Kültür

Ishuva’dan Günümüze, Coğrafyası ve Kültürüyle Her Açıdan; Tunceli

NationalTurk yorumcusu Metin Yılmaz'ın bu haftaki "Ishuva'dan Günümüze, Coğrafyası ve Kültürüyle Her Açıdan; Tunceli" başlıklı yazısı;

Kurban Bayramında Phuket

Tunceli Türkiye için Tanrı’nın bir armağanı gibi olan Munzur ve Pülümür nehirleri sayesinde, şaşırtıcı flora ve faunasıyla doğal güzellikleriyle ünlü bir ilimiz ve tarihi oldukça eskidir.

Çemiskezek’te Keban Barajı suları altında kalan Pulur/Sakyol Höyüğü’ndeki kazılar, Tunceli’nin tarihinin Kalkolitik Çağ’a (MÖ 5500-3500) kadar uzandığını ortaya koymuştur.

Tunceli’nin bulunduğu yöre, tarihte ilk olarak MÖ 1380-1350 yılları arasında III. Tuthalya döneminde Hitit kaynaklarında İşuva (Ishuva) olarak adlandırılmıştır.

İşuva’ya ilk hükmedenler Hurri-Mitanni, Subariler ve Hititlerdir.

Tunceli Müzesi
Tunceli Müzesi

Hititlerin çöküşünden sonra, İşuva MÖ 9. yüzyılda Urartuların egemenliğine girmiştir ve yöre halkı Muşki olarak kaydedilmiştir.

MÖ 7. yüzyılda bölge sırasıyla Medler ve Perslerin egemenliğine girmiş, daha sonra MÖ 333’te Büyük İskender’in egemenliğine giren bölge MÖ 17’de Roma egemenliğine girmiştir.

Partlar kısa bir süre bölgede egemenlik kurmuş olsalar da, MS 2. yüzyılda Romalılar Part etkisini kırarak bölgeyi Kapadokya eyaletine, daha sonra da Roma Mezopotamya’sının Tehema’sına (iline) dahil ettiler.

Bölge, MS 7. yüzyıl boyunca Bizanslılar ve Sasaniler tarafından birkaç kez el değiştirdi.

1071’deki Malazgirt Savaşı’ndan sonra, yöre 1087’de Türk egemenliğine girdi, 1243’te Moğollar bölgeyi kontrol altına aldı.

Tunceli
Tunceli

Ve Akkoyunlu Beyliği!

Akkoyunlular (1378-1508) uzun bir süre bölgeyi yöneterek adeta bölgeye damgasını vurdu ve bu etkisi bugün bile güçlü bir şekilde Tunceli’de Koç, Koyun ve At başlı mezar taşlarından günlük adetlerine kadar görebilir.

Konuyu dağıtmadan kısaca bahsedeyim, bu mezar taşları, sadece Akkoyunluların hakim olduğu yörelerde değil, 14. ve 15. yüzyıllarda Türkiye’nin doğu bölgelerini yöneten Karakoyunlu Beyliği dönemine de tanıklık etmektedir.
Mezar taşları ilk olarak Sibirya çevresindeki İslam öncesi Türkler tarafından kullanılmış ve Türk göçleriyle Anadolu’ya gelmiş, bu gelenek 1960’lara kadar devam etmiştir.

Bu at, koç ve koyun şeklindeki mezar taşları sadece bir belge değil, aynı zamanda geleneksel dini ve mitolojik unsurların yanı sıra gelenek ve göreneklerin de göstergesi olarak da toplumsal hafızanın kanıtıdır.

At Başlı Mezar Taşı,  Tunceli Müzesi - Koç Başlı Mezar,  Sağlamtaş Köyü, Pülümür
At Başlı Mezar Taşı, Tunceli Müzesi – Koç Başlı Mezar, Sağlamtaş Köyü, Pülümür

Mezar taşlarında hayvan, bitki ve kılıç, kalkan ve dokuma tezgahı gibi çeşitli eşyaların kabartma figürleri bulunmaktadır. Bu figürler, defnedilen kişinin cinsiyetini, sosyal konumunu ve mesleğini göstermektedir.

Bazı mezar taşlarında, Hz. Ali’yi temsilen Zülfikar Kılıcı ve bazı mezarlarda görülen güneş diski gibi dini objeler de bulunur; her ikisi de kişilerin Alevi – Bektaşi olduğunu gösterir.

Tunceli Cemevi.
Tunceli Cemevi.

İslam öncesi Türkler, Gök Tanrı’nın affına ulaşmak için at (sadece beyaz atlar), koç, koyun ve geyik kurban ederlerdi.

Dahası, eski Türkler atlarıyla birlikte yaratıldıklarına ve ahirette onlarla buluşacaklarına inanırlardı. Bu nedenle insanlar atlarıyla birlikte gömülür ve atları kanatları olarak tanımlarlardı.

Dolayısıyla, Akkoyunlu ve Karakoyunlu dönemlerine ait at şeklindeki mezar taşları bu geleneklerden kaynaklanmaktadır, ancak birlikte gömülmezlerdi.

Mezar taşlarında görülen bir diğer kabartma ise Güneş-Ay piktogramıdır. İslam döneminde bile, bazı mezar taşlarının üst kısımlarına güneş sembolünün basitleştirilmiş bir biçimi olan bir yıldız oyulmuştur. Bu yıldızlar genellikle Süleyman Mührü şeklindedir.

Güneş, hilal ve yıldız, eski Türk inancında Gök Tanrı, Tengri inancından gelir.

Tunceli’nin yanı sıra, koç, koyun ve at mezar taşlarının bulunduğu mezarlıklar Iğdır, Kars, Elazığ, Bingöl, Diyarbakır ve hatta Rize’de dahi bulunmaktadır.

Osmanlılar Tunceli yöresini 1473’te ele geçirdi, ancak İran’daki Safevi Türk Hanedanlığı’nın kısa süreli yönetimi altında kaldıktan sonra, bölge 1514’te tekrar Osmanlı yönetimine geçti.

Osmanlı yönetimi altında, 1847’de bölge sancak (ilçe) haline getirildi ve şu anda Tunceli ilinin bir ilçesi olan Hozat, Dersim adıyla merkezi olarak seçildi ve Erzurum’a bağlandı.

Ali Boğazı, Hozat.
Ali Boğazı, Hozat.

1879’da Dersim (Farsça’da Gümüş Kapı anlamına gelir) adıyla il haline gelen Tunceli, 1886’da mutasarriflik (idari ilçe) statüsüne indirildi ve ardından 1892’de tekrar sancak haline getirilerek Elazığ’a bağlandı.

Dersim sadece Tunceli’nin coğrafi adı değildir, Erzincan hatutlarında kaklan Mercan Dağları, Munzur’u kapsayan güney ve güney batısını, Elazığ’ın kuzey doğusunu kapsayan bölgenin genel adıdır.

25 Aralık 1935’te Tunceli ili kuruldu ve Elazığ geçici merkezi olarak seçildi. 1946’da il merkezi Kalan kasabasına taşındı ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından ile Tunceli adı verildi.

Tunceli şehir merkezi, batıdan Munzur ve doğudan Pülümür çayı ile çevrilidir ve iki nehir şehrin güneyinde Uzunçayır Barajı’nın rezervuarının başladığı yerde birleşir; Munzur ve Pulumur, Fırat Nehri’nin büyük rezervuarlarından birini oluşturur.

Munzur vadisi, 1971 yılında 3500’den fazla bitki türünü, bunların yaklaşık 100’ünü Munzur Dağları’na endemik olarak korumak ve ayı, vaşak, kartal ve dağ keçisi gibi nadir türleri de içeren nesli tükenmekte olan hayvanları muhafaza etmek amacıyla milli park ilan edilmiştir.

Ovacık ilçesine doğru vadi, Tunceli’nin en güzel ve biyolojik çeşitlilik açısından en zengin manzaralarından biridir.

Munzur Çayı’nın, Mercan Dağları’nın (Munzur Dağları) yamacında, Ovacık yakınlarında birden fazla kaynağı, Munzur Gözeleri bulunmaktadır.

Ovacık Gözeleri
Ovacık Gözeleri

Yaz aylarında Munzur ve Pülümür kıyıları, yüzme, rafting ve yamaç paraşütü gibi yaz aktiviteleri için Türkiye’nin dört bir yanından insanları kendine çekmektedir.

Tunceli’nin merkezi bugün eski Kalan kasabasının olduğu Mamiki köyünde kurulmuş olsada, ilin tarihsel olarak en önemli yerleşim yeri Mercan Dağları, Munzur’un batı eteklerinde bulunan Hozat ve Çemişgezek’tir.

Hozat bölgenin genel adı Dersim’in merkeziyken, Osmanlı döneminde olduğu gibi Çemisgezek Bizans ve Harput merkezli yerel Ermeni krallıkları döneminde önemlidir.

Sağman Köyü, Pertek
Sağman Köyü, Pertek

Yazı uzun fakat Çemisgezek’ten biraz bahsetmek istemiyorum.

İlçe merkezinde bulunan Hamidiye Medresesi Sultan II.Abdulhamit zamanında 1861-1862 yıllarında yaptırıldı.
Hamidiye Medresesi uzun yıllar medrese olarak kullanıldıktan sonra, Cumhuriyet döneminde bir süre Adliye binası olarak kullanılmış ve sonra şahıslara satılmıştır. Özel mülk durumundaki yapı halen konut olarak kullanılmaktadır ve kamulaştırılıp aslına uygun olarak restorasyon yapılması için Kaymakamlık tarafından girişimlerde bulunulmasına rağmen, herhangi bir ilerleme olmamıştır.

Yelmaniye Camii, Çemişgezek
Yelmaniye Camii, Çemişgezek

Hamidiye Medresesi 1378-1503 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Irak ve İran’ın batısında hüküm sürmüş güçlü Türk Beyliklerinden Akkoyunlu döneminde 15. Yüzyılın başında yapılan Yelmaniye Camiinden sonra ilçe merkezinde en önemli eser fakat durumu içler acısı.

Çemişgezek’te en önemli Osmanlı eseri ise 1807’de Diyarbakır Valisi Yusuf Ziya Paşa tarafından yaptırılan Tağar Köprüsüdür.

Tağar Köprüsü, Çemişgezek
Tağar Köprüsü, Çemişgezek

İlçe merkezine çok yakın olan Pertek, Hozat yolu üzerinde bir bahçe içinde Uzun Hasan’a ait olduğu sanılan ve bu isimle anılan türbe ise 1572 yılında Çemişgezek Beyi Behlülbey’den sonra yönetici olan oğlu Şah Bey tarafından kendisi ve iki oğlu için yaptırılmıştır ve içi ve çevresi bakımsızlıktan her gördüğümde içimi acıtıyor.
Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın türbesi Tebriz’de oğlu Zeynel Bey’inki Hasankeyf’dedir.

Uzun Hasan (Behlülbey) Türbesi,  Çemişgezek
Uzun Hasan (Behlülbey) Türbesi, Çemişgezek

Bizanslı coğrafyacı Georgius Cyprius (Kıbrıslı George) Çemişgezek’den “kutsal kent” anlamına gelen Hierapolis adıyla söz ediyor ve bu ad Urartu Mağaraları veya Derviş İnleri olarak bilinen ve MÖ 4000 yıllarına kadar dayanan mağara yerleşim yerine atıfta bulunularak veriliyor.

İlçenin bugün kullanılan Çemişgezek isminin kökeni Ermeni asıllı Bizans imparatoru Çimiskes’e (I. İoannis) dayanır. Ermeni tarihçi Urfalı Matthew, Çemişgezek’in eski adının Khozan (Hozan) olduğunu ve İmparator I. İoannis’in burada doğduğunu belirtiyor.

Ergan Ermeni Kilisesi,  Hozat
Ergan Ermeni Kilisesi, Hozat

Ermenilerin bölgede izleri MÖ. 3. Yüzyıla kadar gidiyor ve bu dönemde Çemişgezek ve çevresi Harput merkezli yerel Ermeni kralığı Sophene Krallığı’na bağlı ve bu krallık Ermeni Orontid hanedanlığına bağlıydı, Asur, İran Zerdüşt ve Ermeni kültürü ve inancı burada birbirine karışarak kendine has bir kültürde bu dönem doğuyor ve o kültür Hristiyanlıkla birlikte Ermeni üst kimliğine ve kültürüne bürünüyor.

Metin Yılmaz – NationalTurk

Kurban Bayramında Bangkok Phuket
Kurban Bayramında Bali

NationalTurk

NationalTurk gazetesi, yazarları ve yorumcuları en doğru ve tarafsız olarak gündeme dair en önemli haberleri size ulaştırır. NationalTurk | Objektif | Bağımsız | Farklı

Bir yanıt yazın

Anneler Günü 2026
Başa dön tuşu