FutbolSpor

Popülist Futbol İflas Etti

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın bu haftaki "Popülist Futbol İflas Etti" başlıklı yazısı;


Galatasaray Başkanı Burak Elmas’ın basına yansıyan bazı saptamalardan alıntı yaparak başlamak istiyorum. Çünkü ne derce samimi olduğunu bilmiyorum ama, yaptığı yorumların karşılığı şu anda tam tamına mevcut olmasıyla rağmen, devlet dahil hiç kimse kılını kıpırdatmadan ‘kırmızı pazartesi’yi bekliyor.

“Futbolda popüler olmak isteyen başkan varsa, bu dönem o dönem değil. Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe diye ayırmadan söylüyorum.”

“Ciddi anlamda mali sıkıntıda olan, batmış bir futbol sektöründen bahsediyoruz. Türk futbolunun içinde bulunduğu konjonktürün dışında hareket etmek kolay değil. Türk futbolu için konuşuyorum; sektörel bir sıkıyönetim ilan edilmeli. Bu bir ihtiyaç değil, mecburiyet!”

“Biz borçlanalım, bizden sonra gelen yönetim ödesin” mantığı, borçların ödenemez hale gelmesine sebep oldu. Ciddi anlamda mali sıkıntıda olan, batmış bir futbol sektöründen bahsediyoruz. Türk futbolunun içinde bulunduğu konjonktürün dışında hareket etmek kolay değil.”

***

Herkesin çok rahat kabul edeceği bu saptamaların ne ifade edeceğini veya nasıl bir çözüm bulabileceğini ki sanmıyorum-zamana bırakıp, şu cümlesi üzerinden hareket etmek lazım “Türk futbolunun içinde bulunduğu konjonktürün dışında hareket etmek kolay değil.” Bu bir çaresizliğin itirafı.

Türk futbolunun içinde bulunduğu konjonktür: ranta dayalı çıkar ilişkileri üzerinden kurulan popülist yapıdır.

“Popülizm, gündelik siyaset ve toplumda önemli yer edinen politik bir enstrümanı olmakla birlikte, genelde halk yağcılığı ve halk çıkarcılığı üzerinden hareketle, toplumdaki seçkin bir tabaka tarafından halkın çıkarlarının bastırıldığını ve engellediğini manipüle ederek ve devlet organlarının bu seçkin tabakanın etkisinden çıkartılıp halkın yararına kullanılması gerektiğini söyleyen siyasi bir felsefe veya söylem biçimidir.”

Dijital platformun devreye girmesi ile naklen yayın gelirlerinin artması sonucunda; sporu büyük bir maddi sektör ve endüstri olmuştur. Futbol sektörü bütün dünyada 200 milyar dolarlık bir işlem hacmine ulaşmıştır. Sporun endüstri ve gösteri yanını dikkate alan kulüpler kadrolarına gösteri yönleriyle takıma olumlu katkısı olan oyuncular için çok büyük transfer ücretleri ödemektedirler. Günümüzde gazetelerde en çok okunan spor sayfaları olmuştur. Gazeteler sporun yazılı olarak reklam ve tanıtımının yapıldığı, kulüplerin, başkanların, yöneticilerin ve oyuncuların kamuoyu tarafından yakından tanınması ve sahiplenilmesini sağlarlar. Medyanın bireyleri yönlendirme, etkileme ve pazarlama gücü ve bu durumun olası popülist etkileri de daha iyi anlaşılabilir.

***

Yani pasta büyük ve pastanın sahibi de kulüpler!

Peki, bu kadar büyük girdisi olan ve kamuoyu gücüne sahip olan bir sektörün doğru yönetilmemesinin sebebi nedir? Tabii ki bilgi ve bilginin sağladığı etik değerler açığıdır.

Peki gerçekten bilgi için bir kaygı var mı, yoksa mevcut yapının manipüle edilerek bir azınlığın ve siyasetin etkisinde oyuncak olmasını sağlayacak algı manipülasyonuna mı ihtiyaç var? Bu ülkelerin sosyo-kültürel yapılarıyla doğudan ilintili olmasıyla birlikte bir yönetim stratejisidir.

