Politika

İBB Raporu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında

İçişleri Bakanlığı'nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki personel alımları ile ilgili hazırladığı İBB Raporu başsavcılığa teslim edildi.

İçişleri Bakanlığı’nın İBB’de işe alınan personelin, işe girişine yönelik hazırladığı rapor Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edildiği açıklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, “İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişliği tarafından İBB ile bağlı kuruluş ve iştiraklerinde işe alınan personelin, işe girişine yönelik hazırlanan tevdi raporu, Cumhuriyet Başsavcılığımızın memur ve özel soruşturma bürosuna teslim edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Tuncay Mollaveisoğlu dün katıldığı canlı yayında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) terör soruşturması açıldığını bildirmişti.

Mollaveisoğlu, İçişleri Bakanlığı’nın İBB’ye yönelik terör soruşturması başlattığını ve bu soruşturma kapsamında 578 sayfalık bir rapor hazırladığını, savcılığın da yaklaşık 500 sayfalık bir iddianame hazırlayarak teslim ettiğini ileri sürdü.

Bugün de raporun başsavcılığa teslim edildiği bildirildi.

İBB Sözcüsü Murat Ongun dün söz konusu iddialara ilişkin cumhuriyet.com.tr’ye yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bize gelen duyumlara göre geçen pazartesi günü 500 küsür sayfalık rapor savcılığa gönderildi. Bu iddianame değil. Şimdi ne olacak? Savcılık bu 500 küsür sayfalık raporu inceleyecek. İki seçenek var. Ya kovuşturmaya gerek yok diyecek ve konuyu kapatacak ya da evet suç unsurları var diyecek ve iddianame hazırlayacak. Savcılık incelemesinin ardından hukuki süreç belli olacak.”

Konuyla ilgili İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açıklamasını da aktaran Ongun, “İmamoğlu’nun kurmayı benim. Acil bir toplantı falan yapılmadı. Hukukçularımızla bir toplanalım, olan biteni gözden geçirelim dedi. Yoksa bir panik halimiz yok” dedi.

İmamoğlu’ndan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok sert yanıt

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AKP grup toplantısında kendisini kastederek, “Bay Kemal oğluna sahip çık, kendisine başka ebeveynler arıyor” ifadelerine yanıt verdi.

İmamoğlu, etkinliğin ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın grup konuşmasında, kendisi ve CHP Genel Başkanı Ekrem İmamoğlu için “Birbirlerinin gözlerini oyacak noktadaydılar, çıktı, ‘Benim oğlum gibidir’ dedi. Oğluna sahip çık” şeklindeki açıklamasıyla ilgili olarak, şunları söyledi:

Bizde ayrı gayrı yok. Sayın Kılıçdaroğlu, bizim ailemizin lideri. Dolayısıyla, eğer ona bir laf edilmişse, ona bizim de cevap verme hakkımız vardır. Zira bahsettiği kavramın içinde ben de varım.

Tabii bizim bir aile oluşumuza, kuvvetli bağlarla birbirine sarılıyor olmamıza bu kadar ilgi göstermesi, garip. Demek ki, kendi ailesi içerisinde bu birliği ve bütünlüğü kaybetmiş ki, o alanda bile bizi kıskanıyor. Yani bu kıskançlığı o kadar büyümüş ki Sayın Cumhurbaşkanı’nın, gözü hiçbir şey görmeyecek hale geldi diyebilirim.

Genel Başkanımla benim aramdaki ilişkiyi, Genel Başkan’ın bir ‘baba-oğul ilişkisi’ diye tariflemesi, muhteşem bir duygu. Bunu bir tek babam kıskanır diye düşündüm. Hani babam der ki, ‘Ya nasıl böyle bir şey der benim oğluma.’ Ama babam da kıskanmaz. Babam da gurur duyar oğluna böyle bir duygu besleyen Genel Başkanı olmasından. Fakat görüyorum ki, kıskançlık duygusu Sayın Cumhurbaşkanı’nda yüksek.

Gazetecilerin “Oyuna girecek oyunculardan biriyim dediniz. Bu sizin adaylığınız söz konusu gibi algılandı. Adayınınız açıklamadığınız söyleniyor, sizin cumhurbaşkanı adayınız kim” sorusu üzerine İmamoğlu şu yanıtı verdi:

“Tek başına bir oyun izlemeye alıştığınız için takım oyunundan uzaklaştınız. Hiç anlamıyorsunuz. Takım oyunundan bahsediyorum. Teknik direktörden, oyuna girecek oyuncudan bahsediyorum. Takım oyununu unuttu bu millet. Çünkü tek kişilik oyun görüyor yıllardır. Ben takım oyuncusuyum diyorum, beni daha evden sahaya giderken yolda sakatlamaya çalışıyorlar. Onu ima ettim. Ben CHP’liyim. Her CHP’linin, ailesinin lideri olan genel başkanı sayın Kılıçdaroğlu adayıdır.”

İstanbul’u devraldık, kıskançlığınız, tavan yaptı. Her hamlemizde kıskançlığınız büyüyor. Ve bu kıskançlıkla yapılan hamleleriniz, saldırılarınız, bize müdahaleleriniz şimdi hukuk eliyle derece yükseltti. Görevden alıkonulmak istenen, görevden alınmak istenen dil ile bir nevi tehdit edilen bir pozisyonda kalmamız sağlanmaya çalışılıyor. Bunların hiçbiri bir kere bizi korkutmaz.

Yani biz, ‘Korkma…’ diye diye büyüyen bir nesiliz. İstiklal Marşı’mızın o ilk kelimesi, ‘Korkma’yla başlar. Ben her zaman söylüyorum; biz asla korkmayız. Ama kendilerine şunu tavsiye ediyorum: Ben neredeyim şu anda? Kasımpaşa’dayım. Yani bugün 567’nci yılını tersanemizin kutladık. Kasımpaşa, önemli bir yerdir. Yiğit delikanlıların olduğu bir semttir ve mertçe mücadele için hayatını ortaya koyan insanlar vardır. Kasımpaşa’nın böyle bir namı vardır.

İnsan eksiltmeye değil, mertçe mücadeleye davet ediyorum. Bu elinizdeki devlet gücünü kullanarak, insanları sindirme kavramından uzaklaşsınlar. Bunu da bir tek kendileri yapabilir. Lütfen yapsın. Bu işin yanlış olduğunu, bu işin doğru bir karar olmadığını çıkıp açıklamasını bekliyorum. Bu işin istinaftan dönmesinin şart olduğunu çıkıp açıklamasını bekliyorum. Bunu yaparsa, kendine yakışanı yapmış olur.

Mertçe mücadeleden kastınız Cumhurbaşkanlığı yarışında bir mücadele mi?” sorusuna İmamoğlu’nun yanıtı şöyle oldu:

O tarafın meselesi, kimin Cumhurbaşkanı adayı olacağı meselesi olabilir. Bizim meselemiz, memleketin iyi olması meselesi. Yani karşımızdaki iktidarın meselesi, ‘O bir kişi makamda kalsın da gerisi teferruat’ olabilir. Bizim meselemiz, 85 milyon insanın iktidar olması meselesi. Onun için farklı yerlerden bakıyoruz. Onun için benim söylediğim hiçbir sözün, benim kişisel bir kararım ya da yolculuğumla ilgisi yok.

Muhalefetin bütüncül mücadelesinin ortaya koyduğu kararlı yolculuğun mertçe bir alanda olabilmesi için şartları sağlasın. Bu hem vazifesidir bu ülkenin, Türkiye Cumhuriyet’i devletinin 200 yıllık demokrasi mücadelesi verilen bu toprakların Cumhurbaşkanı olarak, sorumluluğudur, onu hatırlatıyorum hem de Kasımpaşa’dan sesleniyorum: Yapması gerekir. Ne demek istediğimi anlamıştır, diye düşünüyorum.

Ekrem İmamoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Karar kesinleştiği anda görevden alırım” açıklaması için ise şunları söyledi:

Düşünsenize, tekil şahıs kipini kullanıyor; ‘Alırım, görevden alırım’, ‘Yaparım, ederim…’ Yahu gidip çay içecek kahvehane bulamayacak İçişleri Bakanı. Ne Gaziosmanpaşa’da bulabilecek ne de Of’ta bulabilecek. Bu kibirli, bu haddini aşan, makamı…

Bakın biz makama geldik değil mi? Ben, makama bir şeyler katmaya gayret ediyorum. İstanbullulara hizmet etmeye gayret ediyorum. Onlar ise, makamdan güç alan şahsiyetler. YSK Başkanı, İçişleri Bakanı… Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakın, en az konuşan makamlardır. Çünkü bunlar gerçekten kutsaldır. Çok önemlidir. İçişleri Bakanı’nın yönetimi hattına bakın; güvenliğiniz, 7/24 yaşam koşullarınızın emanet edildiği alanlardır.

Saygı, minnet duyuyorum, jandarmamızın önünde, polisimizin önünde, şehitlerimizin huzurunda saygıyla eğiliyorum. Ama bu dil, o alana yakışmayan bir dil. Yani benim peşimden MOBESE’leri izleyen bir göz, başka ne der işte? ‘Alırım’ der, ‘Yaparım’ der, ‘Ederim’ der. Böyle bir akıl. Ben MOBESE işini bıraktım zannetmezsin. Ben, MOBESE meselesini hayatta var olduğum sürece takip edeceğim. Çünkü, bugün yaptıkları da aslında bir nevi MOBESE sürecinin basına aktarılması gibi bir süreç.

(“Adayken cezası kesinleşirse seçilse bile mazbata alamaz” ifadelerini kullanan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Muharrem Akkaya’ya)

YSK Başkanı işine bak. Başka konularda ‘Cevaba lüzum yoktur’ demecini veriyorsun, ama bu mesele olunca… Bu arada gazeteciyi tebrik ediyorum, güzel bir habercilik örneği göstermiş ve sorumsuz bir dilin ortaya çıkmasını sağlamış. Görevini yap. Sürecine odaklan. Geçmiş seçimde ne oldu? YSK’ya siyasi baskı uygulandı. Siyasi baskı, siyasi erk, ‘Bu seçimi iptal dilmelidir’ dedi. ‘Hırsızlar var’ dendi. Yani ne güzel ikili, bak sıraladınız.

İçişleri Bakanı, ‘700’e yakın terörist tespit ettik’ dedi sandıklarda. Ne oldu üç senenin sonrasında? Davalar açıldı. Yargılanan 40 küsur kişi oldu. Bir tane suçlu yok, beraat. Bu karar, bu insanlara zulüm. Bu insanlara ikinci bir seçim yaptırmak, bu ayıbı işletmek, milyonlarca, on milyonlarca, yüz milyonlarca liranın harcanmasına sebep olmak… Yani hiç oturup düşünmüyorlar mı? Kafasını ellerinin arasına alıp, hiç mi vicdan muhasebesi yapmıyorsunuz?

Hala çıkıp yön vermeye, dizayn etmeye çalışıyorsunuz, talimatla. Bugünün anahtar kelimesi iki tane. Bana baksınlar, İstiklal Marşı’nın o ilk kelimesini, ‘Korkma’yı unutmasınlar. Bir de Ankara’ya baksınlar, beklentimi ifade ediyorum; mertlik. Bu kadar.

Kılıçdaroğlu: Ekrem İmamoğlu Evladımdır

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: