KültürSanat

Muhteşem Bir Başucu Kitabı: İletişim Tarihi

Amerikalı tarihçi ve yazar Marshall Tillbrook Poe’nin İletişim Tarihi adlı kitabı yayınladığı günden itibaren ilgiyle takip ediliyor.

Sanat direktörü ve yazar Meral Bostancı, gerçek bir başucu kitabı olarak nitelediği Marshall Tillbrook Poe’nin “İletişim Tarihi” kitabını inceleyip düşüncelerini kaleme aldı.

Meral Bostancı’nın kaleminden Marshall Tillbrook Poe ve İletişim Tarihi;

“İletişim Tarihi” adlı kitap, çağdaş kuramcılardan Marshall Tillbrook Poe’nin yazdığı ufuk açıcı bir çalışma. Daha önceki iletişim kuramcılarını analiz ederek, kendi kuramını ortaya koyan yazar, ileriye dönük bir vizyona ve yenilikçi bir bakış açısında sahip.

Poe’nun “İletişim Tarihi” adlı çalışması, son derece detay bilgiler ve bilimsel bulgulardan yola çıkılarak oluşturulmuş bir çalışma ve bu yazı, söz konusu değerli çalışmanın kısa bir analizini içeriyor:

İletişim Tarihi, Konuşmanın Evriminden İnternete Medya ve Toplum, Çeviri: Umut Yener Kara. Islık Yayınları: İstanbul. Yukarıdaki kitap kapağı, 2019 yılında çıkan 2.baskıya aittir.

İlk baskısı 2010 yılında yapılmış olan «İletişim Tarihi – Konuşmanın Evriminden İnternete Medya ve Toplum» adlı kitap, Albert Lord (1912-1991), Milman Parry (1902-1925), Harold Innis (1894-1952) ve Marshall McLuhan (1911-1982) gibi tarihsel medya çalışmaları yapmış olan öncül yazarlardan ilham alınarak yazılmış, medya geleneğini devam ettirmeyi ve günümüze uyarlamayı amaçlayan bir çalışma.

Kitapta öncelikle temel iletişim araçları konu ediliyor: İlk olarak konuşma, ardından yazı, sonrasında matbaa ve ardından gelen görsel-işitsel cihazlar ve son olarak da internet, tarihsel bağlamı ve etkileri altında inceleniyor.
Yazar, önsözde belirttiği gibi, Marshall MacLuhan ve diğer ilk medya kuramcılarının interneti anlamak için yeterli olmadıklarını belirtiyor. Yeni medya kuramcılarının ise interneti yeni bir olgu olarak gördüğünü ve yeni bir olgu olmasından ötürü eski kuramların ışığında anlaşılamayacağını ileri sürdüklerinden bahsediyor. Poe’nun önerisi ise interneti tamamen yeni bir şey gibi değil de yeni bir iletişim aracının doğuşu olarak ve çok eski bir olayın tekerrürü olarak algılanması gerektiği… «İlk başta konuşmuştuk. Ardından sırasıyla yazmış, matbaayla baskı yapmış, radyo dinlemiş ve televizyon izlemiştik. Şimdiyse internette sörf yapıyoruz.» Şeklinde konuşan yazar, internetin büsbütün yeni bir şey olmaktan ziyade çok eski bir temanın çeşitlemesiymiş gibi görülmesi gerektiğini belirtiyor.

Marshall MacLuhan

Kitap, sırasıyla konuşma, yazma, matbaa baskısı, görsel-işitsel cihazlar ve ardından internetle devam eden iletişim araçlarının kullanıldıkları toplumlara belli etkileri olduğu düşüncesinden yola çıkarak, onların bize geçmişte ne yapmış olduklarını ve şimdi ne yapıyor olduklarını sorar. Çağdaş medyayı anlamaya çalışırken geçmişin ne kadar iyi bir rehber olabileceğini hatırlatan Poe, bu soruları yeni bir kuram geliştirerek cevaplar.

Yazar, bu bölümde medya kuramcılarından örneklerle konuya giriş yapıyor. Medya nedenleri ve etkileri hakkında Harold Adams Innis dışındaki medya kuramcılarının yetersiz olduğunu söylüyor. Marshall McLuhan ile başlayan eleştirisine MacLuhan’ın ünlü «araç mesajdır / medium is the message» ifadesinden yola çıkarak, bunun anlamsız olduğunu belirtiyor. Aslen iktisat tarihçisi olan Harold Adams Innis, McLuhan’ın da öğrenci olduğu dönemlerde Toronto Üniversitesinde çalışıyordu.

Harold Adam Innis

Ekonomi politikası üzerine çokça yazı ve kitabı bulunuyordu ve daha sonra iletişim bilimlerine yönelmişti. Son yıllarında, iletişim teknolojilerinin içeriği şekillendirmekle kalmayıp kullanıldıkları toplumu da biçimlendiriyor olabileceği hipotezi üzerine düşünmüş ve şu iki soruya cevap aramıştır:

1- İletişim Araçları Neden Ortaya Çıkıyor?

• Poe’dan alıntıyla; Innis, hipotezinde, iletişim araçlarının yaygın kullanımlarının arkasında yatan arz tarafından ‘itilmelerinin’ değil, artan talep yoluyla ‘çekilmelerinin’ yattığını öneriyordu. Önce talep geliyordu, arz ise onu takip ediyordu. Bu kuram, daha genel olarak teknolojik buluş, benimsenme ve yayılma süreçlerini inceleyen araştırmacılar tarafından da teyit edilmiştir. Poe’ya göre yeni iletişim araçları adım adım şu yedi kuralı takip eder:

• 1- Mucit grupları yeni teknolojiler keşfederler. 2- Mucitler sadece kendi teknomlarının içindeki teknolojileri keşfedebilirler. 3- Teknolojik arz, teknolojik talep üretmez. 4- Eğer teknolojik talebin odağı yoksa teknolojik arz yaratmaz. 5- Sadece teşkilatlı çıkarlar yeni bir teknolojiyi kitlesel kullanıma ‘çekmek’ için gereken talebi yaratabilirler. 6- Teknolojinin benimsenmesi söz konusu olduğunda teşkilatlı çıkarlar proaktif değil reaktiflerdir. 7- Teşkilatlı çıkarlar kökten yeni ekonomik koşullara yanıt olarak yeni aletleri benimserler.

• Bu yedi kural, iletişim araçlarının benimsenmesine dair şu ‘çekim’ kuramını beraberinde getirir: «Yeni Ekonomik Koşullar – Teknik Yetersizlik – Teşkilatlı Çıkarların Artan Talebi – Yeni Medya Teknolojileri. Ancak burada tüm bunların benimsenme sürecini etkileyen iki faktörü göz ardı etmemek gerekiyor: Benimsemenin zamanlanması ve benimsenen teknolojinin doğası. Zamanlama söz konusu olduğunda en azından son 40.000 yıldır benimseme hızının süratle arttığı kesindir.

2- İletişim Araçları Ne Yaparlar?

• Yine Poe’dan alıntıyla, Innis, iletişim araçlarının fiziksel özelliklerinin toplumları ve düşünceleri yeni istikametlere doğru ‘ittiğini’ iddia etmişti. Poe, bu iddiayı şu şekilde yeniden formüle eder: İletişim Aracı Özellikleri – Ağ Özellikleri- Toplumsal Pratikler ve Değerler. Poe’ya göre bütün iletişim araçlarının, ağlarının ve kültürlerin kendilerine has özellikleri vardır ve bu özellikler nedensel olarak birbirlerine bağlıdır. Sonrasında tüm bu iletişim araçlarını ve özelliklerini detaylıca açımlar. Tüm bunların sonunda «Medya Etkilerine Dair ‘İtme’ Kuramı’nı (kitapta Tablo1 olarak verilmiştir) ortaya koyar.

• Medyayı anlamak konusunda ciddiysek, gerçek kuramlar oluşturmak zorundayız, diyor Poe. Ve bu türden iki kuram ortaya atıyor: Birinci kuram; bazı iletişim araçlarının belli zamanlarda ve yerlerde benimsendiklerini açıklama amacı taşıyor; ikincisi ise iletişim araçlarının bizim yaşama biçimlerimize ve inançlarımıza ne yaptıklarını açıklamaya çalışıyor.

Beş Tarihsel İletişim Aracı

(Konuşma, Yazı, Matbaa, Görsel-İşitsel İletişim Araçları ve İnternet)
1- Konuşma Çağında İnsanlık: Homo Loquens
2- Elyazmaları Çağında İnsanlık (Homo Scriptur)
3- Matbaa Çağında İnsanlık (Homo Lectur)
4- Görsel İşitsel İletişim Araçları Çağında İnsanlık ( Homo Videns)
5- İnternet Çağında İnsanlık ( Homo Somnians)

Homo Loquens (Konuşan İnsan)

Poe’ya göre; iletişim araçları, insanlık tarihinin beş gelişim aşaması ile paralel gelişir. Homo sapiens yani insanın, günümüzden yaklaşık 300-350 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıktığı ve yaklaşık 150 bin yıl önce konuşma yetilerini geliştirmeye başladığı söylenir. Ancak bildiğimiz anlamıyla gelişkin dil becerileri günümüzden 50.000 yıl önce yerleşti. Poe öncelikle, genel olarak Homo sapiens olarak adlandırılan insanlardan, konuşabilen ve birbirleri ile iletişim kurabilen ilk insanlar olarak tanımlanan Homo loguens’leri mercek altına alıyor.
Poe, «…doğa Homo sapiens’i diyalojik (diyalektikten çıkarsamayla) etkileşime son derece yatkın ve hevesli bir canlı olarak şekillendirmişti.» der. «İstediğimiz için değil, zorunda olduğumuz için konuşuruz.» diyerek devam eder. Ardından «Neden Konuşuruz?» u çok farklı kaynaklar ve örnekler eşliğinde Platon’dan çağdaş bilimsel kuramcılara, farklı perspektiflerin ışığı altında inceler. Bir iletişim aracı olarak konuşmanın, diğerlerinden farklı olarak bize doğal olarak geldiğini, diğer iletişim biçimlerinde olduğu gibi onu bizim icat etmediğimizi söyler. Fakat konuşmanın, bir iş birliği biçiminden ziyade dinleyicilerin takdirini kazanmaya yönelik bir yarış olduğunu da sözlerine ekler. «…çünkü –farkında olsanız da olmasanız da- bunun sizin için bir karşılığı yani statü ve seçilim değeri vardır» şeklinde devam eden Poe, insanlar arasında alakalı ve etkili konuşanların dinleyiciler arasında takdir gördüğüne işaret eder.

Konuşma Ne Yaptı? (MÖ 50.000-Devam ediyor)

Bu bölümde Poe, konuşmanın etkilerini;
Gizlilik/Özellik
Sadakat
Hacim
Hız
Menzil
Dayanıklılık
Aranabilirlik
Değerleri üzerinden detaylıca ele alıyor ve şu tabloda yer alan sonuçlara ulaşıyor:

Poe, bu tabloya, konuşma ve belleğin çağdaş samimi topluluklar üzerindeki etkisini irdeleyerek vardığını açıklıyor. Tüm bu özellikleri hem günümüzde çağdaş insan davranışlarının, hem de akıl yürütme yoluyla avcı-toplayıcıların o dönemde nasıl davranmış olabileceği üzerine oturtuyor. Bildiğimiz en güçlü ve en etken medya kültürü olan konuşma kültürünün yaklaşık 175 bin yıl boyunca bu şekilde temelde değişmeden kaldığından söz ediyor ve Homo sapiens’in yerkürenin tamamına iskân etmesinin önünü açtığını belirtiyor. Ancak hiçbir şeyin sonsuza kadar sürüp gitmeyeceğinden hareketle (kitabın devamındaki bölümlerde göreceğimiz), bazı yaygın koşulların, konuşma kültürüne -en azından tek başına altından kalkamayacağı- talepler yarattığından bahsediyor. Sonuç olarak yeni bir iletişim aracının yani konuşma ile birlikte «elyazması kültürü»nün doğuşunu bize müjdeliyor.

Homo Scriptor (Yazan İnsan)

Poe, bu bölümde, konuşan insan bölümünde olduğu gibi:
-Neden Yazarız?
-Elyazmaları Ne Yapmışlardı?
Sorularına yanıt arar ve bilimsel örnekler sunar. Yine erişilebilirlik/gizlilik-özellik/ sadakat/hacim/hız/menzil/dayanıklılık/aranabilirlik değerleri üzerinden el yazmalarını irdeler. Yazar tüm bölümlere olduğu gibi bu bölüme de Platon’dan örnekler vererek başlar. Platon’un Yunanistan’da MÖ 400 civarı yaşamış bir filozof olduğu düşünüldüğünde yazı 2500 yıldır kullanılageliyor idi. (Güney Mezopotamya/Sümerler/MÖ 3000-3500 civarı/çivi yazıları-tabletler) Ancak Platon, hakikate ulaşmak adına diyaloğun gerekli olduğunu ve ‘yazı’nın diyaloğa uygun olmadığını düşünüyor ve bu yeni iletişim aracına olumsuz bakıyordu. İşte bu sebeptendir ki Platon her tür monoloğun entelektüel gelişime engel olduğu inancına uygun biçimde sadece diyaloglar yazdı.

Elyazmaları Ne Yapmışlardı?

(MÖ 3500-MS 1450)

Yazının Etkileri tablosu, elyazması yazımına dair Poe’nun kuramının bütününü özetliyor. Bu bölümde yazar, yazının diğer insanlara bir şeyler yapmak için –sadece bunlarla sınırlı olmasa da- toplumsal ilişkileri yapılandırmak ve başkalarını bazı şeylerin iyi veya doğru olduğuna ikna etmek için kullanılan bir araç olduğuna dikkati çekiyor. Ne var ki (Poe’dan alıntıyla) 4000 yılı aşkın bir süre boyunca yeryüzünün büyük bir kısmına hakim olan Elyazması kültürünün okuma yazma bilen seçkin kişilerin düşüncelerini aktarmaya yaradığı da bir gerçektir. Örneğin; hükümdarların ve rahiplerin okuma yazmaya erişimi varken neredeyse başka hiç kimsenin yoktu (onlar da zaten bunu istememişlerdi). Seçkinler yazı üstündeki egemenliklerini seküler ve kutsal olanı özelleştirmek için kullanmışlardı ve herkes de bunun doğru ve haklı olduğunu düşünmüşler ancak hiçbir şekilde cevap verememişlerdi. Bu da yazının bir iletişim aracı olarak tek taraflı negatif özelliğini gösteriyor.

Homo Lector (Okuyan İnsan)

Poe, bu bölümde, konuşan insan bölümünde olduğu gibi:
-Neden Baskı Yaparız?
-Elyazmaları Ne Yapmışlardı?
Sorularına yanıt arar ve bilimsel örnekler sunar. Yine erişilebilirlik/gizlilik-özellik/ sadakat/hacim/hız/menzil/dayanıklılık/aranabilirlik değerleri üzerinden el yazmalarını irdeler.
Ayrı harflerle uygulanan matbaayı bulan kişi Bi Sheng isimli Çinli bir mucittir. Bi Sheng 1040’lı yıllarda bu tekniği geliştirmiştir. Modern matbaa makinesini icat eden ise 1430’lu yıllardan itibaren basım teknikleriyle ilgilenmeye başlayan Johannes Gutenberg’dür. Matbaa devrimi (1450), büyük bir toplumsal değişimle birlikte var olan iletişim araçlarını (konuşma ve yazı) teşkilatlı grubun yani seçkinler grubunun amaçları için yetersiz hale geldiği ve tam teşekküllü yeni bir iletişim aracına ihtiyaç olduğu bir döneme paralel gerçekleşir.

Matbaa Ne Yapmıştı?

(MS 1450- Devam ediyor)

Matbaa, Gutenberg’ü izleyen yıllarda pek devrimci bir buluş olarak görülmemiş, tam tersine son derece muhafazakâr bir buluş olarak düşünülmüştü. Katolik Kilisesi örneğin, inancı yayma aracı olarak ona kucak açan kesimin başındaydı. Teşkilatlı çıkarlar (eskiden kilise-hükümdar sonradan devletler-partiler-şirketler) matbaayı yüzyıllar boyunca dizginleri altına almaya çalışmışlardır. Amaçları dindarlık ve dinsizlik/demokrasi ve tiranlık/liberalizm ve muhafazakârlık/komünizm ve kapitalizm idi ancak Poe’ya göre hiçbir yerde gerçek anlamda başarılı olamamışlardır. Bugün ise hepsinin tipik bir biçimde büyük ve çeşitlilik barındıran basın endüstrileri bulunmaktadır. Ayrıca bütün modern toplumların liderleri okuryazarlığın bir gereklilik, okumanın ise erdemli bir eylem olduğu konusunda hemfikirdir. Matbaa kültürü ile toplumlar daha gelişmiş, daha iyi yönetilmiş ve daha insani hale gelmiştir. «Gelgelelim saltanatı sadece 450 yıl sürmüştü.» Şeklinde konuşan Poe, Matbaa kültürünün matbaanın yapamayacağı bir şeyi yaparak «deneyime» götürüşte doğrudan erişim sunan bir iletişim araç tarafından yerinden edilmiştir: Kitle İletişim Araçları.

Homo Videns (İzleyen İnsan)

Poe, bu bölümde, önceki bölümlerde olduğu gibi yine
-Neden İzler ve Dinleriz?
-Görsel ve İşitsel İletişim Araçları Ne Yapmışlardı?
Sorularına yanıt arar ve bilimsel örnekler sunar. Yine erişilebilirlik/gizlilik-özellik/ sadakat/hacim/hız/menzil/dayanıklılık/aranabilirlik değerleri üzerinden el yazmalarını irdeler. Matbaa çağından geriye kalanlara oranla, telgraf, telefon, fotoğraf, kayıtlı ses, radyo, sinema ve televizyon gibi görsel-işitsel iletişim araçlarına dair elimizde bolca kaynak bulunmaktadır. Yaklaşık 150 yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen bu araçların (bazen matbaa da bunlara dâhil edilir) bir enformasyon çağına (bazen enformasyon devrimi de denir) yol açmış olduğu söylenir. Ses kaydı yapabilen ilk aracın Edouard Leon Scott’un 1857 tarihli fonotografı idi ve 1896’larda radyo teknolojileri satılmaya başlanmıştı (bildiğimiz anlamda ticari radyo istasyonlarının kuruluşu ise 1920’lere rastlar). Gramofon ve plaklar 1920’lerden itibaren orta sınıf hanelerin alışıldık eşyaları haline gelmişti. Sinemanın öyküsü de az çok benzerdir: Örneğin 1930 yılında Amerika’da toplam nüfusun yüzde 65’i düzenli olarak haftada bir kez sinemaya gidiyordu. İlk ticari televizyonların yayınları 1930’lara kadar gerçekleşmemiş, yaygın olarak benimsenmeleri ise 1950’leri bulmuştu. Günümüzde gelişmiş dünyanın neredeyse her hanesinde en az bir radyo ve televizyon bulunmaktadır.

Görsel-İşitsel İletişim Araçları Ne Yapmıştı?

(MS 1850- Devam ediyor)

Görsel-İşitsel İletişim Araçlarının Etkileri

Yazara göre, görsel-işitsel iletişim araçları, yazıya ve okumaya göre psikolojik olarak son derece çekici bir bileşene sahiptir. Günümüzde medya seçimleri konusunda bireyler oldukça özgürdür ve konuşma ya da okumaktan çok daha sık bir şekilde daha uzun sürelerle ve daha fazla keyifle izleyip, dinleriz. Gerçekten de iyi bir kitap okumakla, kötü bir tv show’u izlemek arasında bir seçimle karşı karşıya kaldıklarında çoğu insan tv izlemeyi seçer. Bütün iletişim araçlarında olduğu gibi görsel-işitsel iletişim araçları da belli türden toplumsal pratikler ve değerler üreten, belirli türden ağlar yaratan fiziksel özelliklere sahiplerdir. Yukarıdaki tablo, bu süreci özetler niteliktedir. Çok eski olmayıp hala varlığını sürdürdüğünden başarısını ölçmek zordur. Ne var ki yazara göre ömrünün çok uzun sürmeyecek olma ihtimali yüksektir (sonraki bölüme bakınız). Uzun ömürlülük açısından konuşma/yazı/matbaa kültürüne kıyasla başarısızlıktır. İnsanlığa yararlı olup olmadığı çokça tartışılmış bir sorudur. Görsel-işitsel iletişim araçları kolektif girişimimize kayda değer ve kalıcı herhangi bir katkı yapmış mıdır? Çok sayıda eleştirmen bunu sorgulamaktadır. Bu araçlar, doğal olarak bizim gelişim ihtiyacımızdan ziyade eğlenme arzumuza hitap eder görünmektedir. Belki de bunu asla öğrenemeyeceğiz çünkü görsel-işitsel çağ sonunu yaşamakta ve daha da belirsiz bir iletişim aracı tarafından geri plana atılmaktadır: İnternet.

Homo Somnians (Düş Gören İnsan)

Poe, bu bölümde, önceki bölümlerde olduğu gibi yine
-Neden İnternette Sörf Yaparız?
-İnternet Ne Yapmıştı? Ve Ne Yapmaktadır?
Sorularına yanıt arar ve bilimsel örnekler sunar. Yine erişilebilirlik/gizlilik-özellik/ sadakat/hacim/hız/menzil/dayanıklılık/aranabilirlik değerleri üzerinden el yazmalarını irdeler. «İnsanlar yıllardır sanal gerçekliği bekliyorlar. Artık beklemeye gerek yok çünkü o burada.» Poe’ya göre, içinde kendimizi kaybedeceğimizden ziyade «yaşayabileceğimiz» bir dizi web sayfasından oluşuyor söz konusu durum. Birçok şeyi yapabiliriz bu sayfalarda, okula bile gidebiliriz mesela, üstelik bilgisayar koltuğumuzdan hiç kalkmadan. Ne var ki yazara göre tüm bunlar bir yanılsamadır çünkü hiçbiri varlıkların özüne ulaşmaz, hiçbirisi gerçek değildir. Buna rağmen internetin birçok türden çok sayıda gerçek etkisi vardır.

İnternet Ne Yapmıştı? Ve Ne Yapmaktadır?

(MS 1969- Devam ediyor)

