Yaşamın karşılığını bulmak

Yaşamın karşılığını bulmak

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “Yaşamın karşılığını bulmak” başlıklı yazısı;

İnsan yaşadığı her yaşın tecrübesizi oluyor. İster 17 yaşında olsun, ister 67 yaşında olsun gelecek ile ilgili beklentileri cevaplamak her zaman içinde birtakım yetersizlikleri besler.

Geçmişteki yaşananların yüklediği anlamlar, insanın yaşam karşı aldığı tavırların içeriğinde önemli rol oynar, bu yüzden sanırım tecrübe kavramı ortaya çıkıyor.

Dünyaya gelinen ilk anla beraber aldığımız ilk tavır olan annenin memesine yapışmak, o an için sadece hayatta kalmanın yegane temeli olan açlık güdüsünü telafi etmektir.

Birey olmanın farkındalığını yakalayıp, insanın kendini keşfetmesi asıl olan dünyayı algılamak ile ilgili tavırlarının ne olması gerektiğinin çelişkilerinin başlangıcı olur.

Ve insan olmanın sorumluluğu kendini bu süreçten sonra kendini ortaya koyar.

Kendi çıkarlarının üzerine kurduğun dünyada, diğer insanların değersizliği ile yaşayıp yaşamı kazandığını zannedip insanlığı kaybetmek ile…

Diğer insanlar ile beraber insanlık erdemleri üzerine kurgulanan yaşamın, ortak komün anlayış ile hep beraber yaşamının tadına varmak arasında oldukça büyük fark vardır.

Beklentiler ve çıkarlar her zaman insanlık değerlerinin en büyük düşmanı olmuştur.

Toplum dizaynı bu çelişkinin gel-gitlerin üzerine kurgulanmıştır. Bu bir yönetim mekanizmasının kendi beklentileri üzerine şekil almasıdır.

Birey olarak bu süreçte dirayet ve ortaya konan irade çok anlam kazanır.

Ve bu süreçler için zaman zaman kişilerin kendileri ile yüzleşebileceği olay ve ortamlarla karşılaşması gerekir.

Çünkü tavır almak bir kültürün yansımasını ortaya koyar.

Ve tavrın şeklini belirleyen unsurların tamamı; bu kültürün bütünündeki dirayetlerin aksiyona geçmesidir.

Sevgiye ve saygıya dair her şeyi belirleyen unsurlar bu sürecin içinde kendini gösterir.

Önemli olan farklı olan ile yaşayabilecek iradeyi ve saygıyı ortaya koyabilecek donanımlara sahip olup olmamaktır.

Yani demokrasiyi yaşam biçimi haline getirmektir.

Herkesin kendisine uygun farklı bir demokrasi olmaz, demokrasinin temel değerleri ortaktır, mühim olan bunu benimseyip benimsememektir.

Hırvatistan’daki Avrupa Üniversite Oyunları tam bu süreç için yüzleşme açısından mükemmel bir ortam yarattı.

Farklı diller, farklı dinler, farklı renklerin tek bir ortak amaç etrafında bütünleşmesi ve farklılıkları büyük bir zenginlik haline getirerek yaşanması sanırım benim gibi oraya gelen herkes için büyük bir fırsat oldu.

Kadın, erkek eşitliği ve mücadelenin kimliksizleştirilmesi ile saygı tavan yapmış durumdaydı.

Spor alanı; kadına saygı ve varlıklarındaki değerleri tekrar erkekler ile paylaşmaları sanırım bizim anlayamayacağımız ve bizleri ıslah eden en önemli insani tavırdı.

Ortak yaşam alanındaki paylaşımlar ve her şeyin üstünde tutulan insan olma erdemleri, bizim içim yüzleştiğimiz en önemli ihtiyacımızdı.

Bu ortamda eksiklerimiz ile karşılaşmak tabi ki çok güzel birer ayrıntı, fakat bunların ne kadarını telafi edebilecek ortak yaşam saygınlığına ve demokratik değerleri kullanabilecek erdemlere sahibiz bu bizim için en büyük açmaz.
Bu kadar değer ile karşılaştıktan sonra alınan skorların önemi artık çok anlamlı olmuyor.

Şampiyon için ortaya konan emeğin karşılığını tüm şampiyonaya katılan sporcular tarafından taktir ve saygı olarak fazlası ile gösteriliyor.

Mühim olan ortaya konan emeğin saygınlaştırılmasıdır.

Sanırım en önemli ayrıntı; karşı tarafa verilmesi gereken değerlerdir…

Avrupa’daki çoğu ülke antidemokratik süreçleri çok kanlı bir şekilde yaşadı.

Hemen hemen hepsi de bu olumsuz koşullardan kurtulmanın tek yolu olarak demokrasiye sahip çıkarak kurtuldu ve insani değerleri kullanarak ortak yaşamayı sağladılar.

Tek ihtiyacımız; kimliksiz, cinsiyet ayrımı olmadan, doğa ile ortak yaşamı sağlayacak demokratik bir yaşam şekli.

Yaşamın karşılığını tüm insanlar hak eder.

Bunu sağlamak bir lütuf değildir.

Müslüm Gülhan / NationalTurk

Haberler