KültürManşetSanat

Sanat ortamı mı? Sormayın, çok fena..!

Bayramınız Kutlu Olsun

ozkan eroglu altsayfa

Sanat eleştirmeni ve tarihçisi Özkan Eroğlu ‘nun bu haftaki “ Sanat ortamı mı? Sormayın, çok fena..! ” adlı makalesini sizlerle paylaşıyoruz.

20 Eylül 2011 günü bazı sergileri gezeyim dedim ve yeni sezon için sokağa adım attım. Hemen şunu söylemeliyim ki, sanat ortamımızda gerçekleştirilen sergilerin içi boş, ruhsal boyutu oldukça dar.

Bunun da nedeni, çünkü sergileri hazırlayanların ruhsal boyutları dar. O gün iki sergi için çıkmıştım sokağa gerçeği söylemek gerekirse; bunlardan biri Dirimart’taki Sarah Morris, diğeri ise Milli Reasurans Sanat Galerisi’ndeki Rosemarie Trockel sergisi.

***
Kişisel kanıma göre şu anda İstanbul’da, bienalden de önemli, Morris ve özellikle Trockel. Morris’in sergisini gezdim, Trockel’i gezemedim, henüz o gün açılıyormuş, güvenlik görevlisi içeri almadı (eski görevliler olsa beni tanır, sanat eleştirmeni olduğumu, kokteylere icabet göstermediğimi bilir ve sergiyi gezmemi sağlardı); ben de zorlamadım gezmek için, daha sonra bu sergiyi gezip, sizlerle görüşlerimi paylaşacağım. Morris 1967 doğumlu ve orta yaşlarında bir sanatçı. Yeni geometrik bir dili çalışmalarında kullanıyor ve aslında yeni bir op art (optik sanat) boyutlandırmaya da izleyiciyi tanık ediyor. En azından bir çağdaş yapıtta uygulanan ve çoğun, ülkece sanatımızda ne yazık ki ortaya koyamadığımız sağlam “mükemmellik” nasıl oluyor? sorusunun cevabını vermesi açısından önemliydi bence bu sergi.

***
sarah morrisMorris’i Türkiye’ye getiren Dirimart’a bir çift sözüm var -o gün galeri görevlisine de söyledim ama, buradan da dile getirmek istiyorum: Galeriye girdim; önemli bir serginin yapıtlarını izlemek için, bir de ne göreyim; kocaman dört beş tuval bir kolona yaslanmış bekliyor. Durum, felaket kötü bir görüntü arz ediyor tabi. Dayanamadım bu nedir yahu diye eleştirmeye: Böyle bir sergi açıyorsunuz ve günün saat 13.00’ü dolaylarında bu görüntü, yazık dedim. Hanımefendi galeri görevlisi çok mahçup biçimde, haklısınız dedi ve özür diledi. Ben bu özrü, bayanın zerafetli davranışından ötürü kabul ediyorum, fakat galerinin stratejisini kim belirliyorsa onu affetmiyorum.

***
Morris sergisine gelmeden, Teşvikiye’de yokuş başında olduğundan MAC Art’daki Erol Eskici sergisini gezdim. Çünkü bu kişinin ismini ilk defa duyuyordum, bu nedenle sergiyi de merak etmiştim. Bu sergide de ortam, köşelere poşetlerinden yeni çıkarılmış Adnan Çoker resimlerinin tanıtımı yapılırkenm karşıladı beni; üstelik tanıtım işlemi bitmiş, öyle izleyiciye açık halde duruyorlardı. Yahu ne kadar ayıp şey; sen bir kişisel sergi açmışsın MAC Art, bu serginin sahip olduğu hakkı ziyaret saati sırasında gasp ediyorsun. Burada hakkı gasp edilen Eskici. Ayıptır bu, sanatçıya ve sanata büyük saygısızlıktır her şeyden önce. Hatta böyle bir galeriye, belki de bundan böyle bir eleştirmenin uğramaması için de haklı bir nedendir. Çünkü bu tür bir ahlaksızlığı bir galeri yapıyorsa, iç niyet bellidir, düzelse ne olur? Bence hiç bir şey olmaz.

***
Şimdi dikkat ettim de şu an’a kadar ne kadar nahoş ve galericilik, yani sanatla hiç ilgisi olmayan şeylerden bahsediyorum. Sanata layık bir eğitim ve görgünüz olmayınca, işte böyle galeri yöneticilikleri yaparsınız ancak. Özellikle eleştirmen, yazar ve sanatçıların yalakalık yapmayıp bu tür galeri ve galericilere rest çekmesi gerekir. Bunlara yüz vermekten kaçınılması şart; işin aslı bu. Ha bu arada işin ahlaksızlığına dair eleştiriler yaparken Erol Eskici’nin de gizemli figür geleneği üzerinden ve bienal modası, ya da son zamanların modası olan işi kavramsallıkla yıkayarak NeoKomet : ) bir tarzı izleyiciye sunarak, öyle hiç de ilgi çekici bir şey yapmadığının da altını çizmeliyim.

***
Aslında sergileri gezmeye Karaköy Kasa Galeri’den başlayıp, İstiklal güzergâhında dolanarak, sonra buradan Teşvikiye tarafına geçtiğimi hatırlatırsam, ben tersten, önce Teşvikiye tarafındaki sergilere dair eleştirel yargılarımı kaleme almış oldum bu hafta. Sonraki yazımda da diğer tarafın galerindeki sergiler üzerine görüşlerimi yazacağım. Ve bu yazımın son eleştirisi de Beral Madra’nın küratörlüğünde Artam Global Art’ta gerçekleştirilen “Kavramsal Bir Miras: Öncü Yerleştirmeler” sergisine.

Öncelikle hemen belirtmeliyim ki bu sergi bana heyecan vermedi. Bir tek Canan Beykal’ın eski resimlerin sırtlarını ele aldığı fotoğrafik yerleştirmelerinin ilginç olduğunu belirtmeliyim. Bir müzayede binasının hem de mahzen galerisinde bu tip bir sergiyi düzenlemek, söz konusu sanat-karşısanat karşıtlığına işaret etmek için midir? Yoksa para etmeyen alternatif sanat ürünlerini kapitale dönüştürmek için müzayede kurumlarına bir sızma hareketi midir? Birinci soru üzerinden şu söylenebilir: Müzayede binası bunu anlayıp da yutmuşsa, bu Türkiye’deki sanatın iyi bir noktasıdır. İkinci soru üzerinden de şu dile getirilebilir: Müzayedeler yiyip yiyip bitirdiği sanatın yerine şimdi de alternatif sanatı mı koymak istemektedir? Şimdilerde yeni bir sermaye de alternatif sanat mı olacaktır? Ayrıca bir şey daha; bu sergiye katılım gösteren isimlerin nasıl öncüler olduğu konusunda da halen düşünmeye devam ediyorum. : )

yunanistan golden visa yurt disi emlak 2024

Dr. Özkan Eroğlu

Konserler

Özkan EROĞLU

Özkan Eroğlu yazılarını Türkiye ve Dünyanın en objektif gazetesi NationalTurk ile takip edin.

2 Yorum

  1. Ülkemizde sanat öğretiliyor, oysaki içindeki sanatı dışa çıkarmak olmalı öğrenilen, birinin var ettiği değer üzerinden de nemalananlar olduğu sürece, ne Sanat değer bulur ne Sanatçısı, işini bilen lehine durumu var gözleminizde. Emeğinize sağlık Sayın Dr. Özkan Eroğlu

  2. Sevgili hocam az bile yazmışsınız. Bunları tek ayak üstünde cezalandırmak da lazım 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Maldivler Turu
Başa dön tuşu