Futbol

597 milyon avroluk yalan

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın bu haftaki "597 milyon avroluk yalan" başlıklı yazısı;

“Kapitalist üretim tarzının egemen olduğu toplumun zenginliği, ‘muazzam bir meta birikimi’ olarak görünür, bunun birikimi tek bir meta olarak görünmektedir”

Futbolda ekonomik üretime dayalı olmadan maddi zenginliğin yaratılması, toplumdaki tüm beklentilerin şekillendiği başlangıç ​​noktasıdır. Ekonomik faktörler ile futbolun gelişiminin tüm boyutları arasındaki ilişkiye baktığımızda, yaratılan sermaye birikimi ile yaratılan oyunun toplumsal fayda dönüşümleri arasında bir bağ kurmak mümkün değildir. Bu servet transferleriyle kurulan ilişkiler, toplumun ekonomik ve sosyal dezenformasyonunu oluşturmaktadır.

Futbol pratikte, metalaştırılmasıyla değer yaratma becerisini fiilen kaybetmiştir.

Futbol, sosyopolitik ve sosyoekonomik toplumsal düzende, paylaşımın maddi güçlerinde sürekli bir dönüşüm yaşatır.

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan maçın içeriği; araçsallaştırılan futbolun nasılda manipülasyona açık konumda hiyerarşik bir kontrol mekanizması içinde oynandığının önemli bir analiz alanı oldu.

Maçın taktiksel anlamda bir izahı mümkün değildir. Her iki hocanın da yaptıkları planlarının uygulanması konusundaki tüm açıklamaların karşılığı yoktur.

Maç tamamen yukardan aşağıya doğru korku ve kaygıların giderilmesine yönelik, saha içi ve saha dışı etmenlerin kontrolünde ‘ağzımızın tadı kaçmasın’ beklentisiyle el freni çekik olarak oynatıldı.

∗∗∗

Derin analize girmeden, sadece birkaç farklılıktan bahsetmek bile olayın izahını ortaya koymaya yeter.

Sanchez’in sağ bek oynatılması ile Osimhen’in son üç dakika Icardi’nin şerrinden korkusuyla oyuna alınması, ne teknik direktörlük mesleği ile ne de taktiksel içerik ile anlaşılması kolay olmayan öznel hareketlerdir.

Fenerbahçe’nin, Kazım’ın zorunlu oyununa karşı, Nene gibi bir çaylakla cevap vermesi; çaylağa karşı çaylak eşitliği üzerinden, futbol adına değil de, sanki oyun rekabetini bertaraf eden ahlaki bir acemilik olarak göründü.

İsmail’in 6 numara oyunu reddedip illa 8 veya 10 oynama isteği kendi haddini zorlayarak-golde olduğu gibi-artık takıma zarar verecek duruma geldi. Oosterwolde ile Brown arası takımların kullanım alanı olarak deşifre edilen bir hat oldu. El Nesri ile oynan tüm maçların kazanım oranının düşük olması, bu birkaç ayrıntı bile oyun ile oyuncu arasındaki kalite farkı ve rekabet uyuşmazlığını net olarak belirlemektedir.

Bunların hepsi birer ayrıntı olarak maça etki etti.

Ama Hakem kadar değil…

Fiziksel kapasite eksikliği ile diyalog sıkıntısı çok netti.

Tüm maç boyuncu, kararlardaki faz farkı-sanırım VAR’ın müdahalesine açık tutum içinde maçı yukarıya havale etme zorunluluğundan kaynaklıydı.

Galatasaray’ın bonservis değeri 305,20 milyon avro. Fenerbahçe’nin bonservis değer toplamı 291,80 milyon avro.

Oynan oyundaki değer 597 milyon avro.

İtibar; bu bonservis toplamlarında mı, yoksa oynanan oyunda mı olmalı?

Fenerbahçe’nin 46,15 milyon avro değerinde olan Ferencvaroş ile berabere kalması ve Galatasaray’ın 90,60 milyon avro değerindeki Union Gilloise’ye yenilmesi bazı gerçeklerle yüzleşmeyi sağlıyor.

Ortada kocaman bir yalan var…

Ve yalanı korumaya hedeflenmiş yorumlar…

Kocaman-kocaman paralar verilerek konuşma zorunluluğu altına girip, ama 150 kelime ile durumu anlatmaya çalışan kişilerin-dönüp dolaşıp Skriniar’ın Sara’nın ayağına basması kırmızı karttı demeye gelmeleri içler acısı bir sondur.

Transferlerde, uçağın iniş saatini kulüpten öğrenip bunu pazarlamak artık gerçek gazetecilik ve yorumculuk oldu. Asgari ücret ile sömürülen taraftar da bunu bekliyor. Çünkü, hayattaki kaybedilen duygusal varlığın mücadele alanı olarak futbolun pazarlanması-popülist kültürün sattığı bir metadır. Popülist kültürün yarattığı ürünler, irade dışında alınan ve peşine takılan metalar olduğu için, futbol bunun için biçilmiş kaftandır. Bu bonservis bedelleri bu yüzden verilmektedir. Yoksa kimsenin futbolun başarısından beklentisi yok.

Popüler kültür, üretildiği toplumsal yapı içinde paylaşılan inanç, uygulama ve nesnelerdir ki bunlar sayesinde kitleleri tahakküm altına alır. İşte bu tahakkümü pazarlayan yorumcular sırf bu yüzden böyle kocaman-kocaman paralar alıyorlar.

Çünkü, popüler kültür, başta televizyon olmak üzere kitle iletişim araçları vasıtasıyla üretilir.

Hedef, saha içindeki ve saha dışındaki izleyicilerin boş zamanının pazarlanıp kar edecek bir metaya dönüştürülmesidir.

Yani, izleyiciler araçsallaştırılarak, emeğiyle kazandıkları çekilip alınarak ve böylece sermaye içine dahil edilerek kazanca dönüştürülmüş olunacaktır.

Futbol, artık sermaye ve siyasetin kazan-kazan oyunu haline geldi.

Tabii bunun da pazarlanması lazım.

Müslüm Gülhan – NatinoalTurk

Yunanistan Golden

NationalTurk

NationalTurk gazetesi, yazarları ve yorumcuları en doğru ve tarafsız olarak gündeme dair en önemli haberleri size ulaştırır. NationalTurk | Objektif | Bağımsız | Farklı

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu