GündemManşetUzak DoğuYaşam

İstanbul büyük deprem riski altında

Dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan İstanbul ‘u büyük bir deprem bekliyor.

Dünyanın en büyük 10 şehrinden sekizi, fay hatları üzerinde kurulu ve her geçen gün bu şehirler daha da büyümekte. İstanbul ‘da bu büyük şehirlerden bir tanesi…

Büyük bir deprem yaşanma olasılığı olan risk altındaki diğer şehirler ise şöyle; Bogota, Kahire, Karakas, Dakka, İslamabad,Cakarta, Karaçi, Katmandu, Lima, Yeni Delhi, Tahran, Tokyo ve Los Angeles bulunmakta…

Claire Berlinski

Sismik riskin azaltılması, bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük kentsel politika sorunudur. Bunun çok iddialı bir görüş olduğunu düşünüyorsanız, 30 saniyede bir milyon insanı öldüren başka bir kötü bir kentsel politikayı zihninizde canlandırın. Deprem politikası neredeyse hiç görüşülmemekte veya görüşüldüğünde de büyük ölçüde yanlış anlaşılmaktadır.

Risk Altındaki Şehirler

Dünyanın en büyük şehirlerinden pek çoğu sismik risk altında. Dünyanın en büyük 10 şehrinden sekizi, fay hatları üzerinde kurulu ve her geçen gün bu şehirler daha da büyümektedir. Büyük bir deprem yaşanma olasılığı olan risk altındaki şehirler arasında Bogota, Kahire, Karakas, Dakka, İslamabad, İstanbul, Cakarta, Karaçi, Katmandu, Lima, Yeni Delhi, Tahran, Tokyo ve Los Angeles bulunmaktadır.

Güvenli evlerin yapımının, diğerlerinden daha pahalı olduğu yoksul ülkelerdeki insanların, deprem konusunda şövalye ruhlu oldukları görüşü yaygındır. Yoksul şehirlerdeki insanların güvenli evler inşa etmek için paraları yok veya paraları varsa da bunu, açlık gibi daha acil riskleri azaltmak için kullanıyorlar.

Bazı teoriler, depreme karşı hazırlıklı olmak için ekonomik kalkınmanın artırılmasını savunuyor. Bir ülke zenginleştiğinde, sorun kendiliğinden çözülecek.

Buna benzer bir teori, İstanbul’da dile getirildi. Boğaziçi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Bölüm Başkanı Mustafa Erdik, hızlı ekonomik büyümenin Türkiye’nin tek umudu olduğunu savunuyor. Büyüme yeterince hızlı gerçekleşirse emlak sahiplerinin, sarsılmalar başlamadan önce kötü konutlarını değiştirebileceklerini söylüyor. Olaya bu şekilde bakarsak sismik riskin azaltılmasını, bir çelişki olarak görürüz: Riski azaltmanın en iyi yöntemi onu görmezden gelmek. Fikir, cezbedici ve hoş ancak yanlış.

Para Her Şey Değildi

Zengin olmak veya zenginliğin kendisi, insanların depremleri ciddiye alması için yeterli değildir. Bunun kanıtını burada bulabiliriz. Şili’de 27 Şubat 2010 tarihinde 8.8 ölçeğinde bir deprem yaşandı. Bu deprem, dünyanın eksenini 8 cm kaydırdı. Bu felakette 521 kişi öldü.

Şili gibi depremlere hiç de yabancı olmayan bir diğer ülke de Türkiye. 1509 yılında İstanbul nüfusunun yüzde 5 ila 10’unun öldüğü depremi Osmanlılar, “Kıyamet-i Suğra” yani Küçük Kıyamet Günü olarak adlandırmıştır. Bu tarihten bu yana şehir, 11 defa depremlerden ciddi olarak hasar görmüş ve böyle bir depremin sonuncusu 19. Yüzyılda yaşanmıştır.

Dünyada, büyük bir depremin çok yakında İstanbul’u vuracağından şüphe duyan tek bir yerbilimci yok. 2000 yılında ABD’de yapılan bir jeolojik araştırma, İstanbul’da 30 yıl içinde deprem olasılığının yüzde 62 olduğunu ortaya koydu. Erdik, bu depremde 200 bin ila 300 bin kişinin öleceğini tahmin ediyor. Deprem kalıntılarının temizlenmesinin maliyeti, en iyimser ihtimalle 50 milyar dolar olacak ve bunun Türkiye’nin ekonomisini onlarca yıl geriye götüreceğinden hiç şüphe yok. Bütün bölgeyi etkileyecek olası deprem sonuçlarıyla birlikte siyasi bir felaket olacaktır.
İstanbul’da her gün sağlam olmadığı açıkça görülen binaların yanından geçiyorum. Zemin katlarında, depreme karşı dayanıklı yapının en önemli gerekliliklerinden birisi olan duvarların veya sütunların, mağazaların görülmesini kolaylaştırmak için yıkılmış olduğunu görüyorum. Çevrede gecekondu adı verilen illegal, dayanıksız yapılar mevcut. Gecekonduları mühendisler inşa etmiyor ve kötü zemine yapılıyor.

Ancak Türkiye İnşaat Mühendisleri Odasının yaptığı bir çalışma, mühendislerin onayladığı binaların bile büyük ölçüde standartlara uygun inşa edilmediğini gösteriyor. Oda, şehirdeki hastanelerin yüzde 86’sının, yıkılma riskinin yüksek olduğu konusunda uyarıyor.

Bunun nedeni, Türkiye’nin yoksul bir ülke olması mı? Şili’de kişi başına düşen yurt içi hâsıla 15,867 dolar, Türkiye’de ise bu rakam 14,077. Aralarında büyük bir fark yok.
Türkiye’de insanlara deprem sırasında ne yapmaları gerektiğini hatırlatan elle tutulur reklamların veya kamu hizmeti duyurularının yapıldığını görmedim. Geçtiğimiz yıl Palo Alto’da kaldığım bir otelde ilk fark ettiğim, masanın üzerinde bulduğum deprem sırasında yapılması gerekenlerin İngilizce ve İspanyolca yazıldığı ve şemaların yer aldığı bir karttı. Böyle bir şeyi, hiçbir Türk otelinde görmedim.

Depreme dayanıksız konutları yıkıp yenisini yapmak veya sağlamlaştırmak pahalı olabilir ancak ağır eşyaları, duvara cıvatalamak veya yataktan uzak bir yerlere koymak çok pahalı değil. Bu, İstanbul’da nadiren alınan bir önlem. Buna rağmen garip olanıysa, herkesin gelecek depremden korkması. Geçtiğimiz yıl küçük bir artçı sarsıntı bile şehirde panik yaşanmasına yetti ve “deprem” kelimesi Twitter’da en çok bahsedilen konu oldu. Ancak neredeyse hiç kimse depremde ne yapılması gerektiğini bilmiyor veya bilmeye zahmet etmiyor. İstanbul’da güvenli konutlarda yaşayabilecek kadar zengin olan ancak yaşamayan birçok kişi tanıyorum. Tehlikenin tamamen farkındalar ancak kaderciler.

Türkiye’yi Japonya ile karşılaştıralım. Japonya’da insanlar günlük hayatta kullandıkları bardaklarının düşmesini engellemek için raflarının önlerine kauçuk şeritler yapıyor.
Sıradan, orta sınıf Japonlar sadece bardaklarını korumak için bile bu önlemleri alırken İstanbul’da pek çok müze, paha biçilmez heykelleri, çinileri ve tabletleri korumak için benzer önlemleri almıyor. Bu zenginlik meselesi değil, bir kültür meselesi.
Benzer yetersizlikleri, yönetim düzeyinde de görebilirsiniz. Örneğin Beşiktaş Belediyesi yetkilileri, detaylı deprem planları hazırladı ancak bu planlar, 2008 yılından bu yana PowerPoint sunumundan öteye geçmedi.

Kadercilik öldürür. Kısa vadeli düşünmek öldürür. Hepsinden önemlisi yolsuzluk öldürür. Haiti depreminin yıldönümünde Nature dergisinde yayımlanan çarpıcı bir araştırma, son 30 yılda meydana gelen depremlerde binaların yıkılmasıyla ölenlerin yüzde 83’ünün, yolsuzluğun yüksek olduğu ülkelerde olduğunu göstermektedir.

Çarkı çevirin: Bogota, Kahire, Karakas, Dakka, İslamabad, İstanbul, Cakarta, Karaçi, Katmandu, Lima, Yeni Delhi. Sıradaki bunlardan birisi olacak. Bu şehirleri kurtarmak için geç değil ancak ilk önce, neden bu şehirlerin risk altında olduğunu doğru bir şekilde tartışmamız gerekiyor.
Los Angeles Times, Tercüme: BYEGM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu