Korkak Denizli’nin İhtirasları

Korkak Denizli’nin İhtirasları

Sportif alanda zihinsel performans antrenörlüğü yapan NationalTurk yorumcusu Ersin Afacan’ın ‘Korkak Denizli’nin İhtirasları’ başlıklı yazısı;

ersin-afacanSportif alanda zihinsel performans antrenörlüğü yapan NationalTurk yorumcusu Ersin Afacan’ın ‘Korkak Denizli’nin İhtirasları’ başlıklı yazısı;

Mustafa Denizli, geçtiğimiz günlerde Galatasaray’daki görevinden istifa etti. Çalıştığı kısa sürede istenilen başarıyı ve farkı ortaya koyamayan Mustafa Denizli’nin takip edebildiğim kadarıyla şu temel hataları vardı:
1. Yardımcı antrenörlerini seçmeden tek başına işe koyuldu.
2. Futbolcuların (özellikle yabancıların) istediği taktik antrenmanları yeterince yapmadı.
3. Bir maçtan sonra “psikolojim iyi değil” diyerek zaten mental desteğe ihtiyacı olan takımın başında, mental açıdan yeterli olmayan bir teknik direktörün olduğu imajını verdi.
4. Sık sık kadro değişikliği yaparak hem şansını zorladı hem de takımın belli bir oyun şablonu ve tempoyu yakalamasını engelledi.

denizli

Dolayısıyla bunları yazarken 05-07-2000 Çarşamba günü yani bundan yaklaşık 16 sene önce, Salihli’nin yerel gazetelerinden biri olan Gelişen Salihli Gazetesi’nde yayımlanmış olan bir makalem aklıma geldi. Geçmişi hatırlamak amacıyla bu yazımı paylaşmak istiyorum.

Korkak Denizli’nin İhtirasları

Bir Avrupa Futbol Şampiyonası daha geride kaldı. Tarihimizde ikinci kez katıldığımız bu şampiyonada önemli bir engele rağmen çeyrek finale çıktık ama bu engel bizi yarı finalden hatta finalden etti. Neydi bu engel? Tabii ki Mustafa Denizli.

Eleme Grubu’nda şans eseri kolay bir grupta yer aldık. Almanya haricindeki takımlar, bizden her yönüyle daha güçsüzdü. İkinciliğin garanti olduğu grubumuzda gerçek başarı Almanya’yı geçip birinci olmaktı. Buna rağmen ikinci olmamız büyük bir başarı olarak lanse edildi. Eleme maçlarında gerek kadro seçimi, gerek taktik anlayışlar, gerek sistem seçimi, gerekse de oyuncu değişikliklerinde yanlışlıklar yapan Denizli hem kaliteli futbolculara sahip olması, hem de şansının yardımıyla A Milli Takımımızın şampiyonaya katılmasını sağladı. Hatice’ye değil, Netice’ye bakarsak Denizli başarılı ama temaşa sporu olan futbolda Hatice yani oyun da çok önemli.

Şampiyona başlamadan önce, modern futbolun sistemi olan 4-1-3-2 ile oynayan ve orta sahada pres, alan savunması, kısa paslarla organize ataklar geliştirip kolektif oyun sergilemek ve sarkık liberoyu kaldırıp ön libero ile mücadele ederek günümüz futbolunun gereklerini yerine getiren Fatih Terim’li Galatasaray, bileğinin hakkıyla UEFA şampiyonu olmuştu. Arsenal ile oynanılan final maçındaki 4 yabancı ve sakat olan Bülent haricinde bütün futbolcular milli takım kadrosundaydı. Yani Denizli’nin elinde 4-1-3-2’yi çok iyi uygulayan bir takımın iskeleti vardı ki bu futbolcular, formlarının zirvesindeydi. Denizli, bu futbolculara 5 futbolcu daha ekleyip şampiyonaya katılması gerekirken ne yaptı?

