Özgürlük ve Fatih Terim’deki karşılığı

Özgürlük ve Fatih Terim’deki karşılığı

Müslüm GülhanNationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “Özgürlük ve Fatih Terim’deki karşılığı” başlıklı yazısı;

Aslında yazacaklarım tüm antrenörlerin ve eğitimcilerin karşısında bulunan bir durum.

Ama gündem antrenör olarak Fatih Terim üzerinden gittiği için onu baz alarak devam etmekte yarar var, çünkü sistemin de önemli parçası. Önceki akşam da bu konunun ne kadar önemli olduğu, saha ile kenar yönetim arasında bir türlü kurulamayan bağ ile ortaya çıktı.

Öncelikle yeni nesil olarak “Y nesli”ni tanımakta yarar var ki olamayanları anlamak gerek.

Y nesli, 1980-1999 arası doğanlardır. Y neslinin en yaşlısı 33, en genci ise 14 yaşındadır. Kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil özelliği taşırlar. Çünkü onlar bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar. Bu yüzden, iş saatinden ziyade işe odaklanmaları gerekiyor. Bu durumda onları işin bir parçası haline getirmek önemlidir. X nesline göre Y neslinin örgütsel bağlılıkları azdır ve çok fazla iş değiştirdikleri de söyleniyor. Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. Y nesli, çok farklı kişisel özellikler taşımakta ve özellikle üniversitelerden yeni mezun olanları kapsamaktadır. Y neslinin uyumsuz olduğu, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tuttuğu da bir gerçek. Bu durum aşırı bireyci olmasından ve otorite tanımamasından kaynaklanıyor. Bu nesil kural tanımıyor. Ülkemizin yüzde 35’ini oluşturdukları söyleniyor. Yani 27 milyon genç.”

Fatih Terim otoriter bir antrenör temsilcisidir.

Kuralları kendi koyar ve herkesin uymasını ister. Sahadaki tüm sorumluluğun kendisinde kalmasını istediği için kolay kolay kimseye sahada ciddi sorumluluk vermez ki; alan var gibi görünse de; o sorumluluk duygusundan değil, maç öncesindeki soyunma odası ve kenardaki gaza getirecek ajite davranış ve söylemleri kullanmasından kaynaklanmaktadır.

Özgürlük onun için bir lükstür.

“Y neslin”e baktığınızda; otoriteye karşı, özgürlüklerine düşkün, örgütsel bağları az yani takım ruhunu sağlamak zor, maddi olanaklara ulaşmayı hemen istiyor ve kendisi gibi düşünmeyeni acımasız eleştiriyor.

Terim ile Y nesli arasındaki uyumun söz konusu olmadığını çok net görüyoruz. Üst düzey bütün takımların, milli takımların neden demokratik antrenör özelliklerine sahip antrenörlerle çalıştıklarını sanırım şimdi daha net anlıyoruz.

Sahadaki oyunun kalitesi ve başarısı tamamen bu unsurların dikkate alınmasıyla başladığı artık bir gerçek.

Sistematik kurgunun oluşumu; bireysel özellikleri net olarak tanımlanmasıyla buna en uygun kurgunun senkronize edilebilmesiyle gerçekleşir. Aksi taktirde Terim’in önceki akşamki kurgusu ve daha önceki kurguları gibi sadece kalabalıktan meydana gelen bir birikimden söz edebiliriz. Tabii ki bunun nedeni oyun anlayışı olarak bireysel özellikleri bir kenara bırakarak “ben yaptım oldu” anlayışına en uygun kaos ortamını yaratmasıdır.

Terim gibi birçok yetki sahipleri varlıklarını ancak kaos ile sürdürebilecekleri için, bu ortamın kaybolmasına asla izin vermezler. Hatta zaman zaman dozajını yükseltirler.

“Y nesil” ise kaostan nefret eder.

Kazanmaktan ve kısa zamanda başarıya ulaşmayı hedef alırlar ki; bu bir antrenörün arayıp da bulamayacağı bir nimettir. Mühim olan bunu değerlendirebilecek anlayışta antrenörün olmasıdır.

Kendilerini ikna edecek bir yapı içerisinde, saha içindeki doğru ve yeteneklerini kullanabilecekleri görevlerinin yanında, özgürce oynayabilecekleri bir sistemi benimserler.

