EkonomiManşet

Sıfır faize doğru

Faizlerin hangi seviyelerde olması gerektiğine siyasilerin müdahalesi, Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vurmuş bir rituel.

1990 ‘lı yıllardan itibaren ,başta TCMB olmak üzere ekonomi yönetimi ile iktidar ortaklarının, yüksek faiz suçlusu olarak Merkez Bankası’nı göstermeleri ve yüksek faizden sürekli şikayet etmelerine alışkınız. Yine son olarak Sayın Başbakan Erdoğan’da bu konudaki haklı memnuniyetsizliğine dair devrim niteliğindeki fikirlerini açıkladı. Seçimler öncesi belki vaad niteliği taşıyan ama ‘sıfır faiz’ perspektifli bir tartışmayı popüler gündemde ilk defa tetiklemiş olması bile Türkiye için bir dönüm noktası. Başbakan Erdoğan’ın ABD ve Japonya’daki % 0.25 seviyelerindeki faizler ile örneklendirdiği ve Türkiyedeki %7-%8 aralığındaki faizler ile karşılaştırma yaptığı konuşmasında ‘aslında faizi attıran enflasyon değil, enflasyonu azdıran faizdir” diye ekledi.

 Ama konuşmanın en can alıcı noktası olarak ’Faizden değil artık üretimden para kazanalım’’ sözü de başlı başına umut kaynağı oldu. Çünkü dünyada kriz sebebiyle zaten reel faiz yaklaşık 2 yıldır sıfırın altında. Türkiye ise yüksek reel faizde dünya dördüncüsü.

Gelişmiş ve gelişmekte olan piyasalarda reel faizde ilk sırada % 5.29 ile Brezilya yer alıyor. İngiltere, ABD ve Euro Bölgesi’nde bu oran sıfıra yakın. Birde bazı ülkeler var ki yaşanan küresel ekonomik krizin ardından yaşanan durgunluktan çıkmak için uyguladığı para politikalarına göre reel faizleri eksi olanlar, mesela ; Singapur’un %- 4.34 , Hong Kong’da % -4.15 seviyelerinde ,İngiltere’nin% -3.05 ve mali krizdeki Yunanistan’ın -3.0 seviyesindeki reel faiz oranı ABD’de ise -2.43 olarak görünüyor.

Reel faiz nedir?

Kısaca nominal faiz oranından enflasyon oranının düşülmesiyle bulunun faiz oranıdır. Yani enflasyondan arındırılmış faizdir. Şöyle bir örnek ile açıklayalım ,örneğin; faizlerin %10,enflasyonun %8 olduğu bir ekonomide bankaya yatırdığınız 100 TL vade sonunda 110 tl olmaktadır.Vade sonunda kazancınız 10 lira değildir paranın değer kaybından dolayı 2 liradır aslında .Ülke ekonomilerinde ise reel faiz , beklenen enflasyonun üzerine yatırımcıların borç vermek için istedikleri ekstra faiz farkıdır.

Türkiye 90’lardan bugüne devam eden bütçe açığı sorununu finanse edebilmek için reel faizleri hep yüksek tuttu. Birçok hükümet değişti birçok para politikası gelip geçti ama mantıkta Türkiye aralıksız yüksek faize karşılık ,düşük kur politikasını uygulamaya çalıştı. Bu politikayı bir kaç defa değiştirmeye kalktı ama sonuçları hep hüsran ile tamamlandı. 1994 yılında yaşanan krizi reel faiz ekseninde değerlendirirmek pekala mümkün. 2008 krizi sonrası da dünya genelinde düşen faizlere Türkiye’nin kayıtsız kalması ,aşırı sıcak para girişine neden oldu ve Türk Lirası’nın değeri yükseldi .Bunun sonucu ihracat azalıp ,ithal ikamesi başladı ve tabi beklenen sonuç ‘’cari açık’’ yeni rekorlar kırdı. Yani ortada ‘’yabancı sıcak para’’ sorunu var ve bunu aşmanın tek yolu sadece kısa vadeli yabancı yatırımcıya uygulanması gereken vergi şartı.

Enflasyona eşit veya en yakın bir faiz oranı, Türk Lirası’nın değerlenmesini engelleyecek ve reel faizi düşürecektir tezi bugünün koşullarında eksik kalmaktadır. Reel faizin düşürülmesi sadece Merkez Bankalarının ya da siyasi otoritenin istemesi ile mümkün olmamaktadır. Çünkü reel faizdeki önemli kıstas ileriye dönük enflasyon beklentilerinin yerli veya yabancı yatırımcı gözünde riske göre değişmesi ihtimalidir.

Sıfır faiz ortamındaki riskler!

Faizlerin düşüşü belki kısa vadeli özellikle yabancı yatırımcının Türkiye’de elde ettiği dünya ortalamasının üzerindeki tatlı getiriyi kısabilir ama bunun sonucu özel sektörün kısa vadeli dış borçları olan 73 milyar doları çevirememe riski yaratır. Reel faiz tanımının kalbi diyebileceğimiz enflasyon beklenti kavramı ile uyumlu olarak dünyada ki dengelerin kaygan zeminde olduğu varsayımı altında ,gerek MENA(Orta Doğu ve ,Kuzey Afrika)gerekse PIIGS ülkeleri ve ABD de yaşanacak olumlu/olumsuz bir etkinin başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarını hızla arttırma ihtimali varken ,artık bir çok ülke faizleri arttırım periyoduna başlamış iken sıfır faiz için bugünün koşullarına uygun olmadığı sonucunu doğurur. Ayrıca aşırı ısınan bir ekonomi olarak Türkiye’nin seçimden sonra hükümet mali politikasını sıkılaştırma, Merkez Bankası da faiz oranlarını arttırma baskısıyla karşı karşıya kalma riskide mevcut.

Yumurtamı tavuktan tavukmu yumurtadan hikayesi gibidir faiz –enflasyon sarmalı. Unutulmaması gereken konu faizin bir neden değil, çoğunlukla bir sonuç olduğu gerçeğidir. Hatta ‘’sıfır faiz’’ yani enflasyon kadar faiz politikası Türkiye gibi hane halkı yurtiçi tasarruf birikimi düşük,tasarruf açığı olan ülkeler açısından, talep patlaması yaşanacağı riski ile enflasyonu tırmandıracak ve sonuç olarakta reel faizleri belkide çift basamaklı rakamlara taşıyarak ters etki yapacaktır.

Yerli yatırımcıya zaten sıfır

Şu an bankaların ortalama mevduata verdiği faizler vergisiz % 8.6 civarındadır,vergiler düşüldüğünde bu oran maximum % 7 oluyor. TCMB,verilerine göre enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2011 yılı sonunda yüzde 5,6 ile yüzde 8,2 aralığında (orta noktası yüzde 6,9), 2012 yıl sonunda ise yüzde 3,4 ile 7,0 aralığında (orta noktası yüzde 5,2) gerçekleşeceği tahmin edildiğine göre, bu varsayımında zaten yerli yatırımcıya reel faiz ödenmediği ortaya çıkıyor .Dünyada sıcak para bolluğu nedeniyle ülkemizde bulunan kısa vadeli yabancıya ise %7 rakamı ödül gibi gelebilir. Çünkü paranın kaynağı olan ülkerde ise enflasyonun yüzde 3-4 sınırında olduğu düşünüldüğünde yabancıların bu işten daha karlı çıktığı aşikar .

Türkiye için ‘sıfır reel faiz’ gerekli ama erken.

Türkiye’nin iki büyük problemi olan ‘’cari açık’’ ve ‘’tasarruf açığı’’ sorununa kalıcı bir çözüm bulmadığı taktirde sıfır faiz için erken diyebiliriz. Ekonomisi dışarı bağımlı ve son verilere göre geçen senenin %126 üzerinde olan cari açığımız özellikle petrol , doğalgaz, elektirik, maliyetleri sebebiyle dahada artacak gibi görünüyor. 2010 Mart ayında %65,9 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2011 Mart ayında %54,7’ye gerilemiş iken, maliye politikalarındaki öncelik aşırı ısınan ekonomiyi soğutmak ,tüketim malı ithalatını frenlemek ve cari açığın önemli etkenlerinden biri olan yerli enerji projeleri olmalıydı.

Ömer DEMİR

 

Bağlantılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Son Dakika Haberleri
Kapalı