GündemManşetPolitikaTürkiye

Ali Babacan: Anayasa elbet referanduma gidecektir

Ali Babacan

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 7 Haziran seçimleriyle ilgili açıklamalarda bulunarak ‘Nihayetinde anayasa değişikliği referanduma gidecektir’ diyerek AKP’nin 330’u bulacağını iddia etti.

Ali Babacan, Habertürk-Bloomberg HT ortak yayınında gündeme ilişkin soruları cevapladı. Yaklaşan seçimleri değerlendiren Babacan, bunun 12-13 yıldır yaşanan seçimler içerisinde en kritiği olduğunu belirtti.

Kamuoyu yoklamalarına göre bir siyasi partinin yüzde 10 seviyelerinde yer aldığını kaydeden Babacan, “Meclis aritmetiği bir partinin alacağı oy oranına göre belirlenecek, bu seçimleri enteresan kılan ilk unsur bu. İkinci olarak, kararsız kitle. Özellikle bir önceki seçimde AK Parti’ye oy veren, bu seçimde ‘kararsızım’ diyen kitle, bu da son derece belirleyici olacak” diye konuştu.

Ali Babacan, bu seçimlerdeki üçüncü önemli unsurun ise seçimlere katılım oranı olduğunu söyledi. Beklentilerinin, kararsızların AK Parti’yi tercih etmeleri olduğunu anlatan Babacan, bütün siyasi partilerin, katılım oranının yüksek olması için çaba gösterdiğini kaydetti.

Babacan, son yıllardaki seçimler içerisinde sonucunu kestirmenin en zorunun bu seçim olacağını vurgulayarak, “Şu anda en çok beklenti, nereye kümelenmiş diye baktığımızda, Meclis’te çoğunluğu olan bir tek parti hükümetinin en kuvvetli ihtimal olduğuna yönelik bir kanaat var. Tabii diğer ihtimalleri de gözardı etmemek lazım. Böyle bir ortamdayız. Dolayısıyla bu seçim kritik olacak. Türkiye’nin önümüzdeki 4 yılını değil, en az 8 yılını, 2023 Türkiyesinin çerçevesini oluşturacak bir seçim olacak” ifadelerini kullandı.

Türkiye için en önemli konunun, istikrar ve güven ortamı olduğuna dikkati çeken Babacan, koalisyonların Türkiye’ye hiçbir dönem fayda getirmediğini, ülkenin tek parti hükümetleri döneminde sıçrama yaptığını dile getirdi.

Babacan, piyasa analizleri açısından en iyi senaryonun, Meclis’te rahat bir çoğunluğu olan tek parti hükümeti senaryosu olduğuna işaret etti.

Koalisyonların, ülkeyi geriye götüreceğinin, piyasalar tarafından da tahmin edildiğini belirten Babacan, “(Piyasalar) Bir ara koalisyon olur mu acaba?’ diye şekillendi. Ne oldu? Kur arttı, faiz arttı, borsa düştü. Sonra anketler tek parti oluyor gibi oluştu, piyasa oraya yöneldi. Kur düştü, faiz düştü, borsa yükseldi. Tekrar bir koalisyon ihtimali söylentisi çoğalınca, tekrar tersine dönüyor. Şu iki haftalık piyasa hareketleri bile, koalisyonun değil tek parti hükümetinin ülkenin istikrarı için daha iyi bir sonuç vereceğini bekliyor herkes” değerlendirmesinde bulundu.

– “Başkanlık sistemi konusunda yazılı bir doküman yok”

Babacan, “Piyasanın fiyatlama konusunda en pozitif davrandığı oluşumun tek parti iktidarı ama Meclis’te 4 partinin bulunduğu bir düzen, ikincisi tek parti iktidarı ama 3 parti Meclis’te ama milletvekili sayısı 330’un altında. Negatif fiyatlandırmaların bir tanesi de tek parti iktidarı iyi hoş ama 330’a geldiği zaman yatırımcının bir miktar uzaklaştığını görüyoruz. Bu ayrımı nasıl yorumluyorsunuz?” sorusu üzerine, bu tespitin ve sıralamanın çok doğru olduğunu söyledi.

Başkanlık sistemini konuştuklarını ama bu konuda ellerinde yazılı bir doküman olmadığını belirten Babacan, seçim beyannamesinde dahi sistemin çok genel ilkeleri ve prensiplerinden bahsettiklerini kaydetti.

Babacan, piyasalarda, Türkiye’de başkanlık sisteminin nasıl bir sistem olacağı, kontrollerin olmadığı, “ülkenin daha otoriterleştiği bir dönem mi olur?” diye bir beklenti olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

“Bu beklentilerin çok doğru olduğuna inanmıyorum. Türkiye’de ortak akıl ağır basıyor. Nihayetinde anayasa değişikliği referanduma gidecektir. Dolayısıyla bunların hepsi tartışılıp, konuşulacaktır. Türkiye, kendisi için en iyi sistemi arayacaktır. Dünyaya açılmış, açık toplum, açık ekonomi haline gelmiş Türkiye’nin gerçek anlamda demokratik bir sistemle yürütülmesi gerekiyor. İyi işleyen bir demokrasi ülkenin selameti için gerekli. Güç ve denge mekanizmalarının kurulduğu, parlamentonun tam da merkezde olduğu, halkın iradesinin yansıdığı bir yönetim modeli oluşumu burada çok önemli.”

Babacan, dünyada birçok başkanlık sistemi olduğunu anlatarak, “Bunların detayları daha konuşulacak. Henüz elimizde çok net bir başkanlık sistemi yazılı dokümanı, bir anayasa metni, uzlaşılmış bitmiş bir şey yok. Bunların hepsi konuşulacak, edilecek” dedi.

Açık toplum haline gelen Türkiye’nin kapalı bir rejimle yönetilmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Babacan, Türkiye için en iyisi arayışında olmak gerektiğini kaydetti.

– “Türkiye’de gelir dağılımı düzeliyor”

Babacan, Türkiye’deki çalışanların Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) içerisinde çalışma şartları açısından kötü bir noktada yer aldığı belirtilerek, bu noktada muhalefet partilerinin ekonomi vaatlerinin sorulması üzerine, OECD’nin gelişmiş ülkelerden oluştuğunu, Türkiye ile Meksika’nın OECD içerisinde kişi başına düşen milli geliri en düşük ülkeler olduğunu kaydetti.

OECD’nin en iyi standartları uygulayan ülkelerden oluştuğuna dikkati çeken Babacan, Çin ve Rusya gibi ülkelerin istemelerine rağmen henüz OECD’ye üye olamadığını bildirdi.

Babacan, Türkiye’nin, OECD ülkeleri içerisinde gelir dağılımını düzelten istisnai ülkelerden biri olduğunu ifade etti. Dünyada ücretlilerin milli gelirden aldığı payın düştüğünü belirten Babacan, Türkiye’de böyle durumun bulunmadığını kaydetti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından kamuda çalışan işçilere yılda bir defa olmak üzere, 500 lira ödeme yapılacağının açıklandığını anımsatan Babacan, “Kamu işçilerinin maaş skalası oldukça yüksek, bunun için yüksek vergi dilimlerine giriyorlar ve yıl sonuna doğru maaşları düşüyor. Vergi dilimi yüzünden yıl sonuna doğru fiilen maaşların düşmesini telafi etmek adına yapılan bir adımdır. Bunun yıllık maliyeti, bütçe dengelerini fazla etkileyecek bir konu değil” diye konuştu.

Babacan, son dönemde altın hariç ihracat rakamlarının düştüğü eleştirilerine yönelik olarak, şunları kaydetti:

“İhracat istatistiklerine baktığınız zaman. Her ne kadar uluslararası standartlarda altın da bir emtia gibi dış ticaret istatistiklerine giriyorsa da gerçek anlamda dış ticaret istatistiklerini okurken külçe altını çıkarıp öyle bakmakta fayda var. Çünkü külçe altın ticaretinden Türkiye’ye kalan bir katma değer hemen hemen yok. Belki alım satımdaki kar çok düşüktür ama biz altını eğer işliyorsak, mücevherat haline getirip ihracat ediyorsak orada katma değer oluşur, ekonomik açıdan anlamlı olan odur. Türkiye açısından külçe altın giriş çıkışını döviz giriş çıkışı gibi düşünmek lazım. Gerçek ihracat ve ithalatı hesap ederken büyümeyi ilgilendiren kısmında da onları çıkarıp öyle analiz etmek lazım. İstatistiklere mecburen koyuyoruz, uluslararası kurallar böyle. Döviz hareketi neyse, külçe altın hareketini de aşağı yukarı öyle kabul etmekte büyük fayda var.”

İhracat verilerindeki gerilemelerin önemli nedenlerinden birinin kur olduğunu ifade eden Babacan, “Avro son döneme dolar karşısında değer kaybetti. Avro cinsinden Almanya’ya yaptığımız ihracatı dolara çevirerek istatistiklere yansıttığımızda ciddi bir düşüş görünüyor. Oysaki, reel düşüş bu kadar değil. Ayrıca Rusya, Ukrayna gibi bazı ülkelerin kendi iç piyasalarında bozulma var. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin kendi hesabı var, ‘biz henüz bunu teyit etmedik ama bu son otomobil sektöründeki işçi hareketleri de yaklaşık 500 milyon dolarlık ihracat kaybına sebep oldu’ diyor. Bu da mayıs ayına toplanmış oldu” değerlendirmesinde bulundu.

Bağlantılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Son Dakika Haberleri
Kapalı