İşte bu yüzden Terim ile tüm futbolcular Avrupa Şampiyonasında kriz yaşadılar.

Global oyun kurallarının geçerli olduğu bir oyunda, yöresel davranış modelleri belki içerideki duygusal yönlendirmeye katkı yapabilir, ama uluslararası alandaki her ortamda yetersizlik olarak da kendini gösterir. Böyle de acımasız bir ceza anlayışı var.

Y nesil ile ancak işbirliğiyle ortam sağlandığı taktirde sürecin sağlıklı yürümesi açısından iyi bir başlangıç oluşur.

Fakat bir takım oluşturmak ve bunu başarıya ulaştırmak için antrenörün donanımları ve davranış kültürü belirleyici rol oynar. Terim’in ve onun zihniyetindeki anlayışın açmazları burada başlıyor.

Otoriter ve antidemokratik bir davranış kültürü ile bu yüzyılın gençliğini anlamak mümkün değildir.

Daha önceki nesillerde birtakım objeler ve katı baba anlayışı geçerli olabilir, ama o da süreci her zaman yetersiz kılmıştır. Anlık başarıların ve inanılmayacak sonuçların alındığı, fakat hiçbir zaman istikrarı ve sürdürülebilir başarıyı getiremeyen bir süreci yaşattı.

Bu az gelişmişlik tepkilerini kontrol etmek için geçerli bir başarı olarak kabul ediliyordu. Tabi sürecin asıl galibi Terim ve Denizli gibi kısa zamanda ciddi maddi kazanç sağlayan, fakat hiçbir kurumsal yapı kuramayanların zaman dilimine neden oldu.

Kavimler göçüyle Amerika’ya giden Hakan Şükür’e o zaman bir araba sözü bile her şeyi farklı boyuta sokabiliyordu. Birbirlerine küsmelerine rağmen.

Ama şimdi bir prim yüzünden otoriter yaklaşıma karşı duruş sergileyen davranış başarıya da etki edebiliyor.

Terim’in Arda’yı, Gökhan’ı, Selçuk’u kadroya almamasındaki sebep oyuncuların tutumu değil, Terim’in otoriter anlayışını kişiselleştirerek rövanşız bir tutum almasından kaynaklanmaktadır.

İçinde bulunduğu tepki o kadar büyük ki çok rahat Milli Takımı bile buna alet edebiliyor.

Tüm bunların altında yatan kaygı ise yetersizliklerin artık tamamen ortaya çıkmasıdır.

Acaba, “Milli Takımdan ayrılayım ama tazminatımı da alayım…”

“Avrupa Şampiyonasında başarısız oldum, Dünya Kupası Elemelerinde de başarısız olursam Milli Takım defteri kapanır ve gidersem bir daha dönemem…”

“Bari kaos ortamı yaratarak gençlik yapılanmasıyla kötü giden süreci kaybetsem bile lehime çevireyim…”

“Avrupa Şampiyonasındaki başarısızlığın sorumluluğunu sadece ben almayayım, Arda, Gökhan ve Selçuk’u kadroya almayarak onların üzerine bırakayım…” gibi düşünceler Terim’in kafasından geçiyorsa vah olsun Y neslin haline.

İşte donanım sorunları insana böyle şeytanın avukatlığını yaptırıyor.

Terim o yüzden çok başarılı bir politik antrenördür. Her şeyi tartarak hesaplayarak kamuoyunun önüne çıkıyor. Amacı haklılığı veya haksızlığı değil, amacı kaos ortamından beslenerek süreci farklı kılmaktır.

Bugünkü yetkili kurumlardaki insanların donanımlarına bakınca Y nesli için üzülmemek elde değil.

Kendilerini anlamakta zorluk çeken bir zihniyetin dayatmaları karşısında, kendilerini korumaktan başka yaşam anlayışları kalmayan bir nesilden başarı beklemek, farklılık yaratmalarını beklemek ve dünyayı değiştirmelerini beklemek onlara karşı yapılan bir haksızlıktır.

Önce Y nesil’e özgürlüklerini vermek gerekiyor.

Ama karşılarında devşirilmiş bir zihniyetten bahsediyoruz.

Çünkü bu zihniyet maalesef bu nesle cevap veremediği gibi, onları da köreltip kendilerine benzetmek için ellerinden gelini yapıyorlar.

Müslüm Gülhan / NationalTurk

Haberler