir kısa söyleşi yaptı.
Sonuçlarından önce bazı saptamalar yapmak lazım:
Hiçbir sistematik kurgusu olmayan ve “ekol” diye tarif edeceğimiz hiçbir kimlik değeri olmayan bir ülkenin futbolu ancak anlık beklentiler üzerine kurgulanmış reflekslerle sonuç bulmaya çalışır.
Çünkü sistematik yapı bilgi gerektirir.
İlber Hoca’nın da yapmış olduğu söyleşi futbol adına bu reflekslerden biridir.
Üç büyüklerde oynamaktan başka hedefi olmayan futbolcuların, birtakım soyut kavramlar üzerine kurgulanmış hayat beklentileri ile uyuşan bu mesleki hedefleri global hale getirmesi mümkün olamaz.
Avrupa’da oynayan futbolcular bile maalesef bu beklentiler üzerinden Milli Takımı seçerek varmaya çalıştıkları Türkiye ve para beklentisi; hedef küçülmesine ve başarının daraltılarak para ve popülist endeksli bir kısır çekişmeye gitmelerini sağlamaktadır.
Kendileri için büyük futbol için küçük hedefler…
Sovyetler Birliği zamanında futbolcularının 16 yaşına geldiklerinde tüm klasikleri okumalarının dayanağı; kültürel bir yaşamın kaçınılmaz olmasıdır.
Çünkü hedefleri; insan olabilecek varlığın tüm bilgi donanımlarına sahip olarak hayatı kurgulamak ve mesleklerini icra etmektir.
Şimdi bağlantılara devam etmeye çalışalım;
İlber Hoca entelektüel birisi…
Bir söyleşi veya panele katıldığı zaman söyleyeceklerinin anlam kazanması, karşısındaki kitlenin bilgi zeminlerinin gerekli olan asgari düzeyde olması gerekir.
Eğer bu seviyeye ulaşmamış bir kitle ile yapılacak söyleşinin amacı ve sonucundan bir beklenti olmaz ancak resmin kendisi kullanılarak popülist bir hedef oluşturulur.

Birinci sonuç; içerik değil resimdir.
Gelelim Terim’in bir türlü getiremediği gurbetçi oyuncuları bir kıvama (gaza) getirme stratejisine.
İşte bu noktada Emre Mor devreye giriyor.
Emre Mor’un Dortmund ile yaptığı beş yıllık anlaşma kendisi için ne kadar önemliyse Alman ve Avrupa futbolu için de o kadar önemli.
Eğer Türkiye Milli Takımını seçip ve bir de üç büyükler hedefi doğrultusunda hedef küçülterek devam etseydi ciddi bir kayıp olarak literatüre geçecekti.
Dortmund bir genç futbolcu için gelişimini tamamlaması açısından Avrupa’nın en iyi kulübü.
En önemli kazançları; bir “Alman ekolü” çerçevesinde yapıya sahip olması ve genel bir kurgu kültürü çerçevesinde var olması.
İkincisi; kulüp olarak da kendi oyun kültürleri ve sistemlerini bu “Alman Ekolü” üzerine oturtmalarıdır.
Emre Mor her iki kurgu çerçevesinde hem sistematik sadakat ve disiplinel bir kültüre sahip olacak hem de görev bilincinin ne olduğunu ve ahlaki sorumluluğunu bu sistematik kurgularda uygulamalı olarak görecek.
Bundan büyük zenginlik ve mesleki donanım olabilir mi?
Fakat en büyük çelişkisi; Milli Takımdaki kaos üzerine oturtulan oyun şekline nasıl adapte olacağıdır?
Bu kadar düzen ve kurgudan, bu kadar kaos ve refleks oyununa geçiş tüm dengesini bozacaktır ki; birinden birine olumsuz etkisi kaçınılmaz olacaktır.
Eğer Milli Takım ile şampiyon olunup büyük prestij kazanılacaksa, sanırım bu tarihsel analiz yanında güncel gerçeklerin ortaya konulması ile daha etkili olurdu.
Çünkü Terim, Emre Mor ve diğer gurbetçi futbolcuları soyunma odasında ”Vatan Millet Sakarya” söylemleri ile istediği kıvama getiremediği için, İlber Hoca’nın tarihçi olarak belki farklı söylemler ile aynı hedefe, yani kendine yaklaştırabilir diye umdu sanırım.
Takım İlber Hoca’nın gazına gelir mi bilmem ama İlber Hoca, Terim’in gazına geldiği kesin.
İkinci sonuç budur.

Müslüm Gülhan / NationalTurk

Haberler