İnternetin Etkileri

Yazara göre internet, bilgiye ulaşma bağlamında olağanüstü derecede aranabilir bir iletişim aracıdır. Mesela İngiliz Milli Kütüphanesi’nden farklı olarak kapıları herkese açıktır ve son derece ayrıntılı bir dizini vardır. «Daha 15 yıl önce uzmanlık gerektiren belirli bir bilgiyi öğrenmemiz oldukça zordu. (…) Aradıklarını bir kitapta veya makalede bulsalar bile onları özel bir izin olmadan muhtemelen edinemezlerdi.» diyor yazar. Burada Google kitaplar örneğini vermiş. Bu projeye katılan üniversitelerin durumunda olduğu gibi bazen bilgi depolarını kontrol eden kurumların kendileri de söz konusu demokratikleşme sürecine yardımcı oluyorlar. Çok sayıda akademik yayınevinin durumunda olduğu gibi bazen kimileri bu sürece direnç gösteriyorsa da sonuç olarak bir şey fark etmeyecektir diyor Poe. Zira «enformasyon bu kaynaklardan çok sayıda kanal yardımıyla sızacaktır» şeklinde devam ediyor. Öte yandan internetin bilgi edinimi dışında birçok özelliğinden bahsediyor. Net sayfalarında yabancılarla sohbet edebilir, flört edebilir, film izleyebilir, oyun oynayabilir, yabancı ülkeleri gezebilir, müze ziyaret edebilirsiniz. Okula gidebilir, iş yapabilir, para kazanabilirsiniz. Profesör, avukat ya da doktor olabilir, onların hiç bilmediklerini öğrenebilirsiniz. Üstelik tüm bunları bilgisayar koltuğunuzdan hiç kalkmadan yapabilirsiniz. Ne var ki doğal olarak tüm bunlar bir yanılsamadır çünkü hiçbirisi varlıkların özüne ulaşmaz, hiçbirisi gerçek değildir. Gerçek olmamasına rağmen yukarıdaki tabloda irdelemeye çalışılan türden birçok gerçek etkisi vardır. İnternet, herkese ulaşana dek, herkes ona sahip olunması gerektiğine inanana kadar yayılacaktır. Daha önce hayal edilmesi mümkün olmayan diyaloglar yaratacak, her şeyin genel olarak demokratikleşmesine (her zaman övgüye değer olamasa da) yol açacaktır. Herkesi ve her yeri kapsayana dek büyüyecek, engelleri yerle bir edecektir. Saltanatının ne kadar süreceği ve insanlığa ne kadar faydalı olacağını bilmiyoruz. Bir sonraki ve sonuncu bölümde bu soruları irdeleyeceğiz, diyerek bölümü tamamlıyor Poe.

Medya ve İnsan Mutluluğu

Kitabın son bölümüne yazar, Marx’ın 19.yüzyılın ortalarında var olan dünyaya bakışından söz ediyor. Kapitalistlerin insan hayatını özgürleştirici teknolojik makineleri hemcinslerini zincirlemek için kullanmaları karşısında nasıl dehşete düştüğünden bahsediyor. Şöyle yazdığını belirtiyor: «İnsanlık doğa üzerinde hakimiyet kurarken sanki aynı hızla insanlar başkalarının kölelerine dönüşüyorlar.» Poe’ya göre, sorun araçlar değildi şüphesiz. Sorun bizim yani insanlığın o araçları nasıl kullandığıydı. Poe, Marx’ın üretim güçlerinin durdurulamaz yükselişini tarif ederken teknolojik bir ilerleme öyküsü anlattığını, kendisinin ise bu kitapta aynı şekilde iletişim güçlerinin yükselişini anlattığını belirtiyor. Ne var ki «Marx, teknolojik ilerlemeyi, ahlaki ilerlemeden ayırmaya dikkat etmişti ve biz de bu ayrımı yapmazsak hataya düşeriz, diye ekleme yapıyor. Yazı, matbaa, görsel-işitsel cihazlar ve internetin her birinin bir öncekinden daha iyi olduğunu kabul edebiliriz ancak ahlaki açıdan durumun belirsiz olduğunu kabul etmeliyiz, diyor. Bu noktada, iletişim araçlarına dair incelemesini, onların insan esenliğini arttırmak için kullanılıp kullanılmadığı sorunsalına yönelterek buna dair cevaplar arıyor. Bu aşamada, öncelikle «Medya ve Maddi Mutluluk» konusuna eğiliyor. Birçok örnek ve bilimsel kanıt üzerinden iletişim araçlarının insanlığın maddi mutluluğunu arttırmış olduğu sonucuna varıyor. Daha sonra «Medya ve Duyusal Mutluluk» konusuna giriyor. Duyusal mutluluğu ölçmek zor olsa da zengin örneklemelerle iletişim araçlarının insanoğlunun duyusal mutluluğunu arttırmış olduğu sonucuna varıyor. Son olarak «Medya ve Ruhani Mutluluk» konusuna geliyor. Ve bu konuda iletişim araçlarının insanoğlunun ruhani mutluluğunu arttırmadığı sonucuna varıyor. Yazara göre; ruhani mutluluk aşkın bir şeyle ilgili ve bu türden ilişkilerde doğruyu yaptığımızda ortaya çıkıyor.

