Yüzleşmek Şart!

Yüzleşmek Şart!

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “Yüzleşmek Şart!” başlıklı yazısı;

Müslüm GülhanNationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’ın bu haftaki “Yüzleşmek Şart!” başlıklı yazısı;

Gerçekten yüzleşmek lazım ama işin kolayına kaçmadan.

Liecester’ın başarısından sonra, A. Madrid’de elde ettiği Şampiyonlar Ligi’nde final oynama şansıyla artık başarının kriterlerindeki değişkenliklerin tartışılması gerektiği ortaya çıkıyor.

Önce Liecester başkanı Vichai Srivaddhanaprabha ve A.Madrid başkanı Enrique Cerezo ile bizim Süper Lig’deki bütün kulüp başkanların yüzleşmesi gerekir.

Tamam, aradaki fark bizim aleyhimize ama hangi fark?

Öncelikle bizim kulüplerimiz dernek statüsünde ve kişiye ait bir şirket yapısına giremiyor. Bu avantaj ve dezavantaj. Avantajlar başkanların yüzünü güldürüyor, dezavantaj bizim canımızı yakıyor!

Dezavantajı; para kulübün, başkanlar babasının parası gibi harcayıp kulüpleri borç batağı içine sokabiliyorlar ki bunu takımın başarısı için yaptıklarını iddia ediyorlar!

Ortada ne başarı, ne istikrar, ne de gerçek bir futbol kulübü olabilme gayreti var.

Var olan milyonlarca liralık borç.

Kendilerinin şükürler olsun hali vaktı yerindedir.

Vichai Srivaddhanaprabha uluslararası ticaret yapan başarılı bir işadamı. Liecester kulübünü aldığı nokta ile getirdiği nokta arası başarılı bir işadamının öngörüleri ve iyi imalat yapabilecek koşulların ne olduğunu bilerek akıllı yatırım yapma öngörüsüdür.

Fikret Orman, Aziz Yıldırım ve Yıldırım Demirören başta olmak üzere, düşünün ki Liecester’in başkanı olduklarını? Ortaya çıkabilecek hüzünlü ve acıklı tabloyu tarif bile edemem.

Öncelikle para verip kulübü satın almazlar çünkü böyle bir kültürleri yok. Derneğe alışmışlar ya!!

Vichai Srivaddhanaprabha 24 milyon pound bütçeyle ortaya koyduğu kulüp başkanı başarısı ve bugün kulübün, futbolcuların ve teknik direktörün geldiği nokta.

Birinci ve en önemli başarısı; Raineri ile çalışma isteğidir.

A. Madrid Başkanı Enrique Cerezo ise bunu üç yıldır başarıyla uyguluyor. Onun da en önemli başarısı Diego Simeone ile çalışmasıdır.

Şimdi bu birinci yüzleşme.

Diğer yüzleşme, çalışan ve çalışmayan tüm teknik direktörlerin Diego Simeone ve Claudio Ranieri ile arasındadır.

Peki, niye?

Oyun kurguları, oyun kurguları içerisindeki iç ve dış dinamiklerdeki tüm ayrıntıları hesaba katma stratejisi ve tüm çalışma programlarını buna göre dizayn ederek, tüm futbolcularını sistematik kurgu içerisinde ikna ederek ve kendine inandırarak bu prensipleri uygulamalarıdır.

Kısıtlı kadrolarına rağmen, ortaya çıkarttıkları rekabet ortamı, her futbolcudan kapasitesinin üzerinde verim alabilecek antrenman içeriğini uygulamaları ve en önemlisi hiç hata yapma lükslerinin olmadıklarını bilecek kadar iradelerine hakim olmalarıdır.

Doksan dakika aynı ortak iradeyi sahada hakim kılmak…

İşte her şey buralarda saklı, ne menajerlerde, ne meclislerde, ne belediye başkanlarında, ne milletvekillerinde ne de saraylarda…

Mesleki ahlak inisiyatifini kaybetmeden, her türlü değişkenliklere ayak uyduracak prensip ve felsefelere sahip olmaları onları hiçbir şekilde zafiyet içinde bırakmamıştır.

Bugüne kadar geldikleri nokta bu gerekçelerden dolayı tesadüf değildir.

İnanın Liecester’daki ve A. Madrid’deki futbolcular bizim kulüplere gelip oynasalar hiçbir şekilde bu verimler alınamaz.

Hatta bu iki teknik direktör gelip bizim kulüplerde çalışsalar bu seviyeye gelmeleri ve kalıcı olmaları da mümkün değil.

Çünkü bizim futbolu çok iyi bilen başkanların (!) başarı kıstası tabela oldukları için, sonuç endeksli beklentileri ile bu iki hocayı da yer bitirirlerdi.

Üzülmemek elde değil.

En acısı ise her şeyin farkında olup da bir şey yapamamaktır.

En kötüsü de; her şeyi bilip bilinçli olarak bir şey yapmamaktır. Bu hem insanın kendine olan saygınlığına karşı, hem de kulübüne olan saygısına karşı yapılmış en büyük kötülüktür.

Burada payına düşenleri alacak olanların başında; seyirciler ve genel kurul üyeleri gelmektedir.

Ne yeni statlar, ne de şampiyonmuş gibi yönlendirmeler hiçbir şekilde kulüplerin istikrarı ve doğru yönetilmesinin kıstası olamaz.

Doğru yönetim; kulübün içini boşaltmadan, kar ettirecek imalat yapmaktır. Doğru teknik direktör, doğru futbolcular ve haddini bilecek seviyede bütçe.

Bu kriterler içinde kulüpler yönetilmelidir.

Eğer Liecester, A. Madrid, Sevilla, Porto, Doneks, Dortmund bunları yapıp başarıyorsa doğrunun ne olduğu bellidir.

Esas doğru; doğru başkanı bulmaktır.

Müslüm Gülhan / NationalTurk

Haberler