Popüler kültür kapitalizmle yakından ilişkili bir kavramdır. Kültürel olanın metalaştırılması ve pazarlanması yoluyla tüketilebilir hale gelen insan faaliyetleri; yukarıda anlatmaya çalıştığım şekli ile kitle iletişim araçlarının etkisiyle milyonların ilgisi ve beğenisine sunulur. Günümüz dünyasında her şey tüketimin ve popüler kültürün bir nesnesi haline getirilmiştir.

Futbolun popülist yapıya bürünmesi neticesinde, bilgi üzerindeki kaygı çok seslilik ve kirlilik oldukça fazla artmıştır. Ranta dayalı çıkar ilişkisinin bozulmaması için hiçbir şekilde derinlemesine araştırma yapılmadan ve dayanakları şüpheli birtakım kavramlar bilgi olarak enforme edilirken, bu adeta durdurulmaz bir meteor saldırısına dönüşmüş durumda.

***

Renata Salecl’in söylediği gibi asıl sorun “Günümüzde bilgisizliğinden utanmayan birçok güçlü insan var. Cehaletinden gurur duyabiliyorlar.” Siyaset ve spor camiasına kafamızı çevirdiğimizde çok rahat karışılacağımız profiller…

Diğer çok önemli saptaması ise “Günümüzde, doğruluk ve bilgi konusunda da bireyler inandıkları veya inanmadıkları konuları tek başlarına belirleyebileceğine, karar verebileceğine inanıyorlar.” Cahil cesareti bu olsa gerek…

Peki bilgiyi ihtiyaç olarak hissetmemenin ve doğru olanı aramanın zahmetli ve pahalı olması mı bütün sorun?

Tabii ki evet, bu sorunun neticesinde futbol popüler kültürün bir parçası olup, içindeki birtakım kavramlar pazarlanarak kitleleri duyguları üzerinden manipüle etmiştir.

Ama herkesi her zaman kandıramazsınız.

***

Futbol, Cruyff’un dediği gibi basit bir oyundur. Her şeyden önce seyir zevki yüksek bir spor dalıdır. Bu seyir zevkine yol açan nedenlerden biri de futbol kurallarının son derece basit herkesin anlayabileceği şekilde düzenlenmiş olmasıdır.

İçeride futbola bu kadar zarar veren ve birilerinin himayesinde yönlendirmeye çalışan medyanın, yurt dışındaki yayınları sayesinde, seyrettiğimiz ve detaylı bilgilere ulaştığımız futbol oyununun kalitesi ve yönetilme derinliğinin geldiği nokta çok iyi anlaşılmaktadır.

***

Sonuç olarak; sahada oynanan oyun ile yönetici profillerinin başlangıçta sundukları ile geldikleri nokta arasındaki-içeriği tamamen bilgi eksikliğine ve çıkar ilişkisine dayanan çelişkilerin anlaşılır olması denizin bittiği anlamına gelmektedir.

Artık ünlü isimlerin transfer pazarlanması, şampiyonlukların pazarlanamasın bir şey ifade etmiyor. Tüm kulüpler iflas etmiş durumdalar. Devletin hiçbir mekanizması bu durumda hesap sormuyor olması ve kulüplerin kendi denetim mekanizmalarının ve genel kurullarının bu hesapların içinde olması kulüpleri bitirmiştir. Federasyonun siyasi bir kimlik alarak, süreci politik bir zeminde yürütmesi futbolun nasıl bir araç haline getirildiğinin de kanıtıdır.

Beşiktaş’ın son 20 senedeki tüm başkanların, Galatasaray’daki Özhan Canaydın sonrasındaki tüm başkanların, Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım ve Ali Koç’un ve Anadolu kulüplerindeki siyesi ilişkiler neticesinde başa geçmiş tüm başkanların bu süreçte sorumlulukları vardır.

***

Sadece dört büyük kulübün borç yükü 17 milyar TL. Ve ortada futbol adına hiçbir şey yokken bu borç yapılmakta.

Peki ne adına niçin yapılmıştır? Asıl sorun burada başlamakta.

Bakın, son hakem tasfiyeleri ile Mehmet Ağar’ın başında olduğu dönem bitirilip, Rize destekli Trabzon diasporasının egemenliğinde yeni bir derin futbol dönemi dizayn edilmektedir.

Ne yazık ki futbol adına hiçbir beklentinin olmayacağı yeni bir dönem. Tıpkı daha önceki derin (!) yapı gibi siyasi dayanak sayesinde oluşan bir dönem olacaktır.
Çok yazık!

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu