Zıvanadan çıkan vasatlık
NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın bu haftaki "Zıvanadan çıkan vasatlık" başlıklı yazısı;

‘Zıvana’ genellikle iki parçayı birbirine bağlamak için kullanılan küçük boru, mil veya dil şeklindeki parçalara verilen isimdir. Zıvanasından çıkan parçalar dengesini kaybedip dağılır. İnsanlar için kullanıldığında da kişinin ruhsal dengesini, kontrolünü kaybetmesini ve ‘çileden çıkmasını’ ifade eder.
Sosyoloji anlamında vasatlık ise, kültürel veya entelektüel bağlamda kullanıldığında, vasatlık değerlerin değersizleşmesini, sıra dışı veya mükemmel olanın yerine ortalama/sıradanın yüceltilmesini ifade etmektedir.
Kavramı tam oturtmak önemli. Vasat kelimesi gündelik kullanımda ‘sıradan, olağanüstü tarafı bulunmayan, ne iyi ne kötü’ anlamlarını içerse de, vasatın ‘seçkin, adil, denge’ gibi anlamları da içermesi, birtakım ritüellere bağımlı olarak tercihin yansıması olarak da algılanabilir.
Vasat toplumlar sabit kalma çabası içindedir. Belirli bir rölanti üzerinden hareket eder. İçerik olarak da tüm topluma egemen kılınan bir normatif dayatma olduğu zaman, modernitenin inkârına kadar gidebilecek ve şahsileşen bir kurgu nedeniyle dayatmalara sahip olabilir. Bir toplumun vasatının seviyesi, o toplumun kendini inşa etmesi, yeniden üretmesi açısından oldukça belirleyicidir. Sabit kurgulu düşük toplumlar, kendilerini daha iyi bir vasatta yeniden üretme konusunda güçlük çekerler. Ama var olan üzerinden bir statü yakalamayı ihmal etmezler.
Seçkin ve üstün olanın geri çekilmesiyle veya ortadan kaldırılmasıyla, sıradan ve vasat olanın siyasi ve kültürel yaşama hâkim olduğu ortamlarda, tartışılan boyut, sebep-sonuç ilişkisinden ziyade normatif birtakım simgeler üzerinden haklı ve egemen çıkma tutumu olur.
Bu yaklaşım, modern demokrasilerin ve eşitlikçi ideallerin yükselişini eleştirir ve engeller.
Futbol bu alanın en iyi örgütlendiği yapıya sahiptir.
Tartışmanın oyun kurgusu üzerinden ve tüm bölgelere dayalı taktiksel bütünlük ile bu bölgelerdeki mevkilerin yetenekleri ve bunların kullanım şekli ile bir değerlendirme yapılması gerekirken, saha dışına yönelip söylemler üzerinden ve futbolla ilgisi olmayan, ya da futbola bir katkısı olmayan söylemlerle, alt kültür başlıklarını kullanarak bir tartışma varmışçasına ortamın yaratılması vasatlığın egemen olmasından başka, bu seviyenin artık kabul görmesiyle liyakatin gereksizliğini de ortaya koymaktadır.
Rölantide kalmanın anlamı, düşünce bazında yorgunluğa sebep verecek zorlamaların imha edilmesiyle, ortalama söylemler ve kıraathane söylemlerinin geçerliliği sayesinde, hiçbir zaman bir ortamda konuşma imkânı bulamayacak kişilerin adeta örgütlü bir kitle olarak alanı ele geçirip bu vasatlığı koruyarak, rölantinin dağıtılıp üst seviye çıkmanın gerekçelerinin tehlikesi ile yüzleşmeden daha alt kurguyu talep edilmesi artık zıvadan çıkmanın en temel göstergesi olmuştur.
Tak amaç, her şeyin darmadağın olup bu ortamı zorlamayacak ve bu ortamdan çıkan birilerin futboldaki devamlılığı sağlama imkânına kavuşturmaktır.
Kendi işletme modelini kuramayan ve modüllerinin değerini bilemeyen bir TFF ile tamamen siyasi bir kimlik üzerinden yönetilerek liyakatı ihmal eden yapı, ne bir süreç yönetimine hazır olabilir, ne de kriz yönetimine.
İşletme modelinde departmanların gerekçelerini ve ihtiyaçları karşılamadaki fonksiyonlarını anlamak bu konuda bilgiyle eşdeğerdir.
Ülkede hiçbir zaman oluşamayan burjuvazi sermayesinin son 22 yıl içinde tamamen feodal bir kimlik üzerinden esnaf kimliği ile ülkenin ihtiyaçlarına cevap verecek yatırımlar yapması mümkün olmadığı gibi, müteahhit kimliği üzerinden bir sermaye bakış açısı, dünyaya entegre olacak teknolojik donanımlara ulaşmadaki anlamsızlıkları ülke adına kör bir bakış açısını da ortaya koymaktadır.
İşte bu feodal kurgu aynı zamanda siyasi talep karşısında futbolun kontrolünü de ele geçirdi.
Futbolu siyasî bir propaganda alanı olarak kullanarak onu araçsallaştırmak, zaten amacın oyun olmadığını da ortaya koymakta.
Ne eğitim, ne altyapı, ne üretim mekanizmasına yönelik işletme modeli ve ne de istikrar ve sürdürülebilir başarı… Tüm bunlardan uzak kalarak Dünya Kupası’nda başarılı olmak zaten mümkün değil. Sadece kişisel bir çabanın oluşması da bir yere kadar.
Bu kadar vasat bir kurgu içinden, buradan beslenen yorumcuların gerçeği ve doğruyu bulabilmeleri umurlarında olmadığından dolayı vasatlığın rölanti boyutuna da hizmet etmektedirler. Çözümün değil, sorunun besleyeni ve besleneni zümreye aittirler.
Friedrich Nietzsche kitle toplumunun ve vasatlığın yüceltilmesini ‘sürü değerlerinin’ egemenliği olarak görür.
Müslüm Gülhan – NationalTurk






