Dünya

Barnabas İncili Nedir?

Barnabas İncili Barnaba tarafından yazıldığı kabul edilen İncildir. Asıl adı Yusuf olan Kıbrıs'lı Barbara Kudüs'te okumuş helenistik kültür dinine mensup St Paul'ün okul arkadaşıdır.

Barnabas İncili Barnaba’ya nispet edilen onun tarafından yazıldığı kabul edilen İncildir. Asıl adı Yusuf olan Kıbrıs’lı Barbara Kudüs’te okumuş helenistik kültür dinine mensup St Paul’ün okul arkadaşıdır.

Barnaba diye 2 ayrı İncil vardır.

Bunlardan biri 1907 yılında İngiltere’de neşredilen ve yeryüzünde bir tek İtalyanca yazma nüshası bulunanıdır.
Bu İncilde Muhammed adında bir Peygamberin geleceği yazmaktadır. Müslüman bakış açısıyla yazılmış bir psödoapokrif incil olarak görülen bu İncilin İsa’nın öğrencilerinden Barnabas tarafından yazıldığı iddia edilir.

Bir diğeri ise ispanyolca nüshasıdır, onun kayıp olduğu bilinmektedir.

Hristiyan din adamlarınca kabul edilen dört incile (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) “kanonik inciller” denir. Kilise tarafından kabul edilmeyen incillere ise “apokrif inciller” (Okunması yasak kitaplar) adı verilir.

Barnabas incilinin varlığından ilk söz eden kişi Amerikalı bir yazar ve tarihçi olan John Toland’dır. 1718’de basılan bir eserinde Toland, 1709 yılında Amsterdam’da keşfettiği bir ‘Yeni İncil’den söz eder ve ekler: “Bu bir Müslüman İncili’dir.”

Müslüman dünyası, böyle bir “incil”in varlığından ilk kez İngiliz Oryantalist bir akademisyen ve avukat olan George Sale’in 1734’te basılan Kur’an çevirisi sayesinde haberdar olmuştur.

“Barnabas İncili”nde Muhammed’in son peygamber olduğu açıkça ifade edilmektedir. Dolayısıyla kimi Müslümanlar, bu “incil”in Kur’an’da sözü edilen “gerçek incil” olduğu kanısındadırlar. Nitekim Kur’an’daki bir ayete göre Muhammed’in adı hem Tevrat’ta, hem de İncil’de geçmekteydi.

İlk bakışta İslam’ın öğretisini savunduğu izlenimini verdiği için “Barnabas İncili”, birçok Müslüman tarafından ciddiye alınmıştır ve bu durum halen devam etmektedir. Oysa bu “incil”in Kitâb-ı Mukaddes’le hiçbir ilgisinin bulunmadığı, 16. yüzyılın son çeyreğinde yazılmış düzmece bir kitap olduğu kanıtlarıyla ortaya konulmuştur.

George Sale’in Kur’an çevirisi uzun süre Müslüman yazarların “Barnabas İncili”ne dair tek kaynaklarıydı.

Pakistanlı İslam alimi Gulam Cilani Bark kitap hakkında, “Hristiyanlar eldeki Barnabas İncili’nin gerçek olması meselesini çürütmüştür. Buna göre de eserin hakiki olma iddiası ancak Muhammed’in zamanından önce yazılmış bir kopyası ortaya çıktığı zaman doğrulanabilir. Bu ise şimdiye kadar mümkün olmamıştır.” demiştir. “Barnabas İncili”nin sahte olduğunu kabul eden diğer İslam alimleri; Abbas Mahmud el-Akkad, Süleyman Şahid, Prof. E. R. Hambye ve Prof. Muhammed Yahya el-Haşimi’dir.

Barnabas İncili Hakkari’de iddiaları

1984’de topraklarımızda gerçekleşen ilginç bir olay yaşanmıştır. O yıl Uludere de bir mağarada Süryani Alfabesiyle yazılmış Arami dilinde ki bir yazma/belge bulunmuştur. Bu neden önemlidir. Çünkü bu yazmalar, Diğer  incillerin Grek coğrafyasında yayılmasını kolaylaştırmak üzere latince yazılmış, yada sonradan İtalyanca İspanyolca el yazma hallerine dönüşmüş olmasının aksine, bizzat Hz. İsa döneminde kendisininde kullanıldığı dilde yazılmıştır. Bazı kaynaklarda Jandarma aracılığıyla Genel Kurmay Arşivlerine kaldırılmış olduğu iddia edilmektedir. Hatta ilginç bir  teoride İstanbuldaki Saint Antuan Klisesinden genç papaz Renato’nun o yıllarda ilginç bir şekilde Trafik Kazasında HAKKARİ ULUDERE de öldüğü ve genç rahibin Barnabas inciliyle ilgili Hakkaride bulunduğu ileri sürülmüştür.

Yıllar önce Ülke TV’de ‘Kayıp Barnabas’ İncili ile Turgay Güler sunduğu programda konu ele alınmıştı.

Programa Star Gazetesi yazarı Aziz Üstel ile Müfit Yüksel katılmıştı.

Aziz Üstel, olayla ilgili bilgilerini anlatırken bu konuyu ‘Korku İmparatorlu’u ismi ile dile getirdi.

Üstel, Türkiye’de Turgut Özal’a ve Bülent Ecevit’e suiksat girişiminde bulunduğunu belirterek bu işe kim bulaşmışsa öldürüldüğünün altını çizdi. Barnabas İncili’nin peşine düşen Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı’nın da öldüğünün altını çizdi.

Programa telefonla katılan Prof. Hamza Hocagil, Barnabas İncili ile ilgili şu açıklamaları yapmıştı.

“84’ün Mayıs ayında yarım sayfasını 1989’a a kadar 19 sayfasını tercüme ettim. Müfit Yüksel Beyin, İlkin mecmuasının Türkiye gazetesinde çıkan haberler üzerine açıklama istemişlerdi. Ben 84-89 arasında tercüme yaptım. Bu tercümeleri Genel Kurmay’a bağlı Özel Harp Dairesi’nden iki paşaya teslim ettim. Bana birer yaprak birer yaprak halinde vermişlerdi. Bana bu incili getireceğini söyleyen yayıncılar bir türlü kitabı getiremediler. Bana aynı kaynaktan 39 sayfa daha verdiler. Ancak hepsini tercüme edemedim. Ben bana verilen sayfaların arka sayfaları da verebilirmisiniz diye ricada bulundum. Bana ön arkalı 4 sayfa getirdiler. Ben bana gelen belgelerden bu incilin nerelerde bulunabileceğini öğrendim. Diğer incillerin nerede olduğu da yazılıyordu. Bu metin biri Golon Tepeleri’nde Davut Aleyhisselam’ın sarayında bulduk. Kazı heyetinde ben bir Alman ve bir de İsrailli vardı. O kadın Victoria Rabin ismini kullanıyordu ama ben onun isminin öyle olduğunu sanmıyorum.

O metni çıkardılar. orda başka şeyler de çıkardılar. 60 yaprak 120 sayfalık bir metin bulundu. Ben bunu tercüme edebileceğimi söyledim. Ama bana gelmedi. 3. Nushayı Kabarat’ta bulan kişi bu nüshayı satmak için bana teklif getirdi. Çin’den müşteri olduğunu söylediler. Ben satışa karşı çıktım.

Vatikan’da arşive koyacaklarını söylediler

Bana daha sonra 99-2000 yılında bir başka nüsha daha getirildi ve tercüme yapmam istendi. Bana getirilen nüshalar çok temiz halde idi. Ben aslını sordum. Aslını Vatikan’a sattıklarını söylediler. Ben orjinalini görmeden tercüme edemem dedim. Bundan 2 yıl sonra aslını getireceğiz dediler, O gelişte Mario diye bir kardinal de vardı. Ben neden almak istediklerini sordum. Bunu alıp Vatikan’da arşive koyacaklarını söylediler. Golan tepelerinde çıkan orijinal nüshayı gördüm, belli sayfalarının da tercümesine başladım. Bu kitabı da 1.5 milyon dolara satılacağını söylediler. Soyadı Taşdemir olan birisi Mario ile birlikte bunun satılacağını söylüyorlardı.

347 bin euro’ya bu incil satılıyor. Daha sonra ordan bu incil geri alınıyor. 1994 yılında onların istediği yerlerin tercümesini bitirdi. Kitap 120 sayfa ben 75 sayfanın tercümesini yaptım. Almanca ve İngilizce’ye çevirdim. Parayı elime alırım düşüncesindeydim. Ben tercümeden para almak istiyordum.

Ben paramı isteyince, Bana soyadı Taşdemir olan kişi bu işin içinde Tuğgeneral Veli Küçük var, bir daha para lafını etme dedi. Ben de ondan sonra Malatya’ya gittim. Malatya’ya gittikten sonra bilgisayardan aldığım çıktısını bahçeye gömdüm. Ben bunu tercüme ederken iki paşa benimle yanıma almayacaksın, kopya etmeyeceksin diye benden yazı almışlardı. Bundan korktuğum için cd ile birlikte çıktıları gömdüm.

2007’de Ramazan ayının ilk günlerinde beni iftara çağırdılar. Bana kitabı sordular, ben de haberim olmadığını söyledim. Ondan bir iki gün sonra yanıma gelenler oldu. Ben 2007’de bahçeden o metni çıkardım. Ben o metni Aydoğan vatandaşa götürecektim.

Midyat’a giderken askerler yolda durdurup arama yaptılar

Üç ayrı metin var. 1. metin Karamısır paşada idi. İkinci metin sadece fotokopisi ve cd çıktısı vardı güvenilir değildi. Ben tercümesini yaptığım başka bir metin vardı. Karbon 14 yöntemi ile tercümesini yapalım. Orijinalleri aynı. Kitabın orijinali de ceylan derisi üzerine yazılmış bir metin. Ben bunun ciddi olarak tercüme edilmesini istiyordum. Ben çalışmaların noktalanmasından yanaydım. Eşimin rahatsızlığı yüzünden uzun süredir kitapla ilgili çalışma yapamıyordum. Bu yüzden de eleştiriliyordum. 25 Kasım’da Malatya’ya gidip bahçedeki nüshaları ve CD’yi çıkardım ve Diyarbakır’a gittim ordan da Mardin Midyat’a gittim. Midyat’a giderken askerler yolda durdurup arama yaptılar. Askerler çanta hakkında sorular sordular. Daha sonra başka aramalar daha yaptılar ama hep çantadaki yazılara takıldılar. Midyat Şenlikköy’e gittim. Gece 11’de kapı çalındı. Bana yine bu yazıları sordular. Ben de çekyatın üzerine bu yazıları yaymıştım. Beni aldılar, bütün yazıları da toplayıp yanlarına aldılar. Beni karakol karakol gezdirdiler.

Ben 3 gün ne çantama ne ilacıma ulaşabildim, daha sonra bana Gabrial Savcı’yı tanıyor musun diye sordular. Daha sonra beni alıp evime bıraktılar. Daha sonra Aydoğan Vatandaş’ı aradım Galiba senin tezin doğru beni perişan ettiler dedim. Bana bu arkadaş bu işin içinde örgütler, güçler var demişti.

Ben bu incille ilgilenmeye başladığım süre içinde en az 4-5 kez tehdit aldım. Yanıma biri geldiğinde hemen ya aileme ya da bana tehditler geliyordu.”

Hocagil Jandarma Midyat’ta gözaltına alındığı zaman, bütün kredi kartları ve hesapları gözden geçirildiğini de ifade etmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu