Türkiye’deki yöresel futbol ve Ali Koç

Türkiye’deki yöresel futbol ve Ali Koç

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “Türkiye’deki yöresel futbol ve Ali Koç” başlıklı yazısı;

Küçük yaşlarda sokakta futbol oynamaya başladığımız zaman, idollerimiz üç büyük takımdan oyuncular olurdu. Çünkü, sadece ülkemizdeki görebildiğimiz ve seyredebildiğimiz futbolcular üzerinden kendimize hikâyeler oluştururduk.

Haliyle bu da ancak siyah-beyaz ekranın bize sunabildiği derbi maçları kadardı. Dünyanın diğer tarafları sanki bize Mars kadar uzak gelirdi.

Futbol algımız üç büyükler kadardı.

Şimdi bakıyorum, şaşılacak şekilde gene futbol algımız üç büyükler kadar! Yani değişen bir şey yok.

Acı ama gerçek! İletişimin bu kadar kuvvetli olduğu dönem içinde bu yöresel kurgunun içine sıkışıp kalmanın nedenlerine cevap bulmak gerçekten çok zor.

Ama cevap da bulmak gerekir.

Bence en önemli faktör ‘rant’ kurgusunun sistem haline gelmesidir.

Yani şöyle bir düşünün: para kulübün, kulüp dernek, şirket kulübün, başkan hem derneğe başkan hem şirkete başkan ve aldığı her karar için yetkisi var sorumluluğu yok!

Sadece bir ibraya bakar. O da olmazsa mahkeme filan derken gene sıyrılıp çıkar.

Özellikle dijital platformun maddi anlamda büyük yatırım yapması, futbolu tüm illegal kurgunun içinde açık pozisyonda taciz edilmesine neden oldu.

Küresel dinamikler, entelektüel donanım, etik değerler, ahlaki değerler ki çok kırıldı hiçbirinden en ufak bir iz yok.

Fakat, bunlar bilinçli olarak reddediliyor.

Çünkü, alt başlıkların geçerli olduğu bir futbol kültürünün, doğru olarak kabul ettirilmesi, ‘rant’ girdileri bakımından ihtiyaç duyulan sadık bireylerin işin içine girmesi açısından olanak sunuyor. Sadık bireyler, ‘rant kurgusu’ için her zaman kurumsal sisteme karşı tercih ediliyor. Aslında bu da bir sistemdir.

Bütün bunları yazmamın sebebi Ali Koç’un son konuşmalarıdır.

Ali Koç, burjuvazi kurgusu içinde yetişmiş, kurumsal yapı içerisinde ve küresel sermayeye entegre olmuş bir ailenin oluşturduğu kültürel kodları sayesinde bir işadamı hüviyeti taşıyor.

Bu tasviri yapmaktaki zorlamam Ali Koç’un bir esnaf olmadığını tanımlamaktır. Önemli ayrıntı!

Diğer bir ayrıntı: futbolun kendi yapısına göre yönetilme ve iktisadi kurgusunun olma özelliğine sahip olmasıdır.

Normal şirket yönetme normları burada geçerli olamaz. O zaman kriz çıkar!

Türkiye’deki futbolun işleyişi, alt kültür kodları sayesindeki kullanılabilinir insan rantından dolayı hiçbir zaman bir sistem içine giremiyor. Her zaman başkana sadakat esasına dayalı tek adam modeliyle yönetilir. Çünkü kulüpler aynı zamanda birer çiftliktir!

Ali Koç haliyle bu kurguyu değiştirmek için, kurumsal sistem kurmak için finansal ve yönetim açısından yeniden yapılandırma amacıyla çalışmaya başladı.

Çok doğru ve olması gereken başlangıçtı. Çünkü bu anlayışı Fenerbahçe’de başarırsa diğer kulüpler için de bir domino etkisi olacaktır.

Buna en yatkın kulüp de Beşiktaş’tır. Süleyman Seba geleneğinden gelen ve küresel dinamikleri çok iyi bilen Hürser Tekinoktay’ın adaylığını bu açıdan çok önemsiyorum.

Tekinoktay’ın en büyük avantajı futbolun içinden gelmesi. Buna daha sonraki yazılarımda döneceğim.

Ali Koç için en büyük handikap futbol konusuydu. Bilmediği alandaki handikapları çok erken yaşamaya başladı. Çünkü, bu alan şu an itibariyle onun gibi bir iş insanı için çok yeni ve ilişkilerdeki dinamik tamamen insan faktörü üstünedir. İçerikler popülist kimlik taşır.

Futboldaki kirlilik iyi niyeti kaldırmaz ve insan kurgusu üzerinden hatalara neden olur.

Aziz Yıldırım dönemine ait idari kadro ile hâlâ çalışması büyük hata…

Aykut Kocaman’ın ekibiyle çalışması büyük hataydı.

Tamamen siyasi etki altına girmiş TFF’den birini menajer olarak almak hataydı. Çünkü işi iyi bilen bir menajer olsaydı, benim bu saydıklarımı işe başlar başlamaz gündeme getirip sonuç alması gerekirdi.

Ve hâlâ Volkan Demirel’e paye vermeye çalışması en son hatasıydı. Volkan’dan Lefter yaratamazsın.

Altyapıya yabancı teknik menajer olabilir ama, idari anlamda muhakkak Türk menajer olmalı. Aksi taktirde 3 sene sonra kadro kuramazlar ve Bağcılar, Avcılar, Başıbüyük… gibi semtlerde oynayan yetenekli çocukları bulamazlar.

Ama Cocu’nun arkasında durması, popülist yorumlara ve sadece ağzındaki kelimelerle konuşan yorumcu tayfasına kulak asmaması çok doğru ve yerinde karardır.

Ben de inanıyorum, Cocu’nun, beraber hazırlık kampı yaşamadığı oyuncular ile devre arası kampı ile ikinci yarıya farklı başlayacağına.

Fenerbahçe taraftarı bu sürece sahip çıkmalı. Belki bir sene kaybederler, ama on sene kazanırlar.

Müslüm Gülhan / NationalTurk

Haberler