Sanırım “kandırıldık”

Sanırım “kandırıldık”

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “Sanırım ‘kandırıldık” başlıklı yazısı;

“Pierre Bourdieu’nun yaklaşımı doğrultusunda spor alan, değerli olan bedensel sermayenin ekonomik sermayeye dönüştürülmek için oyuncuların mücadele ettikleri bir toplumsal alandır.”

Bedensel sermayenin ekonomik sermayeye çevrildiği en etkili spor alanlarından biri futboldur.

Gerçek futbolun ve futbol emekçilerinin olduğu alanın yanında, kirliliğin ve ’rant’ mekanizmasının da en etkili olduğu alan da futboldur. Dikkat! Sermayeden, paradan bahsediyoruz…

Maalesef bizi ikincisi bağlıyor tabii…

Futbolun kuvvetli etkisi, toplumu dizayn etmek ve rantı yönetmek için, kullanılabilme şekline göre önemli toplumsal topraklama aracı olabilmektedir. Ve bu süreç ülkelerin sosyal ve ekonomik dinamiklerine göre farklılıklar gösterir.

Kimi ülkeler bunu kültür emperyalizminin aracı olarak kullanarak ciddi bir girdi sağlayarak etkin kılar, kimi ülkelerde, ki biz bu ülkelerdeniz, kurumsallaşma ve kültürel etkilerin kaygısı olmadan, içine kapanıklığı ile futbolu bir kullanma aracına dönüştürdüklerinden, bu dizayn ve rant mekanizmasının argümanı olurlar.

Argüman olmanın temel noktası; alt gelir grubu ailelerinin çocukları için bir kurtuluş amacı doğrultusunda gördükleri futbolda ki öyle pazarlanıyor, ekonomik sermayeye dönüşümü aşamasındaki entelektüel ve kültürel değişkenlikleri atlamış olmasıdır.

Aslında bu sosyal statü değişiminin bedelin ödetildiği diyet olarak da algılandığı bilinir. Akademik ve sosyal gelişim bilerek, isteyerek rant beklentisine kurban ediliyor.

Çünkü ’rant’ beklentisi diğer tüm zorunlu beklentileri kör etmektedir.

Ülkemiz dahil, futbolu devlet mekanizması tarafından yönetildiği ülkelerde, federasyon ve kulüp başkanlarının atanma şekli (!) tamamen sistematik kurguya sadakati ve biatiyle ilgilidir.

Zaten ülke sermayesinin burjuvazi kültürü ile sorunu varken, futbolu yöneten kesimin böyle bir kültüre ve global spor kültürüne sahip olması düşünülemez.

Tüm yönetim mekanizmaları, feodal hiyerarşik sadakat ritüellerine sadık kalan, bir alt başlık kültürünün ürünleridir.

Spor, ya da futbol ile ilgili herhangi bir donanımlarının veya global yönetim mekanizması ile ilgili herhangi bir birikimlerinin olması söz konusu olamaz.

Kimsenin böyle bir kaygı da yaşadığı yok.

İşin komik tarafı, artık böyle kaygıları ortaya çıkartacak dinamikleri de kaybetmiş olmamızdır.

İşte Yıldırım Demirören, Aziz Yıldırım, Fikret Orman, Fatih Terim ve diğerleri ve yönetim şekilleri…

İşin acı yanı, daha sonra bu eksik yetişen futbolcular ki Terim buna en iyi örnektir, antrenör olup, o mesleğe ait donanımlarda da sıkıntı yaşamaktadırlar. Ve bu kısırdöngü, daha kuvvetli bir şekilde antrenörlük mesleğini de içine almaktadır.

Şimdi yönetim mekanizması bu durumdayken, sosyal statü olarak değişim gösteren ve ekonomik sermayelerini güçlendiren futbolcuların ve antrenörlerin entelektüel gelişiminden söz etmek işleyişin doğasına ters olmaz mı?

Ne bakanlığın, ne TFF’nin, ne ailelerin, ne de kulüp başkanlarının, ne antrenörlerin böyle bir kaygısı yoktur. Haliyle çocukların da böyle bir kaygısı olmaz.

Artık, ‘rant’ kaygısından başka bir beklentinin önemi yok…

Futbolun araçsallaştırıldığı yerde, her kes bu araçsallaşmanın birer yararlı, kullanışlı öğesi olur.

Artık bu sistemin dizayn aracına dönüşen, sistemin kullanışlı öğesi olan futbol tüm kendine ait değerleri ret eder hale getirilir.

Haliyle, süreç bu yönde işlediğinden; araçsallaştırılan futbol belirli insanların içine sıkışıp kalır.

Ne sıkışma ama…

Ve bu insanların hepsinin geldikleri yer ile bugün bulundukları konum arasındaki farklılığı, sosyal değişkenliği karşılayacak bireysel donanımları sağlayamamış olmaları bizim için en büyük açmazdır.

İşte bu açmazın sonuçlarını rakamlarla iyice anlamak için 2011 Kalkınma Bakanlığı tarafından akademisyenlere hazırlatılan sayılara bakmak sanırım isabetli olur.

Türkiye’deki sporcu olabilecek potansiyel sayısı ki bu çok önemli bir saptama: 10 ile 19 yaşları arası 12.904.810 kişi.

Türkiye’de lisanslı sporcu sayısı: 2.203.658 kişi ki, Sporcu kartı, MEB sporcu sayısı ve TFF dahil değil. Sporcu kartı çok basit ve efektif bir sayım argümanı olmadığı gibi MEB’de spor yapan tüm sporcuların zaten kulüp lisansları oluyor ve iki kere sayılmış oluyorlar.

Bazı ülkelerin lisanslı sporcu sayılarına bakalım ki futbolu rasyonel olarak yöneten ülkelerdir bunlar:

Almanya: 27.636.086 nüfusun %64,7’si, İngiltere: 6.938.000 nüfusun 13,6’sı, Fransa: 17.272.060 %27,5’u, Hollanda: 5.252.000 nüfusun 31,7’si, İtalya: 15.338.000 nüfusun 25,6’sı ve Türkiye: 3.542.786 nüfusun %4,7’si.

15 milyon genç kuşağa sahip olduğumuz ve 13 milyon potansiyel sporcu sayısına sahipken toplam lisanslı sporcu sayısı 3,5 milyon civarında. Bu nüfusun %4,7 gelmektedir.

Futbolda rakamlar ise tüm eleştirilerimizi sayısal olarak doğrulayan değerlerdedir. Son Dünya Şampiyonu Almanya’da: 6,2 milyon lisanslı futbolcu varken, Hollanda’da 1 milyon ve Fransa’da: 2 milyon lisanslı futbolcu var.

Bizde 595 bin lisanlı futbolcu varken ve bunun 4400 profesyonel futbolcu olmasının nedeni; içine sıkıştığımız bu insanların, ülke futbolunu tabana yayabilecek bir proje yaratıp, kurgu oluşturabilecek düzeyde olmamalarıdır. İstihdam açmanın anlamı da budur…

İlkokul ilk dört senesinde; Beden Eğitimi ve Spor ile ilgili her hangibir müfredat olmaması onları ne kadar ilgilendirebilir ki? Ve inanın bunu bilmiyorlardır bile… Spor Bakanlığı, TFF, kulüp başkanları ve futbolun direktörü ne kadar bu konu ile ilgili kaygı yaşayabilirler ki?

Düşünün ki; kulüpler neredeyse batma noktasına gelmiş ve borç batağında yüzüyorlar. Bununla ilgili en küçük bir kaygı yaşamıyorlar, niye böyle küçük bir ayrıntılarla uğraşsınlar ki?

Atanan bir federasyon başkanı, kulüp başkanlarının hepsi borç sermayesinden (!), ekonomik sermayeye geçmelidirler ki; tüm kulüpler borç batağındayken, kulüp başkanları işlerinde o kadar başarılılar ve çok kazanıyorlar.

Süper ligdeki hep aynı antrenörler ve yaklaşık profesyonel 1500 antrenör, toplamda neredeyse her antrenöre 3 oyuncu düşecek bir durum varken, aynı 10-15 antrenör ile futbolcuların sermaye artırımına giderek (!), ekonomik kazançlarının artması ve işsiz antrenör sayısının artması! Futbolun o kadar dibe vurması? Bu nasıl bir çelişkidir…

Ve maça gitmek isteyen üniversite öğrencileri ile çocuğunu maça götüremeyen babalar…

Bu kadar fahiş fiyattaki maç biletleri ile taraftarı yok edip, taraftarı müşteri haline getirme çabası…

Bizdeki bu isimlerle ve bu yapıyla, oynanan oyunun adı ‘futbol’ olamaz.

Herhalde ‘fitbol’ da olamaz…

Endüstriyel filan da değil, bildiğin esnaf futbolu…

O değil de…

Sanırım “kandırıldık”.

Müslüm Gülhan / NationalTurk

Haberler