Pippo Russo: “Portekiz futbolu finansal balondur”
Pippo Russo Portekiz'in Lizbon şehrinde yayınlanan günlük Portekiz gazetesi Publico ile röportajında hem kitabınını hem de Jorge Mendes ile ilgili görüşlerini aktardı.

Pippo Russo: Jorge Mendes’in yarattığı tedarik piyasası değerinin öteki yüzü Portekiz futbolunun finansal balondur.
Portekizli menajer Jorge Mendes’in az bilinen hikayesini anlattığı Türkçe adıyla “İktidarın Orjisi” İtalyanca adıyla “A Orgia do Poder” adlı kitabın yazarı Pippo Russo Portekiz’in Lizbon şehrinde yayınlanan günlük Portekiz gazetesi Publico ile röportajında hem kitabınını hem de Jorge Mendes ile ilgili görüşlerini aktardı.
Publico: Jorge Mendes’i “dünya futbolunun patronu” diye nitelendirmek abartılı değil mi?
Pippo Russo: Bunun abartılı bir ifade olduğunu düşünmüyorum. Jorge Mendes’in gücü, futboldaki farklı çıkarları futbol içinde ve futbol aracılığıyla birbirine bağlama kapasitesi, onu küresel futbol dünyasındaki benzer figürlerle karşılaştırıldığında daha üst bir seviyeye yerleştiriyor.
Avrupa futbolunun bütün üst düzey kulüpleriyle ilişkileri var ve bu kulüplerle büyük işler yapıyor. Medyada ve Portekiz içinde ve dışında küçük kulüpler üzerinde güçlü bir etki gücüne sahip. Yabancı ülkelerde de oyuncu çekebilecek kadar kuvvetli. Ve her şeyden önemlisi,
Avrupa’nın bütün büyük liglerindeki kulüplerin Jorge Mendes’le ilişki kurmak için istekli olduğunu görüyoruz; bunun tersi değil. İşte tüm bunlardan dolayı, bugün onun küresel futbolun en güçlü adamı, “patronu” olduğunu söylüyorum.
Publico: Tam olarak bir süper futbol menajeri nedir?
Pippo Russo: Bir süper menajer, futbol ekonomisiyle bağlantılı menajerlik ve aracılık hizmetlerinin geniş alanındaki görevleri bir araya getiren bir profile sahip kişidir.
Oyuncu menajeri olarak başlar ve hızla teknik direktör menajeri hâline gelir. Sonraki aşama, kulüplere futbolcu transferleri konusunda danışmanlık yapmaya başlamasıdır. Aynı kişinin aynı pazarlıkta hem alıcı kulübün danışmanı, hem satıcı kulübün danışmanı, hem de transfer edilen oyuncunun menajeri olması mümkündür.
Kulüplerle ilişkilerini daha da güçlendirdiğinde, süper menajer belirli bir sportif direktörün bir kulübe atanmasını da “kolaylaştırabilecek” hâle gelir; yani kulüplerin transfer politikasından sorumlu kişiyi etkileyebilir. Süper menajer profilinin evriminde bir başka aşama da, onların oyuncuların ekonomik haklarını satın almak için kaynak koyan finansal yatırımcıların başlıca referansı hâline gelmesidir; hatta çoğu zaman aynı süper menajer aynı zamanda yatırımcıdır.
En ileri evrim ise süper menajerin futbolla bağlantılı pazarlarda girişimciye dönüşmesiyle ortaya çıkar (İsrail’de Pini Zahavi ve Uruguay’da Paco Casal örneklerinde olduğu gibi) ve futbol dünyası ile futbol kulüplerini satın almak isteyen küresel yatırımcılar arasındaki işlerde aracılık yapmasıdır (Chelsea örneğinde Pini Zahavi; Valencia ve Wolverhampton örneklerinde Jorge Mendes).
Publico: Bu yeni menajer paradigmasını Jorge Mendes mi yarattı?
Pippo Russo: Hayır, Jorge Mendes bugün bu profilin ulaştığı zirveyi temsil ediyor. Portekiz’de süper menajer profilinin gelişiminin önceki aşamalarını temsil eden iki isim daha vardı: Manuel Barbosa ve Jose Veiga. Bana göre bu karmaşık profilin inşasını hızlandıran kişi Pini Zahavi’ydi. Jorge Mendes ise bu profile çok güçlü bir halkla ilişkiler becerisi ve büyük bir cazibe gücü ekledi.
Publico: Kitabınızda Jorge Mendes ve şirketlerinin futbol dünyasında adeta küresel bir ahtapot gibi işlediğini söylüyorsunuz. “Mendes imparatorluğu” diye adlandırdığınız şeyi nasıl tanımlarsınız?
Pippo Russo “Mendes imparatorluğu”, Portekiz’de başlayıp Avrupa’nın büyük bir bölümünü kapsayan, Güney Amerika’daki çeşitli ülkelere uzanan ve Asya’da güçlü ilişkileri bulunan küresel bir makinedir. Henrique Calisto’nun yardımıyla kurulmuş Jorge Mendes ile Vietnam yetkilileri arasındaki ilişkileri tespit edebildim. Küresel bir makine olarak odak noktası iş yapmak, futbol üzerinden işler kapatmaktır.
Spor sosyoloğu olarak benim yorumum şudur: Futbol bugün 21. yüzyılın küresel ekonomisinin merkezi sütunlarından biridir; bu ekonomi her şeyden önce bir eğlence ekonomisidir. Futbolu kontrol eden, “soft power”ın [başkalarını güç veya zorlama kullanmadan ikna etme becerisi] en derin aracını kontrol eder.
Publico: Avrupa ve dünya futbolunun en üst kurumları, futboldaki bu yeni ekonomi aktörlerine sanki göz yumuyor gibi görünüyor; oysa aynı zamanda Third Party Ownership (TPO) / Third Party Investment (TPI) ile mücadele ettiklerini ve menajerlere yönelik denetimi artırdıklarını söylüyorlar…
Pippo Russo: Bence küresel futboldaki paralel ekonomi lobisi FIFA ve UEFA içinde çok güçlü. Resmî olarak TPO/TPI’ye ve yatırım fonlarına karşılar, ama gerçekte çelişkili sinyaller veriyorlar. Paralel ekonomiyi futboldan çıkarmak için sadece TPO ve TPI’yi yasaklamak yetmez.
Çünkü bu arada FON lobisinin paralel ekonomisi kulüpleri ele geçirdi ve aynı işleri sürdürmek için onları kullanıyor. Ve Sevilla gibi bir kulübün TPO/TPI kurallarını ihlal ettiği için yalnızca 60 bin avro ceza alması, her şeyin bir komediden ibaret olduğunu gösteriyor.
Bir yabancı analistin bakış açısından, Portekiz futbol dünyası her şeyin mümkün olduğu ve her şeyin affedilebildiği bir alan gibi görünüyor. Bana göre futbol gücünün aynı zamanda bir siyasi güç biçimi olduğu ülke sayısı çok fazla değil.
Publico: Kitap boyunca Portekiz futbolunun gerçekliğini çok yakından izlediğiniz anlaşılıyor. Yöneticiler, spor menajerleri ve iş dünyası arasında birçok yakın ilişki ve çıkar çatışmasına işaret ediyorsunuz; “Portekiz’de her şey hiçbir şey olmamış gibi yaşanıyor” diyorsunuz. Bu, modern futbolun bir tür vahşi batısı mı?
Pippo Russo: Bir yabancı analistin bakış açısından, Portekiz futbol dünyası her şeyin mümkün olduğu ve her şeyin affedilebildiği bir alan gibi görünüyor. Bana göre futbol gücünün bir siyasi güç biçimi olduğu ülke sayısı çok fazla değil.
Publico: Adalet sistemi de kitapta değindiğiniz çok sayıdaki tuhaf olay ve hukuka aykırılık emaresi karşısında pasif mi kaldı?
Pippo Russo:Benim fark ettiğim şey, Portekiz adaletinin harekete geçme zamanlamalarının çok tuhaf olduğudur. Bazen hızlı, bazen çok yavaş. Genel olarak, Portekiz futbol ekonomisinin soruşturulmayı hak eden bir kara kutu olduğunu düşünüyorum.
Publico: Bu tablo, özellikle İtalya gibi başka ülkelerde yaşananlardan çok farklı mı?
Pippo Russo:İtalya’da Calciopoli yaşandı; sonuçları çok sarsıcı olan büyük bir skandaldı. Juventus küme düşürüldü ve iki şampiyonluğu geri alındı. İskoçya’da ise iki büyüklerden biri olan Glasgow Rangers, vergi borçları nedeniyle Üçüncü Lig’e kadar düşmek zorunda kaldı.
Ama İngiltere’de West Ham’in, Tevez-Mascherano tartışması nedeniyle puan kaybetmediğini de söyleyebiliriz; oysa bu puan kaybı küme düşmeleri anlamına gelebilirdi, ama bunun yerine kulübe para cezası verildi. Burada kulübe puan silme cezası verilmemesinin nedeni, bu arada kulübün sahibinin değişmiş olmasıydı; yeni sahipleri önceki yönetimin hataları için cezalandırmanın aşırı olacağı düşünüldü.
Bu bana göre, kuralların ve sporun korunması ile finansal yatırımın korunması arasında bir tercih yapılması gerektiği ve Premier League’in yatırımı seçtiği anlamına geliyor. Bütün bunları şunu söylemek için anlatıyorum: Bu meseleler ülkeden ülkeye siyasi değerlendirmelere tabi tutuluyor. Ve Portekiz’de siyasi tavır, futbol dünyasını asla sert biçimde hedef almamaktır.
Publico: :Jorge Mendes’i Portekiz futbolunun gerçek “patronu” olarak tanımlıyorsunuz (hatta ona “Portekiz’in ikinci Kralı” bile diyorsunuz); özellikle küçük ve orta ölçekli kulüpleri, oyuncu ve teknik direktör dolaşımı için bir döner platform gibi denetlediğini belirtiyorsunuz. Bu ilişkiler ve ittifaklar sportif dürüstlüğü değiştiriyor mu?
Bazı küçük kulüplerin, kendi güçleriyle asla ulaşamayacakları bir düzeye gelmelerinde yardım aldığından eminim.
Publico: :Mendes’le yakın ilişkileri olan bazı kulüpler bu “ittifaktan” sportif ve ekonomik olarak fayda sağladı. Bu küçük ve orta ölçekli kulüplerin bugün, geçmişte yalnızca üç büyüklerin yapabileceği değerlerde işlemler gerçekleştirebildiği doğru değil mi?
Pippo Russo:Elbette doğru. Ama bu yalnızca kısa ve orta vadede böyledir. Çünkü bu kulüpler ekonomik bir bağımlılığın içine girer ve bu bağımlılık ilk aşamalarda bazı olumlu sonuçlar doğurabilir.
Ama bağımlılık, bağımlılıktır. Bir kulüp bazı sektörlerini dışarıdan taşerona verdiğinde, özellikle oyuncu transferi sektörünü, temel parçalarının bazıları üzerindeki kontrolünü kaybeder.
Örneğin Paços de Ferreira, Diogo Jota’yı 7 milyon avroya satarsa ama oyuncunun ekonomik haklarının yalnızca %40’ına sahip olduğu için bunun sadece 2,8 milyonunu alırsa, belki tarihindeki en büyük kârı elde etmiş olabilir; fakat benim gördüğüm şey, geri kalan 4,2 milyonu kazanma fırsatını kaybetmiş olduğudur.
Ve bu fırsatı kaybetmiştir, çünkü kalan %60’ı yatırımcılara (Jorge Mendes ve António Teixeira) toplam yalnızca… 66 bin avroya satmıştır! Bütün bunlarda kulüp ve futbol dünyası açısından kazanç tam olarak nerededir?
Publico: Portekiz futbolunun üç büyükleri açısından bakıldığında, Jorge Mendes’le iyi ya da kötü ilişkiler onların sportif başarı veya başarısızlıkları açısından belirleyici mi?
Pippo Russo:Kulübe göre değişir. Son sezon bize Benfica’nın Jorge Mendes’le iyi ilişkisi sayesinde kazanmaya devam ettiğini, FC Porto’nun ise Jorge Mendes’le kurduğu yeni ilişki dalgasından fayda görmediğini gösterdi. Sporting ise belki de süper menajerler ve yatırım fonlarıyla ilişkilerini kesme tercihinin bedelini ödedi.
Publico: Jorge Mendes’in etkisi olmadan Portekiz futboluna ne olurdu?
Pippo Russo:Başlıca sonuç, genel olarak fazlasıyla abartılmış olan Portekiz futbolunun ekonomik ve mali boyutunun dramatik biçimde küçülmesi olurdu; özellikle de birçok oyuncusunun saçma derecede yüksek fiyatları açısından.
Portekiz futbolu bugün, 2008’de ABD’de yüksek riskli konut kredilerinin verilmesiyle tetiklenen ‘subprime’ krizine benzer bir finansal balondur. Ve bu, büyük ölçüde yine Jorge Mendes’in yarattığı futbolcu tedarik piyasası değerinin öteki yüzüdür.
Publico: Portekiz medya organlarını da eleştiriyorsunuz; onların çoğu zaman Jorge Mendes’in çıkarlarına tutsak ve onunla uyumlu hareket ettiğini, bu iş insanına karşı yumuşak, eleştirel olmayan ve neredeyse her zaman övgü dolu bir tavır benimsediğini düşünüyorsunuz. Onun hâkimiyeti tam ve her alana yayılmış durumda mı?
Pippo Russo:Bu başka türden bir balondur: bir anlatı balonu. Jorge Mendes aynı zamanda bir propaganda olgusudur ve kamusal imajına çok dikkat eder. Medyayla ilişkilerini özenle kurdu. Sadece Portekiz’de değil. Ama elbette Portekiz’de o bir “milli şampiyon”, ulusal gurur için bir araç gibidir.
Yine de, Portekiz medyasının yaydığı bu çok olumlu Jorge Mendes imajının, kamuoyundaki yaygın kanaatin üstünü örttüğünü düşünmüyorum. Sosyal medya kullanıcılarının tavrına bakıyorum ve Portekiz’de Jorge Mendes’e dair çok farklı bir temsil görüyorum. Örneğin “üç büyüklerin” taraftarları arasında olumlu ve ortak biçimde paylaşılan bir imaj değil bu. Bana göre resmî medyanın, kamuoyuyla daha uyumlu olmak istiyorsa, Jorge Mendes’in kamusal temsiline dair “çipi değiştirmesi” gerekiyor.
Benim fark ettiğim şey, Portekiz adaletinin harekete geçme zamanlamalarının çok tuhaf olduğudur. Bazen hızlı, bazen çok yavaş. Genel olarak, Portekiz futbol ekonomisinin soruşturulmayı hak eden bir kara kutu olduğunu düşünüyorum.
Publico: Portekiz’in dünya futbolunun bu “paralel ekonomisi” içindeki rolü nedir?
Pippo Russo:Futbolda da Portekiz bir sınır bölgesidir. Tarihsel olarak temel görevi, Orey Group ve Banco Espírito Santo aracılığıyla futbol finansmanının büyük aktörlerine açılan ülke olmak olmuştur.
Publico: Spor Tahkim Mahkemesi’nin (TAD), Sporting ile yaşadığı hukuki uyuşmazlıkta Doyen Sports Investments lehine karar vermesi sizi şaşırttı mı?
Pippo Russo:Üzüldüm ama şaşırmadım. TAD yalnızca sözleşme hükümlerini yargılar ve bu nedenle benzer başka davalarda da aynı şekilde hareket etti.
Publico: Kulüpleri ve SAD’leri kontrol etmeye başlayan, onları üyelerin elinden alan yeni yatırımcıların futbol dünyasına girişi bu sporun yüzünü kalıcı olarak mı değiştirecek, yoksa bunun geçici bir olgu olduğuna mı inanıyorsunuz?
Pippo Russo:Bunun genel bir dönüşüm olgusundan ibaret olmasından korkuyorum. SAD, artık dernek biçiminde ayakta kalamayacak kulüpleri “kurtarmanın” yolu hâline geldi. Böylece futboldaki demokratik ve katılımcı boyutu kaybediyoruz; bu boyut Portekiz’de ve İspanya’da çok gelişmişti (İtalya’da değil).
Publico: Futbol, patlamaya hazır bir finansal balonu şişiren bir finansal kuluçka merkezine mi dönüştü? Bunun oyunun geleceği üzerinde ne gibi etkileri olacak?
Pippo Russo:Evet ve bence futbolu yeniden öncelikle sportif bir olgu hâline getirebilmenin tek yolu da bu olacak. Daha insani bir boyut. Bu bir felaket olacak, ama taraftarlar için değil, bundan eminim. Futbolun başka unsurları etkilenecek, ama belki de futbolda halk tutkusunun yeni bir dalgası için bir fırsat doğabilir.
Publico: Jorge Mendes gibi süper menajerler ve yatırımcıların faaliyetleri, oyunun bütünlüğünü tehlikeye atıyor mu?
Pippo Russo: Kesinlikle evet. Bu riskli bir durum ve futbol otoriteleri bu olguyu kontrol etmek için yapmaları gerekeni yapmıyor.
Publico: Bugün bir oyuncuya, geçen yüzyıldakinden daha çok bir meta gibi mi davranılıyor?
Pippo Russo: Bugün bir futbolcu finansal bir varlıktır. Paylaştırılabilir ve “menkul kıymetleştirilebilir”. Ve bu gerçekten de insan onuru açısından adaletsiz bir durumdur.
Publico / Paulo Curado
Sokrates Kafede, Pippo Russo ile röportajı
Pippo Russo Kimdir ?
Pippo Russo İtalyan bir sosyolog, gazeteci ve yazardır. Özellikle futbol dünyasının karanlık tarafları, menajerlik ağları ve futbol ekonomisi üzerine yaptığı derinlemesine araştırmalarla tanınır.
Floransa Üniversitesi’nde spor sosyolojisi üzerine dersler vermektedir. Akademik kimliğinin yanı sıra, futbolun sadece bir oyun değil, devasa bir ekonomik ve siyasi araç olduğunu savunan bir araştırmacıdır.

Pippo Russo denilince akla gelen ilk şey, ünlü menajer Jorge Mendes ve onun kurduğu devasa transfer ağını deşifre eden çalışmalarıdır.
L’orgia del potere (Güç Orjisi) gibi kitaplarında, Mendes’in kulüpler (özellikle Portekiz kulüpleri) üzerindeki etkisini ve mülkiyet hakları (TPO – Third Party Ownership) üzerinden dönen sistemleri detaylandırır.
Calciomercato.com gibi platformlarda düzenli yazılar yazar.
Modern futbolun endüstrileşmesine, genç oyuncuların birer “emtia” gibi alınıp satılmasına ve futbol dünyasındaki şeffaflık eksikliğine karşı oldukça sert eleştirileriyle bilinir.
Russo, sadece İtalya veya Portekiz futboluyla sınırlı kalmaz; Türkiye’deki menajerlik ilişkileri, kulüp yönetimleri ve transfer süreçleri hakkında da makaleler kaleme almıştır. Özellikle Türk kulüplerinin yabancı menajerlerle olan “derin” bağlarını sık sık mercek altına alır.
Kısacası Pippo Russo; futbolun saha içinden ziyade, arka plandaki kirli pazarlıkları, mülkiyet karmaşalarını ve modern futbolun etik sorunlarını en iyi analiz eden figürlerden biridir.






