Yaşasın mağduriyet

Yaşasın mağduriyet

Müslüm GülhanNationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “Yaşasın Mağduriyet” başlıklı yazısı;

Liecester’ın şampiyonluğu üzerine duygu yüklü bakış açılarının yanında, daha önce de belirttiğim gibi bizim için önemli olan onunla yüzleşmektir.

Özellikle kulüp başkanlarının bu süreci bir vaka olarak inceletip sebep-sonuç ilişkisine dair değerlendirmeler yaptırarak çıkan olasılıkları analiz yaptırmaları gerekir ki; yapmazlar!!

Olasılık diyorum; çünkü her ligin kendi toplumsal değerlerine göre içerik farklılıkları vardır. Futbolun kendisi global oyun olsa bile ayrıntıdaki nüanslar kültürel farklılıklardır.

Bu futbol için katkıdır ve zenginliktir.
Eğer eksikse de ciddi zafiyettir.
İşte Fenerbahçe…
Ve Aziz Yıldırım yönetim şekli…
Bizim mağdur olasılığımız ile şekillenen yönetim şekli.
Ve en iyi örnek…
Liecester kulübünün başkanı şampiyonluk kupası alınırken kürsüye çıkmak için teknik direktör Raineri’den izin istemesi ile Aziz Yıldırım “canımı sıkmasınlar başkanlığı hiç bırakmam” demesini kıyaslayarak devam etmekte yarar var.
Çünkü arada yüz yıllık bir anlayış farklılığı var!
Fenerbahçe taraftarının bu durumda mağdur olma olasılığı çok güçlü gözüküyor. Ama onlar mağduriyetin kaynağını dışarda arıyorlar.
Kabullenme diye bize öğretilmiş çaresizliğimiz var.
Çünkü tüm taraftarlar kandırılıyorlar.
Belki de en iyi yalana ihtiyaçları vardır.
Ve gerçek yönetim şeklinin “bu” olduğu edasıyla kandırılıyorlar.
Beklenti; “ne olursa olsun ama şampiyon olsun” histerisi ile taraftarda yaşama şansı bulduğu için süreç devam etmektedir.
İngiltere kulüpleri ve gelişmiş Avrupa ülkeleri yüz yıllık geçmişlerin de hiç bir şekilde kulübün geleneksel yapısının bozulmasına izin vermemiştir.
Başarının kıstası; kişiselleştirilen arzu ve isteklerin üzerinden olmamıştır, olasılık olsa bile buna izin verilmemiştir.
Chelsea, Paris, M City başkanları yabancı yatırımcılar olsa bile, ancak geleneklere bağlı kaldıkça destek bulurlar, aksi tepki ve hüsran olur.
Bizim kulüplerin ise tamamı dernek olması ile olayın boyutu daha farklı ve daha acımasız bir anlayışı egemen kılmaktadır.
Neden acımasız? Para kulübün ve başkanların inisiyatifine kalmış durumda.
Denetlemeler göstermelik, kulüp üzerindeki spekülasyonlar bir “rant” kurgusu üzerine yönelik olmasına rağmen, sanki her şey şampiyonluk üzerine kurgulanmış gibi algı manipülasyonu ile yönetiliyor.
İşin acı tarafı kulüplerin kimlikleri ciddi zarar görmesinin yanında, her gelen başkan kendi anlayışına uygun yönetim şekillendirip, kendi stratejilerini hayata geçirmesidir.
Şampiyonluk filan bu işlerin mezesi oluyor.
Her kesin yararlanacağı “ortaya bir çoban” ile herkesin bir çatal uzatmasına izin verilerek “..miş gibi” yapılıyor.
İşte gerçekler ortada, gerçek; iki yakası bir araya gelemeyecek orandaki kulüplerin borç hacimleri…
Fenerbahçe eğer Aziz Yıldırım’ı aşamazsa istediği kadar büyük transferler yapsın, istikrarlı ve sürdüre bilinir sonuç olması mümkün değil.

Yıldırım kendini aşan teknik direktör ile anlaşmayı ret etmesi ve süreci uzun vadeli yapılanma üzerine kurdurmadığı sürece hayal kırıklıkları Fenerbahçe için karakteristik kimlik olur.
Zico dönemi bunun en iyi örneğiydi.
Evet Fenerbahçe’yi tek adam yönetmelidir, ama o adam kesinlikle başkan olmamalıdır.
Bu adam teknik direktör olmalıdır.
Tüm gelişmiş ülkelerin futbol organizasyonları ve yönetim anlayışı bu kıstas üzerine kurgulanmıştır. Aldıkları sonuç ve kulüplerin mali yapıları kanıt niteliğinde doğru yönde ilerlemektedir.
Dış etken mağduriyeti içine sıkıştırılan taraftarın, yönetimler için mağduriyet avantajı, bunun kadercilik üzerine kurgulanmış olmasıdır.
Kandırılma çabası için efor sarf etmeye gerek kalmadan insanları yönlendirmek ve sonuç almak böylelikle mümkün oluyor.
Kulüplerdeki “Türk tipi başkanlık sistemi” değişmedikçe kulüplerin iki yakası bir araya gelmez.
Kulübün tarihsel süreci ve birikimleri, gelen her başkanın çok üzerindedir.
Yapılması gerekeni yapmak onları kahraman kılmaz, ancak ahlaki sorumlulukları yerine getirmekle ilgili bir sonuç olur.
Ama hak etmedikleri payeyi de vermek, mağduriyetin en anlamlı ödülünü onlara vermektir.
Kulüplerin içinde bulundukları durum için başkanlar ne kadar suçluysa, kulübü korumak için etkili olan grupların ahlaki sorumluluklarını yerine getirmemelerinden dolayı onlarda o kadar suçlular.
Bu durumda; ne şampiyonluğu kazanmanın, ne de kaybetmenin esemesi bile okunamaz.
Gerçekten yönetim mağduruyuz.

Müslüm Gülhan / NationalTurk

Haberler