Şampiyonadaki bütün maçlarda takımı 3-5-2 sistemiyle oynatırken ana taktik olarak hep defansı düşündü. Yani, hepsi Avrupa standardında olan futbolcularımıza futbolu yasakladı. Yine şans eseri, turnuvanın en kolay grubunda yer alan milli takımımıza GS’nin ideal kadrosundan 3 futbolcuya yer veren Denizli, İtalya maçında antifutbol oynattı ve şans eseri fark yemekten kurtulduk. İsveç karşısında kadro değişikliği yapan Denizli, anlayışına devam ettiği için bu maçtan beraberlikle ayrıldık ve bu maç otoritelerce turnuvanın en sıkıcı maçı seçildi. Belçika maçında Rüştü ve Hakan Şükür’ün harika oyunlarına Denizli’nin meşhur şansı da eklenince çeyrek finale çıktık ama değişen hiçbir şey yoktu. Portekiz karşısında da defansif anlayışlı korkak futbolumuz devam ederken (ülkemizdeki futbol yapısından da kaynaklanan) Alpay’ın boksörlüğü ve Arif’in sorumsuzluğu milli takımımıza ve Denizli’ye “Dur” dedi. Tayfur, Ogün ve Ergün gibi penaltıcıların yer aldığı takımda Arif’in gidip topu alarak penaltı atması takımdaki disiplin seviyesini de ortaya çıkardı. Arif’in asıl amacı penaltıyı gol yaparak İspanya’ya gitmeden önce reklamını yaptırmaktı.

Bütün bunlara rağmen çeyrek finale çıkmamız ve kötü oynasak da netice almamız Denizli’nin başarısı ve futbolumuz için bir gelişmedir. Fakat sistemde, taktiklerde, oyuncu seçiminde ve değişikliklerde fahiş hatalar yapan Denizli’nin futbol anlayışı yüzünden her maçta; stoperleri adam markajı yapan defansımız dağıldı, orta sahayı rakibe verdik, oyun kurmakta zorlandık, pas yapamadık ve organize ataklar geliştiremedik. Dolayısıyla hücumda çoğalamadık ve en kötüsü “alternatifsiz santrafor” ve “tek başına tehlike” olan Hakan Şükür gibi bir forvete top atamadık. Her şey bir yana beni en çok üzen, Avrupa Şampiyonu olan Galatasaraylı futbolcular ile süper maçlar çıkaran Rüştü ve Alpay’ın, Mustafa Denizli’nin şansa dayalı garip futbol anlayışı nedeniyle “acizlik” içinde kalmasıydı.

Şayet milli takımımız, Galatasaraylı futbolcuların iskeletini oluşturduğu 4-1-3-2 sistemi ve hücum ağırlıklı futbol anlayışına dayalı maç taktiği ile şampiyonada yer alsaydı eminim ki yarı final veya final oynardık. Çünkü bizim futbolcuların diğer futbolculardan hiçbir eksiği olmadığı gibi fazlalıkları bile var. Jupp Derwall’in “Mustafa’nın futbol konusunda şansa güvenen maceracı bir yanı var. Mustafa ne yaptıysa ya da ne düşündüyse, hangi oyuncuyu değiştirdiyse şans hep O’ndan yana olmuştur” (1) dediği Denizli’nin yerinde olsaydım duygusallığı ve şansı bırakıp akla ve bilime güvenerek şöyle bir kadro kurardım:

kadro
Son olarak milli takımımızın başına Rıza Çalımbay’ın getirilmesini isterdim. Çalımbay, bu işi başarabilecek kapasitede ama Şenol Güneş’e de güveniyorum. İnşallah Güneş, milli takıma modern futbol oynatır.
KAYNAK:
1. Derwall, Jupp; Türkiye Anıları, Çev.; Ali Saydam, Bersay Yayıncılık, İstanbul-1993
twitter.com/mentaldestek

Ersin Afacan / NationalTurk

Haberler