
ABD İran Savaşı! ABD ile Rusya anlaştı mı?
ABD İran Savaşı ile ilgili kıdemli gazeteci ve analist John Helmer, Dialogue Works kanalına verdiği mülakatta, çatışmanın bir yıpratma savaşına dönüştüğünü ve Trump’ın bu krizi sonlandırmak için Rusya’ya stratejik bir takas teklif ettiğini belirtti.
ABD İran Savaşı’nı Dialogue Works kanalında gerçekleştirilen mülakatta kıdemli gazeteci ve analist John Helmer, “klinik bir nesnellikle” masaya yatırdı.
ABD İran Savaşı ile ilgili Başkan Donald Trump’ın savaşın sona erdiğine ve tüm hedeflere ulaşıldığına dair açıklamalarını değerlendiren Helmer, “Askeri operasyonlardan, siyasi stratejilerden bahsederken şunu anlamalıyız: İmparatorluklar o kadar çabuk sona ermez; hatta imparatorları delirse bile hayatta kalırlar” ifadelerini kullandı.
Helmer, ABD imparatorluğunun doğasını anlamanın önemine değinerek, İran veya Filistin lehine duyulan “temennisel düşüncelerin” (wishful thinking) tek başına bu yapıyı çökertmeye yetmeyeceğini vurguladı.
ABD İran Savaşı’nda Trump’ın temel amacının savaşı mümkün olan en kısa sürede bitirip Hürmüz Boğazı’nı trafiğe açmak olduğunu belirten Helmer, ABD Başkanı’nın bu doğrultuda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği bir saatlik telefon görüşmesinin detaylarını paylaştı.

“Ukrayna’da taviz, İran ve Çin’de mesafe”
ABD İran Savaşı ile ilgili Helmer, Kremlin Ulusal Güvenlik Danışmanı Yuriy Uşakov’un görüşmeye dair notlarına dayanarak, Trump’ın Putin’e açık bir “anlaşma” teklif ettiğini kaydetti.
Helmer’a göre bu teklifin özünde, Rusya’nın İran’a sağladığı istihbarat, hava savunma desteği ve füze uzmanlığını kesmesi karşılığında, ABD’nin de Ukrayna’daki savaşı Rusya’nın hedefleri doğrultusunda bitirmesi yer alıyor.
Helmer, “Trump, Putin’den İran’a yardım ederek savaşı uzatmaktan kaçınmasını istedi. Buna karşılık, Ukrayna’daki savaşı kısaltmak için ABD desteğini artırmayı teklif etti. Başka bir deyişle Putin’e şu dendi: Sen İran savaşının dışında kal, Ukrayna’da hedeflerine ulaşmana yardım edelim” dedi.
Bu durumun kamuoyuna açıklanmasa da metinlerde ve kaynaklarının analizlerinde net olduğunu belirten Helmer, Washington’ın Rusya ve Çin’i birbirinden koparma stratejisinin en somut adımının bu görüşme olduğunu ifade etti.
Haberin en çarpıcı unsurlarından biri, Rusya’nın arabuluculuk çabalarına yaklaşımı oldu. Uşakov’un notlarında Steven Witkoff ve Jared Kushner’ın yürüttüğü faaliyetlere “olumlu bir değerlendirme” yapıldığını belirten Helmer, bu durumu “Rusya için oldukça büyük bir dönemeç” olarak nitelendirdi.
Kirill Dmitriyev’in Steven Witkoff ve Jared Kushner ile yürüttüğü görüşmelerin Putin tarafından onaylanmasının Moskova’daki belirli hizipler arasında ciddi rahatsızlık yarattığını söyleyen Helmer, “Dünya, Witkoff ve Kushner’ın İran’a karşı yürüttüğü aldatma operasyonunu gördü. Önce zenginleştirme, sonra füze kapasitesi hakkında sonu gelmez müzakerelerle savaşa hazırlık yaptılar. Bu isimlerin müzakereci olarak itibarları kalmamışken, Putin’in onlara olumlu atıfta bulunması çok ciddi bir gelişme” diye konuştu.
Helmer, bu onayın Moskova’da Kirill Dmitriyev tarafından temsil edilen “Amerikan ve Avrupa yanlısı” grubun elini güçlendirdiğini kaydetti.
“Çin bu savaşta en çok kaybeden taraf”
Helmer, ABD’nin stratejik hedefinin sadece İran olmadığını, asıl büyük savaşın Çin’e karşı yürütüldüğünü vurguladı. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının Çin ekonomisine maliyetini rakamlarla açıklayan Helmer, “En çok kaybeden devlet hangisi diye sorarsanız, cevap Çin’dir. Çin’in günlük 11-12 milyon varil petrol ithalatına ihtiyacı var ve bunun 5 milyon varili şu an kayıp durumda” dedi.
Trump’ın Putin’e “Avrupa’ya petrol satmana izin vereceğim, ancak Çin’e satma” mesajı verdiğini savunan Helmer, ABD’nin Rus petrolü üzerindeki yaptırımları Avrupa için gevşetmeye başladığına dair emarelerin olduğunu belirtti.
Helmer, “ABD İran Savaşı ile kepler ve diğer petrol ticaret analizlerine bakıldığında, Rus petrolünün Avrupa’ya sevkiyatındaki yaptırım baskısının kaybolmaya başladığı görülüyor. Yükler yeniden Avrupa’ya hareket ediyor” tespitinde bulundu.
“Hindistan, İsrail ve ABD’nin safına geçti”
Bölgesel ittifakların parçalandığını savunan Helmer, Hindistan’ın bu süreçteki tutumuna sert eleştiriler getirdi. Hindistan’ın Netanyahu ve ABD safında yer aldığını belirten Helmer, ABD denizaltısı tarafından batırıldığı ifade edilen İran fırkateyni Dana olayına atıfta bulunarak Hindistan’ın “karşı tarafta” konumlandığını söyledi.
Helmer, “Bu savaş BRICS kurucuları olan Çin, Rusya ve Hindistan’ı birbirinden ayırdı. Modi hükümeti tamamen İsrail ve ABD’nin tarafını tuttu” dedi.
Buna karşılık Rusya’nın Delhi Büyükelçisi Alipov’un İran Büyükelçiliği’ni ziyaret ederek tam dayanışma ilan etmesinin, Kremlin’den ziyade Dışişleri Bakanlığı’nın bir hamlesi olduğunu ve Modi hükümetine yönelik bir eleştiri niteliği taşıdığını belirtti.
“Moskova ve Pekin’de Amerikan yanlısı hizipler var”
Sunucunun “Rusya ve Çin nasıl olur da İran’ı satar?” sorusuna yanıt veren Helmer, her iki başkentte de farklı düşünen gruplar olduğunu hatırlattı.
Helmer, “Pekin’de, Moskova’da ve Delhi’de farklı hizipler var. Bazıları kendi çıkarları, ekonominin kendi bölümleri için ABD ile ayrı bir anlaşma yapabileceklerini düşünüyor. Siyaset kısa ve orta vadeli bir oyundur. Moskova’da Merkez Bankası Başkanı’nı da içeren ve Putin’den destek alan Amerikan taraftarı bir grup ile istihbarat kurumları ve genelkurmay arasında sert bir tartışma yaşanıyor” dedi.
Helmer, Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi’nin 8 Mart’taki basın toplantısında “İran” ve “İsrail” kelimelerini neredeyse hiç kullanmamasının ve Trump’ın 31 Mart’taki Pekin ziyaretini memnuniyetle karşılamasının, Çin’in de kendi öncelikleri için İran’ın yenilgisini kabul edebileceğine dair bir işaret olduğunu savundu.
“Trump’ın içerideki en büyük korkusu enflasyon”
ABD iç siyasetine de değinen Helmer, Trump’ın “kısa savaş” arzusunun arkasında ekonomik kaygıların yattığını belirtti.
Helmer, “ABD İran Savaşı’nda Trump için bayrak etrafında toplanma etkisi zayıf kaldı. Onaylanmama oranı hala yüksek. Seçim zamanı asıl katil olacak şey ise enflasyon korkusundaki artış. Trump’ın seçmene büyük bir enflasyon dalgası olmayacağına dair güvence vermesi gerekiyor. Bu yüzden kısa bir savaş istiyor ve Hürmüz’ü Çin’e bir ‘hediye’ olarak açacağını söylüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Helmer, Trump’ın propaganda mekanizmasının her şeyin Pentagon brifinglerindeki gibi gittiğini iddia etse de, gerçeğin çok daha karmaşık olduğunu ve İran’ın bir yıpratma savaşıyla hayatta kalarak stratejik bir kazanım elde edebileceğini ifade etti.
“İran hayatta kalarak kazanabilir”
Mülakatın sonunda sunucunun, İran ve Rusya’nın aslında Ukrayna savaşında birbirlerine ne kadar yardım ettiklerinin sonradan anlaşıldığına dair hatırlatması üzerine Helmer, kanıtlar üzerinden konuşmayı tercih ettiğini belirtti.
Helmer, “ABD İran Savaşı’nda İran’ın hedef belirleme kabiliyetinin arttığını, hava savunma operasyonlarında hayatta kaldığını biliyoruz. Ancak Rusya ve Çin’in desteğinin ilan edilmemesi, bu desteğin olmadığı anlamına gelmez. Yine de Uşakov’un notları, Putin’in Trump ile bir anlaşma kesmeye hazır olduğunu gösteriyor” dedi.
Helmer’a göre, savaşın sonunda ABD Ortadoğu’daki üslerini kaybetse bile, İran’ın kapasitesini yıktığını ve Hindistan’ı Rusya’dan kopardığını düşünerek bunu stratejik bir ilerleme sayabilir.
Analist, “ABD İran Savaşı’nda İran her şeye rağmen hayatta kalarak kazanır, ancak Arap monarşilerinin güvenliği ve ekonomisi bu süreçte kalıcı hasar alır” diyerek sözlerini tamamladı.