Oysaki iletişim araçları bizi yanlış şeyler yapmaya teşvik ediyor ve modern medya bizi daha da yanlış yapmaya teşvik ediyor. Duyusal mutlulukta olduğu gibi ruhani mutluluğun da ölçülmesi zordur. Fakat iletişim araçlarının ekonomik büyümeyi teşvik ederken, ruhani soruları ihmal etmemize doğrudan neden olmuşlardır. Bu nedenledir ki, modern dönem öncesinde yaşayan insanlar bu türden büyük sorulara böylesine odaklanmışlardır. Neden buradayım? Yaşamın amacı nedir? Gibi sorulara bu dünyada cevap bulamamışlar, onları görünmeyen öteki dünyalarda aramışlardır. Kısmen iletişim araçları ve onların kolaylaştırdığı ekonomik patlamalar nedeniyle artık ruhani meselelere sürekli (hatta hiç) odaklanmayı gerektirmeyen maddi koşullarda yaşıyoruz. Ve daha çok nasıl üniversiteye girerim, nasıl doğru kişiyle evlenirim, istediğim sayıda çocuğum olacak mı, emeklilik için doğru yeri seçtik mi gibi dünyevi sorunlarla iç içe olduğumuzu, ancak genellikle yaşamımızın sonlarına doğru bunun farkına vararak bu soruları kendimize sorduğumuzu söylüyor. İkinci olarak iletişim araçlarının bizi yanlış düşünmeye sevk ettiğinden bahsediyor. Ruhani mutluluk için doğru şeyleri yapmak da yetmez. Doğru şeyleri düşünmeniz gerekir ayrıca… Psikolojik araştırmalar bunu doğrular. Bütün bunların yanı sıra gerçekten de yeni bir nesneler dünyasında yaşıyoruz. Marx’ın nesnelerden oluşan yenidünyası üretmek ve tüketmekle ilgiliyken, bizlerin göstergelerden oluşan yenidünyası kodlamayla ve kod açmayla ilgilidir. Aristoteles’in dediği gibi yaşamın amacı mutlu olmaktır. Bu yüzden içinde yaşadığımız göstergeler dünyasının bizi mutlu edip etmediğini sorgulamak tamamen hakkımızdır. Bu açıdan düşünüldüğünde göstergelerin yenidünyası bizi ele geçirmiştir. Marx’ın diliyle söylersek, göstergeler bize hizmet edeceğine biz göstergelere hizmet ediyoruz. Bu durumun farkına varıp varmayacağımız, varırsak da özgürleşmek için bir şey yapıp yapmayacağımızı zaman gösterecek.

Yazar Hakkında

Marshall T. Poe (Alabama, 1961)

Amerikalı tarihçi ve yazar. Tarih lisansını ve doktorasını Berkeley Üniversitesi’nde tamamladı. Berkeley ve son olarak Lowa Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı.

Detaylı bilgi ve özgeçmiş için: https://independent.academia.edu/MarshallPoe/CurriculumVitae

Kısa bir sunumunu izlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=WKcxGLCS29o

Öte yandan Poe, dünyanın en büyük podcast sitelerinden birini oluşturarak ücretsiz bilgi akışına
olanak sağlıyor: https://newbooksnetwork.com/

92 ayrı disiplinde yazılmış yaklaşık 7.000 kaynak kitapla (kurgusal olmayan) ilgili bilgiye
ulaşabileceğiniz site, katkıda bulunmak isteyen herkese açık bir proje olarak tasarlanmış.

Meral BOSTANCI
İstanbul Üniversitesi
İletişim Fakültesi/Gazetecilik Bölümü

Bağlantılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Son Dakika Haberleri
Kapalı