Futbol

Müslüm Gülhan: Cristiano Ronaldo Türkiye’de ne yapar

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan‘ın bu haftaki “Cristiano Ronaldo Türkiye’de ne yapar?” başlıklı yazısı;

Müslüm Gülhan: “Cristiano Ronaldo Türkiye’de ne yapar?”

Ronaldo transferini nasıl olması gerektiğini düşünürsek duygusal, popülist ve taraflı düşüncelerden uzaklaşarak daha rasyonel bir anlayışa sahip olabiliriz.

‘Futbol endüstrisi, futbol oyununun üretim faktörleri kullanılarak nihai ürün ve hizmet meydana getirmesi ve bu çıktıların tüketicilere pazarlanması’ şeklinde tanımlanmaktadır.

Futbol endüstrisindeki rekabetçi denge Avrupa’da ve Türkiye’ de futbol kulüplerinin şirketleşmesi neticesinde ekonomik gelişmenin uluslararası sportif başarıya etkisiyle halka arz edilen spor kulüplerinin sportif başarıları ile piyasa değerleri arasındaki ilişkileri sonuca göre hangi seviyede olacağını bir şekilde belirlenmektedir.

Futbolun ‘sanayi’, ‘iş kolu’, ‘ticaret’ ve ‘endüstrisi’ şeklinde farklı kavramlarla ifade edilen profesyonel oyun bu çalışmada futbol endüstrisi olarak ifade edilmektedir.

Futbolun sahip olduğu farklı üretim mekanizması, futbol endüstrisinde aynı zamanda sermaye ve yatırım aracı olarak katma değer yaratmaktadır. Endüstrilerin temel unsurlarından biri olan müşteriler ki bunlar taraftarlardır, futbolun içinde zaman ve para harcayarak sürecin en belirleyici faktörü olmaktadırlar.

Futbol endüstrisinin içinde üretici konumunda olan futbolculardır. Futbolcuların mesleki becerisi futbol kulüplerinin ve liglerinin başarısı ve karlılığını artıran en önemli paydaştır.

Sportif başarı ile profesyonel futbol faaliyetlerinden elde edilen gelir arasında kuvvetli ilişki olduğu aşinadır. Bunlar, statlardaki özel alanların satış ve kirası, kombine satış ve maç günü gelirleri, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi gelirleri ve yayın gelirlerinden oluşmakta ve sportif başarı paralelinde yükseliş gösterebilmektedir.

Futbolun bulunduğu nokta bakımından; ‘endüstri’ haline gelmesinin, gerçek futbol oyununun bertaraf edilerek bir sömürü mekanizması oluşturmadığını düşünerek, var olan süreci kulüplerin ve futbolun lehine çevirerek, istikrar ve sürdürebilir başarının yakalanması neticesinde, yaratılacak katma değerin yine bir yatırım olarak kullanılması üzerine bir değerlendirme yaptığımı belirtmek isterim.

Müslüm Gülhan: “Ülkemizde futbol bir azınlığın çıkarlarına hizmet eden bir organizasyondur.”

Çünkü, ülkemizde futbol bir azınlığın çıkarlarına hizmet eden bir organizasyon haline getirilmiştir. Kulüplerin içinin boşaltılması ve bilerek-isteyerek borç girdabına sokulmasının tek nedeni ‘rant’ kurgusunun kurumsallaştırılmış olmasıdır.

İşte tüm bu tanımlar ve yorumlar üzerinden Ronaldo transferini nasıl olması gerektiğini düşünürsek duygusal, popülist ve taraflı düşüncelerden uzaklaşarak daha rasyonel bir anlayışa sahip olabiliriz.

“Cristiano Ronaldo dünya futbolunun markasıdır”

Öncelikle Cristiano Ronaldo futbol içinde kendi oyun stili ve elde ettiği başarılar neticesinde bir marka haline gelmiştir. Bu kimliği kazanması hiç kolay olmadığı gibi kaybetmesi de hiç kolay değildir.

Ronaldo’yu sadece çok yetenekli bir oyuncu olarak tanımlamak eksik ve doğru olmayan bir tasvir olur. Ronaldo oynadığı takımın ‘oyun aklı’ olmasının yanında takım içinde ‘lider’ olarak soyunma odasında, kulübede ve saha içinde oyunu ve takımı nasıl yönlenmesi konusunda süreci değiştirme özelliğine sahiptir.

Ve iddialı bir kişiliğe sahip olması; başarı beklentisini her zaman en üst seviyede tutmasına neden oluyor. Bunu başarmak için de kendi yetenek ve performansını en üst seviyede kullanmaya çalışırken, takım arkadaşlarının da performanslarını yukarı çekmeye neden oluyor. Bu bir liderlik özelliğidir.

Sportif başarı ile profesyonel futbol faaliyetlerinden elde edilen toplam gelir arasında kuvvetli ilişki olduğuna göre, bu başarıyı sağlayacak ve marka olmuş bir oyuncu profilini takıma kazandırmak takım değerini yükselteceği gibi gelir seviyesini de yukarı çekecektir.

Futbolcuların mesleki becerisi futbol kulüplerinin ve liglerinin başarısı ve karlılığını artıran en önemli etkense, Ronaldo kendi mesleki saygınlığı çerçevesinde ortaya koyduğu performans her zaman oynadığı her kulüp için bir değer yaratmaktadır.

Türkiye’deki kulüplerin borç batağından çıkmasını sağlayacak en önemli finans girdisi dışarıdan sağlayacağı-yaratacağı katma değer sayesinde olur. Bunun için, Avrupa kupalarında kalıcı olmak ve kendi yetiştirdiği oyuncuları da bu kulvarda tanınırlığını sağlayarak zamanı gelince satıp ciddi kaynak yaratmaktır.

Bu hedef için doğru tercihler ve doğru yatırımlar yapılmalıdır. Hem oyuncu bazında hem de teknik direktör bazında.

Tabii bizi ilgilendiren en önemli konuya geliyoruz; bu Bu vizyona sahip kulüp başkanı var mı? Sorusuna…

Bu önemli ayrıntıya geçmeden İbrahimoviç Milan eşleşesinden (!) bahsetmek istiyorum.

İbrahimoviç, Milan kulübünde Leonardo Teknik Heyet Sorumlusuyken gelmek istemişti. Ama Leonardo onu istememişti. Sevgili Hürser Tekinoktay’ın onu Beşiktaş için gündeme getirdiğinde yapılan eleştirileri de hatırlıyorum… yazık!

Hürser Tekinoktay: Zlatan Ibrahimovic’i önce sahada sonra organizasyonda görmek istiyoruz

Neyse, Maldini Teknik Heyet sorulusu olunca hemen İbrahimoviç ile anlaşma sağlayarak onu takıma kattı. Milan, çok genç ve acemi bir takımdı. Ama, başlarında çok tecrübeli ne yaptığını bilen bir teknik direktör getirilmişti: Stefano Pioli.

İşte İbrahimoviç’in ‘lider’ vasıfları ve ‘oyun aklı’ olma özelliği birden bu acemi takıma katkı yaparak Seri-A şampiyonluğunu kazandırmış, Şampiyonlar Liginde de kalıcı olarak büyük girdiler sağlamıştır.

İbrahimoviç bonservis bedeli olmadan alınmıştı.
Şimdi gelinen nokta da İbrahimoviç’in oynayıp oynamaması önemli olmayıp, dışarıdan da takıma katkı yaparak bir yönetim aklı olma özelliği çerçevesinde tribündeki yerini almaktadır.

İşte bu hamle sayesinde: Lille’den 29,5 milyon avro karşılığı alınan genç Leao’nun bonservis değeri şu an 85 milyon avro olmuş. Yine Real’den 22,8 milyon avro karşılığı alınan Hernandez’in bonservis değeri 55 milyon avro’ ya çıkmıştır. Sadece iki örnek verdim. Tüm takımı incelesek, hepsinin kendi performans ölçüleri içerisinde bonservislerinde büyük bir artış olduğu kolaylıkla görünmektedir.

İşte, doğru hamleyi yapıp, sadece bu hamlede kalmadan takımı onun etrafında örgütleyerek büyük başarılar yakalamak hiç de zor olmadığı Milan ve Maldini tarafından ispatlanmıştır.

Şimdi gelelim bizim başkanlara ve Ronaldo transferine.

Tabi bu bir vizyon meselesi…

Galatasaray bugünkü koşullarda ve kurduğu takım üzerinden bu transferi yapması çok zor gözüküyor.

Ali Koç ve Jesus bu pozisyona en yakın isimler olduğundan, Fenerbahçe bu transfer için en yakın takım olarak görünmekte. Jesus ile Pioli’yi kıyasladığımızda bir fark olmadığı gibi, her iki antrenörün öne çıkan donanımları olduğu da gerçektir. Jesus, Ronaldo birlikteliğinin çok kısa bir adaptasyon süreci yaşatacağı da görünen kolaylıktır. Ama, süreci yönetmeyle ilgi özellikle Ali Koç ile Maldini futbol eşleşmesini düşünürsek ortaya birtakım sorunların çıkacağı kaçınılmaz görünmekte.

Paolo Maldini Tekinoktay örneği

Beşiktaş’a gelirsek…
Sevgili Hürser Tekinoktay sürekli Cristiano Ronaldo’yu Beşiktaş forması ile paylaşırken neleri düşündüğünü çok iyi anlıyorum. Burada Tekinoktay Maldini eşleşmesi baktığımız zaman, birbirini oldukça tamamlayan içeriğe sahip olduğu görünmekte.

Ama Ahmet Nur Çebi’nin ve haliyle Şenol Güneş’in böyle bir vizyona sahip olduklarını düşünemiyorum. Özellikle Çebi Maldini eşleşmesini yapmak bile futbola aykırı görünmekte. Şenol Güneş Stefano Pioli eşleşmesindeki donanım farkının yanında, Avrupa Şampiyonasındaki hezimette sonra öz güven konusunda ciddi kaygı yaşadığından, Güneş tarafından böyle bir düşüncenin gündeme gelmesinin mümkün olmadığı net görünmektedir.

Ha, finansman açısından bakıldığında Pjanic, Batsuhayi ve Alex’e verilen paralar (!) ile aynı seviyede olduğunu belirterek, özellikle Şampiyonlar Ligi bonuslarıyla finansal süreç çok rahat yönetilebilir.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: