Bir futbol hikayesi, kim kaybetti, kim kazandı ?
Bu makale, futbola katkısı saha kenarının çok ötesine uzanan bir isim olan Hürser Tekinoktay'ın futbol felsefesini incelemektedir.

Futbolda bir vizyon hikayesi
Futbol tarihi çoğu zaman Bill Shankly, Alex Ferguson, Rinus Michels, Johan Cruyff, Bob Paisley, Jürgen Klopp ve Pep Guardiola gibi ikonik teknik direktörleri sahadaki başarılarıyla hatırlarken, Tekinoktay’ın çalışmaları futbolu kurumsal bir sistem olarak ele alan daha geniş bir vizyona dayanmıştır.
“Futbol Yönetimi, Finansal Sürdürülebilirlik, Altyapı Gelişimi, Kurumsal Reform, Beşiktaş”
Oyuncu yetiştirmiş, teknik direktörlük yapmış ve futbolun yapısal sorunlarıyla yakından ilgilenmiş olan Tekinoktay, futbolu yalnızca bir spor olarak değil; eğitim, kültür, yönetişim ve uzun vadeli planlamanın iç içe geçtiği bir ekosistem olarak anlamaya kendini adamıştır. Nihai hedefi ise bu ilkeleri Beşiktaş için sürdürülebilir bir kurumsal modele dönüştürmek olmuştur.
Bu makale, söz konusu vizyonun kökenlerini, onu şekillendiren fikirleri ve Tekinoktay’ın kısa vadeli başarı yerine süreklilik, gelişim ve kurumsal hafızaya dayalı bir yönetim modeli oluşturma çabalarını ele almaktadır.
Avrupa genelinde futbol kulüpleri finansal sürdürülebilirlik sorunları, yönetişim krizleri ve uzun vadeli sportif başarı inşa etme zorluklarıyla mücadele ederken, kurumsal futbol yönetimi sorusu hiç olmadığı kadar önem kazanmıştır.
Türk futbolunda bu meselelerle Hürser Tekinoktay kadar ısrarcı şekilde ilgilenen az sayıda isim bulunmaktadır. Bu makale, onun futbol yönetişimi, altyapı gelişimi ve kurumsal reform konusundaki vizyonunu ve bu fikirleri Beşiktaş için sürdürülebilir bir modele dönüştürme çabalarını incelemektedir.
Bir Futbol Hikâyesinin İlk Bölümü
Hürser Tekinoktay’ın futbol hikâyesinin ilk bölümü saha kenarında yazıldı.
Lazio’da eğitim aldı, Beşiktaş altyapısında genç oyuncularla çalıştı, Nevio Scala’nın ekibinde futbolunun baskılarını yaşadı ve daha sonra Dardanelspor’da genç ve düşük maliyetli bir kadroyla dikkat çekici sonuçlara imza attı.
Hikayenin ikinci bölümü ise teknik alanın birkaç metre ötesinde başladı.
Bu kez amacı bir takımın nasıl oynadığını değiştirmek değil, bir kulübün nasıl işlediğini değiştirmekti.
İlk bakışta Tekinoktay’ın Beşiktaş başkanlığına adaylığı, eski bir teknik direktörün kulüp yönetimine geçme girişimi gibi görünebilirdi. Ancak kariyerinin bu iki bölümü yan yana konulduğunda, adaylığının ne ani ne de futbol geçmişinden kopuk olduğu anlaşılmaktadır.
Dardanelspor’da savunduğu şey ile daha sonra Beşiktaş için önerdiği model özünde aynı fikre dayanıyordu:
Hazır değeri satın almak yerine değer üretmek.
Bir Teknik Direktörün Yönetim Sorusu
Tekinoktay’ın Dardanelspor dönemi yalnızca oyuncu seçimiyle ilgili değildi. Aynı zamanda sınırlı kaynakların akıllıca kullanılmasıyla ilgiliydi.
Elinde pahalı bir kadro yoktu. Transfer listelerinde yıldız oyuncular bulunmuyordu. Takım gençti, zaman zaman kırılgandı ve ligin en güçlü mali yapılarından birine sahip değildi.
Buna rağmen Dardanelspor, kendisinden daha zengin, daha tecrübeli ve daha iddialı rakiplerle mücadele etti. Türkiye Kupası’nda üç tur geçti. Daha sonra Süper Lig’e yükselecek olan Elazığspor’u eledi.
Maçın büyük bölümünü 10 kişi oynamasına rağmen deplasmanda Siirt JetPA’yı mağlup etti. Ayrıca Sivasspor ve Erciyesspor gibi doğrudan rakiplerine karşı kritik sonuçlar aldı.
Bu dönem Tekinoktay’a futbolun temel ekonomik gerçeklerinden birini öğretti:
Bir kulübün değeri yalnızca ne kadar para harcadığıyla değil, elindekileri ne kadar akıllıca kullandığıyla belirlenir.
Yıllar sonra Beşiktaş başkanlığı için hazırladığı program da aynı ilke üzerine kurulmuştu.
Artık sorusu şu değildi:
“Bu maçı nasıl kazanırız?”
Daha geniş bir soruydu:
“Beşiktaş geleceğini sürekli borçlanma ve transfer harcamaları üzerine mi kuracak, yoksa kendi ekonomik, sportif ve demokratik değerini üretebilen bir kulüp mü olacak?”
Yerleşik Güce Karşı Beklenmedik Bir Rakip
Tekinoktay, 2019 seçimlerinde mevcut başkan Fikret Orman’ın karşısına çıktı.
Bu eşit şartlarda gerçekleşen bir yarış değildi.
Bir tarafta kulübün yönetim gücünü, kamuoyu tanınırlığını ve kongre içerisindeki yerleşik ilişkileri elinde bulunduran mevcut başkan vardı.
Diğer tarafta ise futbol çevrelerinde teknik direktör kimliği ve eleştirel görüşleriyle tanınan, ancak kulübün geleneksel güç merkezlerinden gelmeyen bir aday bulunuyordu.
Seçim, Orman’ın net üstünlüğüyle sonuçlandı.
Tekinoktay 1.617 oy aldı ve toplam oyun yaklaşık yüzde 36’sını elde etti.
Bu sonuç seçimi kazanmak için yeterli değildi.
Ancak sonucu yalnızca toplam oy sayısıyla değerlendirmek de eksik kalır.
Tekinoktay üç sandıkta birinci çıktı. Yeni üyelerin daha yoğun temsil edildiği 11 ila 16 numaralı sandıklarda rakibinden daha fazla oy aldı.
Bu sandıklarda Tekinoktay 723 oy alırken Orman 692 oyda kaldı.
Bu ayrıntı, seçim sonucundan daha büyük bir anlam taşıyordu.
Tekinoktay kulübün tamamını ikna edememişti; ancak değişim isteyen, daha yeni, daha hareketli ve kulübün geleneksel yapılarıyla daha az bağlantılı bir üye grubundan destek bulmayı başarmıştı.
Onun adaylığı yalnızca bir protesto hareketi değildi.
Alternatif bir fikre dayanan gerçek bir muhalefet alanı yaratmıştı.
Steve McNulty / Londra – Çeviri Sinan Abdal
Hürser Tekinoktay: “Barcelona’da Xavi’nin yerine Hansi Flick gelecek”






