GündemMedya

Türk Telekom Arena ve Madonna Konseri – BKM ve GNL Entertainment ‘a kınama

Madonna konseri için Türk Telekom Arena’ya ilk defa gittik. Her sene oğlumla İstanbul’da müzik festivalleri mevsiminde birkaç konsere gideriz. Dünyada görülebilecek önemli sanatçıları hep gördük. Madonna’nın müziğine, sesine hayran değilim. Danslarını görmek istedim.

Arena’ya metroyla ulaşım kolay. Ama sonrası? Sonrası bir kabus. Dört kere daracık turnikelerden geçiliyor. Bir süreç uzmanı ve akıl fikir mantık düzeyi yerinde bir insan olarak bu dört geçişin mantığını, gerekliliğini,, neyi sağladığını, neyi engellediğini çözemedim. Oğlumun da stadyum kültürü fazla değildir ama maçlarda böyle dedi. Ama kimse anlamadı, ve insanlar isyan etti, “bu ne yaaaa?!?!?!” diyerek.

Seyrantepe metro istasyonunda inmiş olan binlerce kişi olarak ilk azap kapısından geçmeye çalışıyoruz. Ezilme tehlikesi çok fazla. Bu kısmı betimlemek güç. Turnikelere yaklaşmak için beklediğimiz, itiştiğimiz yer, Bosna savaşı sırasında Sırplardan kaçan Bosnalıların bekleştiği sınır kapısına benziyor: O görüntüler, yıllar geçti, gözümün önünden gitmez.

Dört bir yanları kapalı mıydı orası görüntülerde belirsizdi ama insanlar itiş kakış, bekleşiyorlardı. Biz de öyle. Bir dikdörtgn düşünün, iki uzun kenarı yüksek demir parmaklıklarla kapalı, bir uzun kenar metroya giriş kapıları, diğer uzun kenarda demir parmaklıklar arasındaki 4-5 maç turnikesi. Oğluma dedim “sıkça azgınlaşan futbol seyircisi için yapılan mimari bu demek!”. Evet, dedi. Biletlerimizi falan çıkardık, nihayet geçtik, ama o noktada bilete ya da çantaya bakılmıyormuş meğerse.

Gayet pis bir alana geçmiş olduk. Binlerce kişi geliyor öğlenden beri, sık sık süpürseniz, çöpleri temizleseniz. Yok.

Tuvalete gireyim dedim içeri girmeden…. İki erkek tuvaleti var, boş. Kadın tuvaleti bir tane yapılmış. Kuyruk çok uzun. Bir kısım kadın -ben de– erkekler tuvaletine gittik… Yerler su içinde, kağıt içinde. Kimdedir tuvaletin bakım sorumluluğu? Stadyum yönetiminde mi organizatör de mi?? Artık böyle tuvaletler en basit çay bahçesinde, ya da benzincide yok.

Velhasıl, herşey çok ama çok acaip rahatsız ediciydi.

Az ilerde tekrar azgın futbol seyircisi için tasarlanmış maç turnikesi işkencesi.. Oradan da epey bekleyerek geçtik. Herkes söyleniyor. Orada da herhangi birşey kontrol edilmedi. Sonra bir daha turnikeler, itişerek geçme çabaları. İnanılmaz bir saçmalık. Neden bu kadar çok geçiş?

Sonra bir noktada çantalara bakıldı. Pop müzik konserlerinde en sinirlendiğim, kınadığım şeydir (az sonra organizatörlere de yazacagım) çantalardaki suların toplanması. Kapitalizmin, paragözlüğün bu kadarı! Devamlı susayan biriyim, çantamda hep su olur. Pek çok kişi de yanında su taşıyor. Hayır, içerden 3-5 liraya su alacaksın. Kraker taşırım, sık sık şekerim düşer, Hayır yasak. Konser sırasında şekerim düşerse çıkıp en zararlı et ürünü olan sosisi içeren ufak bir sandviçi mi alacağım 12 liraya?!

Çok çirkin bir “kural”: İçeri yiyecek içecek sokmak yasaktır. Tamam içki, bira, hamburger, vesaire sokturma, ama su??? Suda ya da sunta gibi krakerde ne var? Belli ki bunlar sağlık gerekliliği. Ama bunları kınamak sessiz toplumumuzun aklına gelmiyor. “Senede birkaç konsere geliyorum, olsun” diye düşünüyor herhalde. Ancak ben paragözlüğün bu kadarını, bu çirkinliği KINIYORUM.

Zar zor stadyuma ulaştık. Yerimiz yukarlarda. Çok yüksek. Çıkarken heryerde demirler. Cezaevleri böyledir herhalde diye düşünüyorum. Çok korkutucu.

Cidden devasa bir stadyum. 23 İlkokuldayken 23 Nisan gösterileri için katıldığım Ankara 19 MAYTIS Stadyumu dışında stadyum bilmiyorum.

Konser 45 dakika geç başladı, sık sık protesto edildi. Şarkıcının özensizliği, seyircilere saygısızlığı mı, organizatörlerin mi? Senede kaç kere konser düzenliyorsunuz, neden bir kere bile zamanında başlamaz? Bunu organize demeyecek kadar beceriksiz misiniz. Anons edilen saatte başlamak üzere herşeyi ayarlamak bu kadar zorsa bu işi bence hiç yapmayın. İnanılmaz yüksek bilet fiyatları. Acaip para kazanıyorsunuz, azıcık da saygınız olsun gelenlere. Bu da hiç kınanmaz.

1980-90’larda iş için sık sık ve çok kere Londara’ya gittim, tüm paramı müzikallere yatırırdım. En pahalısı 25-30 pound olurdu. Şimdi bizde en ucuz bilet 110 lira. !!!! (Bu arada 110’nun 10’u Biletix’e gidiyor. Ayrıca bir de “işlem bedeli” adı altına 4 tl veriyoruz. 200 liralık 2 bilet için 224 lira ödedim. İşlem bedeli ne iş? Internet başında işlemi yapanı benim. Satış ofisine de gidip alsam gene işlem bedeli dayıyorlar. İstedikleri ad altında istedikleri parayı alıyorlar, karışan, denetleyen yok. Serbest ekonomi herhalde! Biletix’i birkaç sene önce çok kınadım, milliyet bloguma [ http://blog.milliyet.com.tr/neden-sadece-araci-kurumlarla-ve-fahis-komisyonlarla-satis-/Blog/?BlogNo=235040 ]yazdım, bakanlığa, belediyeye, kendilerine yazdım.. birşey oldu mu hayır, ama olsun, gene yazacağım. sadece belediyeden beni aradılar, sağolsunlar, beklemiyordum…)

Saygıdan bahsediyorduk. Açıklama, özür olmaksızın bu kadar geç başlayan konserlerde daha konser başlamadan çok geriliyorum, bir daha konsere gelmemeye söz veriyorum. Turnikeler, sular falan herşey kötü de geç başlama, beş-on dakşika değil, 45 dakika!!! Tadı tuzu kaçıyor. Düşünüyorum, mükemmeliyetçilik ve
titizlik abidesi, hayranlarına muazzam saygı duyan ve onlarsız var olmayacağını bilen bunu hep dile getiren, onların önünde alçakgönüllükle eğilen Michael Jackson böyle geç başlamazdı herhalde konserlerine. Gecikmeye sebep olan adamları varsa, anında kovardı.

Müzik…. Çok kötü. Cumhuriyet’te Zulal Kalkamdelen de yazmış. “Ruhsuz, kötü müzik, Madonna’nın en kötü albümü bu”, diye. Elektronik bir müzik. Ayrıca kulakları sağır ediyor. Madonna’nın sesi yankılı biçimde derinden geliyor. Pek bir sesi olduğunu da düşünemem zaten. Ben sadece dansları görmek için gittim.
Sahnede tam bir orkestra, vokaller görünmüyor, gerçi çok uzağız, insanlar toplu iğne kadar. Dekorlar çoklukla siyah, beyaz, gri. Dansçıların ve Madonna’nın kıyafetleri de öyle. Yanlış geldi bu tasarım bana. Görünmez oluyorlar. Bu karanlık ortamda ben sahnede aman aman bir orkesta ve vokal yapan kişiler görmedim. Ama bir sürü ses duyuyoruz. Bu sesler klavyeden gelkiyor. Elektronik, yaratılmış sesler. Çoğunlukla ya da zaman zaman playback de olabilir,çünkü vokal yapan insanlar görünmüyor ve çok farklı sesler geliyor. Madonna’nın elinde sürekli mikrofon, evet elbette söylüyor ama bazı yerlerde playback desteği olmalı.

Sonuç olarak, şarkılarda iş yoktu. Coşku yaratacak gibi olan birkaç eski parçası da ilk hallerinde değil, elektronik hale getirilmiş. İnsanlar bazı şarkıları çok sever, konserde sevinir konserde canlı söylenecek diye, ama bambaşka bir versiyon (şimdilerde nedense “cover” diyorlar) haline getirilip söyelniyorsa, üzülür, tatmin olamaz, kızar. (Michael Jackson THIS IS IT adlı, hayranlarını hala kahreden ölümünden hemen önceki son provalarının belgeseli olan filmde, klavyeciye, “bu sesi, bu notayı, aynen bestelediğim gibi istiyorum, albümdeki gibi istiyorum” diyordu sürekli, “çünkü hayranlarım böyle seviyor!” Bunu anlayabilmiş tek sanatçı.)

Bunların dışında… Madonna 53 yaşında gibi değil. O ne vücut, o ne esneklik! Bitmek bilmeyen bir enerji… Sürekli çok zor hareketler, danslar ve hemen akabinde konuştuğunda nefes nefese kalmışlık yok. Bunlar insan üstü. Hayranlık verici…. Keşke daha önde olup tam olarak görebilseydim diyorum. Demek ki her kadın 50’sini geçince kilo almak zorunda değil…

Aynı zoluklarla geri dönüyoruz. Arena, benim için ilk ve sondur. Her yerdeki turnikeler, merdivenlern çıkarken iki tarafta ve ayrıca oturulan yerlerdeki yüksek demir parmaklıklarla, gladyatörlerin birbirini ya da aslanları öldürdüğü arenalardan yüzlerce kat beter bir yer. Futbol seyircisi için tasarım, mimari, bu demek…

50 Bin kişiyi bir alana toplamak sorumluluk ister. İki tane tıbbi yardım çadırı kurmakla iş bitmez.

Bu konseri “düzenleyen” organizatörleri (BKM Organizasyon ve GNL Entertainment) bekleme alanlarının pisliği ve tuvaletlerin bakımsızlığı için,güvenlik olarak da anladıklarının sadece suları toplamak olduğu için,bu para kazanma hırsı için,etrafta olay çıksa mani olacak güvenlik görevlileri ve pislik için temizlik görevlileri olmadığı için,metro ve otobüse için yön gösterici tabelalar olmadığı için (bu insnalar her hafta oraya gelen futbol seyircisi değil, ilk defa geliyor, nereye gideceğini bilmiyor, metronun girişini bulamıyor, itiş, kakış… tehlikeli, bunaltıcı..) ve 45 dakika özürsüz geç başlama için KINIYORUM.

Filiz Eyüboğlu

Bağlantılar

Bir Yorum

  1. YORUMLAR

    Deger Iskender
    04 Ekim, 2013

    4 X 4 FORMULÜ; ile hedeflenen, lise ikinin lise birden iki misli zor olduğu ülkede insanları, ilk okulu daha kısa sürede çok sıkmadan ve lise bir hakkında da fikir sahibi yaparak ve şimdiki uzun lise öğrenimine birçok öğrencinin devam edenleri boşuna rahatsız etmemesini sağlayarak hiç olmazsa ortaokul mezunu edebilmektir. Az gelişmişlikten gelişmekte olan bir ülke haline gelmişken yapılan bu geç düzenlemeyi eleştirmekte ve belki çok uzun süreli eğitimlere müsait olduğu için resimsel özellikli harflerin yavaşça ve dikkatlice kullanıldığı çölsü, kurak, dingin, dinsel toplumlara has eğitimleri eleştirmekte de haksızsın. Ayrıca insan yazının ortalarında ne zaman fırsat eşitlikleri tanınsa gene de belki de genetik olarak sizlerden daha geç anladıkları için sizlerden ayrılan dini eğitim veren okullardakiler bahsiyle 50 yıl öncesindeki ülkede yaşadığını sanıyor. Bu ülkede üsttekilerin sayısal azlığına göre cahil çoğunluğu temsil eden Cumhurbaşkanı ve başbakanın politik geçmişi seni yanıltmasın. Onların milliyetçi ve dinci bazlı toplumunda, anne babaya ölenler hariç ortalama asgari dört çocuk düşüyor. Bu sonuçlar erken evlenme yanında; kardeşler arası ilişkiler olarak da zorunlu yakın temas fazlalığından vs. oluşuyor. Hem senin gibi sınavını gerçekten ip bitirdiğin fen liseli bir kızın belki senin okuduğun ilk okul seviyesinde mezunlar verememesine rağmen (ki bu durum aşılamayan, çözülemeyen realite olarak sorundur) her ile üniversite kurulmuş iken böylesine basit hataları yapmaması gerekirdi. Politik çoğunluğun sayısallığı bizi korkutmamalı ama eğitim fakültelerinin öğretim üyelerinin köylü kökenli, mantıklı; ciddi deneyimler geçirmemiş, çok konuda kayda değer bir fikri bulunamayan, ortaokul sonrası diplomalarının hep şüphe çekerek soruşturulmaları gerekenlerin elinde olduğu birçok ülkede; sahte, seviyesiz mesleki diplomaları, sahte uzmanlık sertifikaları ile aramıza sızarlarsa, seni de eğitmeye kalkarlarsa sorunlar olur. Sen hala bu ülkede yaşayan Bertolt Brehtyenlerin aslında çoğunlukçu oycularca ve köylülerce, layık olmayanlarca vs. kesilip yenilerek yüzlerce yeni uyduruk fen liselerinin, fakültelerin açıldıklarını anlamıyor musun ? Sen şimdi ne yapmalısın ?; vatan millet, insanlık, tarih senden ne bekliyor; haydi bakalım ! Benim mesaj emrimle yapılmış olan Senan Erkmanları kat kat geçerek
    “Yücel”! Deger Iskender

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Son Dakika Haberleri
Kapalı