FutbolManşetSpor

Almanya Türkiye maçı: “Yüzümüz Formamız Tek Renk”

80’leri hatırlatan bir son 20 dakika sonrası Almanya’ya sadece 3-0 yenildiğimize mutlu olarak Berlin’den dönüyoruz. Almanya da bir o kadar ‘mesut’ olmalı.

Kolejde sınıfımıza son sene dahil olmuş bir arkadaş vardı. Bir gün İngilizce dersinde öğretmenimiz “Kâğıtlarınızı çıkarın, bu yıl İngilizceniz ne kadar kazandı bana bunu yazın” dedi. Ümit’in belli belirsiz bir sesle “Can I write down how much I lost” dediğini hatırlıyorum. (“Ben ne kadar kaybettiğimi yazabilir miyim?”)

Futbolda durumumuz biraz bu. Ekranın başına veya stadyumda koltuğa kurulup “Ne kadar ilerlemişiz bakalım…” diye her oturuşumuzda ne kadar gerilediğimizi görür olduk sıklıkla son dönem. Ondrus’lu Nehoda’lı Çekoslavakya’ya 6-0 yenildiğimiz bir maç vardır gençliğimizde. O maçtan beri, bu kadar aciz durumlara düştüğümüz bir maç daha uzun zamandır olmadı son bölümü itibariyle.
Rakibin sizi sıkıştırdığı, kıstırdığı maçlar vardır. Son ümididir, yarım sıfır olsun alması gereken bir doksan dakika söz konusudur, yaslanırsınız defansa 90 dakika dayak yersiniz, o bile buna yeğdir. Bu öyle bir maç değil. Oynamaya çalışıp, oynayamadığımız bir maç. Beceremediğimiz. Yapamadığımız. Şutumuz yok, ortamız yok, hiçbir şeyimiz yok. Üzücü olan bu.

Düşündüren ise, Arda ile, Nihat ile, onla bunla değişecek bir şey de yok gibi. Kişilerde de sorun var gibi; Nuri’yi kullanamıyoruz, üstün hücum yeteneklerine rağmen Halil milli takımda olmuyor, bireysel bazda dertlerimiz büyük. Ama sistemimizi de geçtim, ruhumuzda duruşumuzda sorun çıkmaya başladı gibi. Afrika ülkelerini çalıştıran Nepomniachi’ler, Ertuğral’lar, Metsu’lar gibi bir Hiddink’imiz var. Bu adamlar her daim gider Afrika’ya futbol medeniyeti bırakır döner. Bir şey yapmasalar bile onlar beyazdır. Muz cumhuriyetlerinde büyücü gözüyle bakılanlardır. Çünkü tarihlerindeki ezber budur. Jungle kabilelerinde tanrı muamelesi yapılan beyaz adamlara dayanan bir alışkanlıktır bu.

Hiddink’in başımızdaki hali tavrı da bu. Maç izlemiyor, Türkiye içine halka hayata karışmıyor. Futbolcuyu bilmiyor ilgilenmiyor. Hollandalı bir grup elemeleri üstadı olmanın onu başımıza tanrı etmeye yeter şart olduğunu düşünüyor. Kimse de “Hocam değneği eline bir al bakalım artık” demiyor. Dünyanın en büyük ücretini alan ikinci teknik direktörü olmanın karşılığını antrenör gibi çalışarak değil resepsiyondaki bürokrat gibi dikilerek ödemeye çalışan bu adama kimse hesap soracak gibi durmuyor.

Öyle çok çantada keklik bir grupta falan olmadığımız zaman içinde gayet ortaya çıkacak. Biraz kendimize gelmemiz gerekiyor.

Teoman Akben / Beşiktaş Postası

Bağlantılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Son Dakika Haberleri
Kapalı