FutbolGündemHaftanın YorumuManşet

Bizdeki futbolun mastürbasyonu

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın bu haftaki "Bizdeki futbolun mastürbasyonu" başlıklı yazısı;

MÖ 3000 yıllarında, Mısır’da bulunan duvar resimlerinde ve mezarlarda bulunan 7,5 santimlik toplardan futbolun burada başladığını, ayrıca, MÖ 2500 yıllarında da Çin’de köyler arası oynanan oyun olarak görüldüğü bilinmektedir.

Şimdi MÖ 3000 oradan, 2020 buradan aldığımızda toplam 5020 yıllık bir oyunun kurgusundan bahsediyorum.

İngilizlerin Hindistan’ı sömürge haline getirerek tüm kaynaklarını sömürmesinin yanında, var olan kültürlerini de kendilerine alarak, daha modernize edip sahiplenmeleri, futbolu da kurallı oyun olarak kendilerine mal etmelerine neden olmuştu.

Ve İngilizler 1848 yılında “Cambridge Kuralları” adı altında, bu oyunu kurallı hale getirmeleri, futbolun bir İngiliz oyunu olduğunu kabullenilmesine sağlamıştı.

1848 oradan, 2020 buradan 172 yılda kurallı oyun olarak futbolu kabul edersek, önümüzde ciddi bir zaman diliminden bahsediyorum. Hadi İngilizler bunu kültür emperyalizmi olarak kullanıp, kendi kültür yapısının dünyaya yayarak bir mekanizma oluşturmaya çalışmasını anlıyorum. Türkiye’nin de bundan nasibini almasını da anlıyorum. Peki, bu kültür transferi ile futbol sürecinin ‘gayrimüslim’ler ile başlayıp Türk vatandaşları olarak bizlerin oynamaya başlaması ve bu oyunu benimseyip, 117 yıllık, 115 yıllık ve 113 yıllık kulüplere sahip olmamıza neden olması ile beraber, şimdi geldiğimiz noktayı, bu tarihsel süreç içinde neye dayanarak açıklayacağız.

Onlarca medeniyet, kavimler göçü, dünya savaşları, uzaya gidiş-Ay’a iniş ve geldiğimiz nokta?

5020 yıl oradan, 172 yıl buradan ve binlerce yıl, yüzlerce yıl sonra futbolun sıkıştığı figürlere bakar mısınız? Demirören, Orman, Yıldırım, Cengiz, Koç, Ağaoğlu, Nihat Özdemir, Zekeriya Alp, Nur Çebi, Terim, Yanal, Güneş, Ahmet Çakar, Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus ve AİHM tarafından değişmesini istendiği halde atanan MHK, Tahkim, Disiplin, UÇK bu mu?

İngiliz futbolunun geldiği noktaya bakın. İtalyan futbolunun, Alman futbolunun, Fransız futbolunun, İspanya futbolunun, Hollanda futbolunun, Belçika futbolunun, Portekiz futbolunun, Hırvat, Sırp, Avusturya… sayıp da bitiremeyeceğimiz Avrupa ülke futbolları ile Türkiye futbolu arasındaki farka bakın…

Neden bir Demirören çıkartmak için çaba sarf etmeyip, çıkartmamak için çaba sarf ediyorlar?

Neden bir Orman, Çebi, Ağaoğlu çıkarmak için sarf etmeyip, çıkartmamak için çaba sarf ediyorlar? Eğer onlar beceriksizse biz neyiz?

Federasyon başkanlarını nasıl seçiyorlar? Atamamı, yoksa gerçekten demokratik bir genel kurul mu?

Kulüp başkanlarını nasıl seçiyorlar? Tam şirket olanlar hariç, neye göre genel kurul üyeleri oy kullanıyor? Çıkar gurupları kurarak pazarlık yaparak mı, yoksa transferlerden menajerler üzerinden nemalanmak üzerine bir stratejiyle mi? Kulüp, genel kurul üyeleri için ne ifade ediyor?

Bir Galatasaray’ın 2000 kişilik ve 500 yıllık tarihi birikime sahip liseli gerçek genel kurul üyeleri olmasa yüzümüz daha da kararacak. Her şeye rağmen, Aziz Yıldırımın 20 binin üzerinde üyelik yapılanması Fenerbahçe’ye bir demokratik kurgu getirdi. Peki, Beşiktaş dahil diğerleri… sendikandan, meslek odalarından çakma üyeler ve başkanların adamları…

Galatasaray Kulübü 2000 yılında kazandığı UEFA Kupasını, her yıl başarısını sürdürmek yerine, her yıl kazandığı kupayı kokteyl verip anıyor! Bu kutlamalar sürerken, Galatasaray’dan daha alt seviyede bir takım olan Sevilla bu sürede kupayı 5 kere kazandı.

İnter’de Zanetti, Barcelona’da Abidal, Real Madrid’de Butragueno, Lyon’da Juninho, Bayern’de Kahn, PSG’de Leonardo sportif direktör olarak görev yaparken, bizim takımlar çavuşluktan siyasi ilişkiler neticesinde müteahhitliğe terfi eden inşaatçılara teslim edildi. Tüpçü, komisyoncu, aracı, demir tüccarı… bizim için futbola gönül verip kendilerini feda edenler! Ama, para konusunda yetenekli bu insanlar sayesinde tüm takımların borcu neredeyse 15 milyar TL civarında?

Ve tüm dünya, teknolojiyi kullanıp maç skorları için adil olmaya çalışırken, bizim MHK’nin derin yapısı buna direnmek için takdir edilecek çaba göstermektedir.

VAR’ın yarattığı değeri, bizim değersiz kılıp bir makinayı bile mundar etmenin karşılığı ne olabilir ki…

Ve statlar dolu…

Bağlantılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Son Dakika Haberleri
Kapalı