
Seyfülislam Kaddafi yeniden umut haline gelmişti
Arap Baharı’nın Mağrip’ten İran sınırlarına kadar büyük umutları yeşerttiği günlerin üzerinde 15 yıl geçti.
Bu süreçte Tunus, Libya, Mısır, Suriye ve Yemen’de iktidar ya el değiştirdi ya da ülkeler fiilen bölünmüş bir halde yönetilmeye başlandı.
Osmanlı’dan bakiye ismiyle Trablusgarp’ın kaderi de böyle oldu.
Muammer Kaddafi’nin ölümü sonrası ülke bölünmüş bir siyasi kontrol haritasına mahkûm kaldı. Her şeyin en başında ise Libya’da da doğruluğu asla bilinemeyecek ancak yanlış olduğunu da kimsenin söyleyemeyeceği bir hikaye vardı:
“Seyfülislam Kaddafi, 2011’de hem devrimcilerle hem de Fransa’nın başını çektiği NATO’nun Libya Operasyon Merkezi’yle işbirliği yaparak babasının devrilmesinde önemli bir rol üstlendi. Bu nedenle 10 yıllık bir geçiş sürecinden sonra iktidarı Seyfülislam devralacak…”
2021 yılında, Hafter güçleri ile ülkenin batısındaki devrimci grupların çatışmasının ardından yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri bu hikayeyi tekrar alevlendirmişti. Seyfülislam Kaddafi, cumhurbaşkanlığı adaylığı veto edildi ama onun artık bir hikâyesi vardı. Hem Libya içinde hem de Libya dışında pek çok insan, artık Kaddafi günlerinin geri geleceğini söylemeye başlamıştı.
Her ne kadar Türkiye’de zannedildiği gibi Libya halkının derin bir Kaddafi hayranlığı olmasa da Seyfülislam’da, devrik Suriye lideri Beşar Esed gibi babasından miras aldığı bir toplumsal nefret yoktu. Haliyle herkes için Seyfulislam bir “acaba” olarak Libya’nın tam ortasında yaşamaya devam eden bir aktördü.
Babası Kaddafi’den kalan, Afrika’daki muazzam ağı kullanarak istediği kadar paraya erişebilir ve istediği Afrika ülkesinde bir yarı-kral gibi yaşayabilirdi. Buna rağmen çölün orta yerinde yaşamaya devam etmesi de tam olarak bu “acaba” sorusunu beslemeye devam etti.
Bu hikâye 3 Şubat 2026 akşamı son buldu. 4 kişilik bir suikast timi evine girdikleri Seyfülislam’ı infaz ederek bölgeden ayrılmayı başardı.






