Futbol

Müslüm Gülhan : “Yeni bir Beşiktaş yaratıldı”

NationalTurk yorumcusu ve BirGün Gazetesi yazarı Müslüm Gülhan, BirGün gazetesindeki köşesinde Beşiktaş'ın son 20 yılında yaşadıklarını kaleme aldı.

NationalTurk yorumcusu ve BirGün Gazetesi yazarı Müslüm Gülhan, BirGün gazetesindeki köşesinde bu Beşiktaş’ın son 22 yılında yaşadığı değişimi kaleme aldı.

Müslüm Gülhan yazdı: Beşiktaş’ın ‘Yetmez ama evet’çileri”

“Yetmez ama evet” sloganı etrafında örgütlenen gruplar, 2010 referandumunda ‘evet’ diyerek askeri ‘vesayet’ olarak tanımlanan otoriterlik sorununun ortadan kalkmasına sebep olacağı zannediyorlardı.

Halbuki bu gruplar, demokrasi kazanımı kisvesi altında cumhuriyetin değerler bütününü yok ederek, yeni ve daha ağır bir vesayet ile günümüz koşullarının oluşmasına neden oldular.

Gelinen noktada, Türkiye, ekonomik koşulların ağırlığının bulunduğu bir toplumsal travmanın içindedir. Yaşadığımız koşulları psikolojik, sosyolojik, ekonomik açıdan bilimsel olarak analiz edilerek ancak çözüm yolları bulunabilinir.

Değerler bütünü tarihsel içeriğe sahip sosyal bir olgudur. Bugün Türkiye değerlendirmesi yaparken, içinde bulunduğu koşulları, kaybedilenler ile otoriterleşen yapıyla beraber değerlendirmek durumundayız. Zira, çözüm için çalışması gereken doğru mekanizmalar yok olmuş durumda.

Mevcut durum, devletin yönetme aygıtlarını zayıflatıyor hatta yok ediyor. Kalkınma için gerekli ortak toplumsal hedefler ve irade oluşmuyor. Çünkü kazanılmış tarihsel içeriğe sahip tüm değerler yok edilmiş durumda.

Değerler üzerinden yapılan tartışmalar yok edilip, tartışma kültürü yerine kavga kültürünün oluşması sayesinde, kutuplaşmalar yaratılarak kaos ortamından beslenilmektedir. Diğer yandan, yönetimdeki azınlık gruplar cumhuriyet kültürün işlememesini sağlayarak, kendi değer yargılarına bağımlı olunmasını istiyor.

Müslüm Gülhan : “Yeni bir Beşiktaş yaratıldı”

Tüm bunların yarattığı travma etkisi ile, konuları demokratik bir ortamda tartışabilmek ve ortak akıl üretmek artık mümkün değildir.

BJK ’de de 20 yıl önce “Yetmez ama evet “çiler ortaya çıkarak seçimi kazandı ve iktidara geldiler.

Onların da tek istedikleri ‘vesayet’ rejimini (!) yıkarak, kuracakları ittifaklarla yeni bir Beşiktaş yaratmaktı! Ama ne Beşiktaş?..

‘Vesayet’ ise, Şeref Bey’den gelen, Hakkı Baba’dan Süleyman Seba’ya geçen tarihsel derinliğe sahip değerler bütünüydü.

Bu bütünlüğün temelini kurumun çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak oluşturmaktaydı. Evet bu bir vesayetti… Tıpkı Barselona, Bayern Münih, Real Madrid, M United’da olduğu gibi. Bu ‘vesayet’ sayesinde BJK tarihsel kimliğini koruyarak, kendi geleneksel kurgusu içinde kalarak gelişip, rekabet ortamına adapte olarak varlığını koruyup geliştirecekti. 1903 yılından 2000 yılına kadar bu kimliğini korumayı başarmıştı.

Kendi formasını taşıyan ve tüm kültürel kodlarına sahip kişilerden Şeref Bey’den, Hakkı Baba’dan ve Süleyman Seba’dan başkan seçiyordu. Tıpkı İnter’deki Zanetti, Milan’daki Maldini, Benfica’daki Rui Costa, Bayern’deki Rummenigge gibi…

Kendi altyapısından yetiştirdiği oyuncular sayesinde hem takıma hem de Türkiye futboluna değerler yaratıyordu. Fuat, Fikret, Ziya ve Süleyman ile başlayıp, Metin, Ali, Feyyaz, Rıza, Gökhan ile süren Nihat ve Yasin ile devam edip maalesef Rıdvan, Emirhan, Serdar ve Ersin ile bitirildiği gibi.

Müslüm Gülhan: “Vesayetin yıkılması için kurumsal kimliğin yok edilmesi gerekirdi.”

Vesayetin yıkılması denilen asıl konu bu kurumsal kimliğin yok edilmesiydi. Tek amaç, bir ticaret hacmi yaratılarak, kulüp gelirlerinin hatta gelecek olan gelirlerin daha gelmeden piyasada kullanılmasını sağlamaktı. Bunu için kurumsal kimliğin ayak bağı olması nedeniyle ortadan kaldırılması gerekirdi. İşte bu yüzden “Yetmez ama evet” çiler ortaya çıkarak, tezgahladıkları “Ahmet Dursun Seba gitsin” sloganı üzerinden örgütlenerek kurumsal yapıyı yok ettiler.

Tribünleri ele geçirip, kurulacak ‘rant’ pazarından nemalanmalarını sağlayacak sözler üzerine algı manipülasyonu oluşturarak ortamı hazırladılar. Genel kurulda ise, 20-30 yıllık Süleyman Seba’nın dostu olarak görünenler ne yazık ki hep yanındaymış gibi görünmelerine rağmen, gizli ittifaklar kurarak kulübü ranta açılmasına neden oldular.

Kimi Divan Kurulu başkanlığı için, kimi Yönetim Kurulu üyeliği için, kimi Fulya inşaatı için, kimi storlar için, kimi dernekler için, kimi AŞ için, kimi turizm için…

Hepsi kendi hikayeleri için gizli ittifaklar kurdular. Önlerindeki tek engel kurumsal yapıyı koruyan muhafazakâr ‘vesayet’ duvarlarıydı.

Yıkılan (!) ‘vesayet’ sonrası gelen özgürlüklerle birlikte, Süleyman Seba’nın kulübe sokmadığı menajerler artık kulübün içinden çıkmaz duruma gelip, ciddi bir futbolcu borsası oluşturdular ki bu süreç hala devam etmekte.

Fulya Projesindeki Hakem heyeti 

Süleyman Seba tarafından BJK’nin geleceğini kurtaracak proje olarak adlandırılan Fulya projesi, en son oluşan hakem heyetindeki BJK temsilcisinin müteahhitti haklı bulması ve hakem heyet başkanının BJK’yi haklı bulmasındaki trajik-komik durum sonunda, Beşiktaş’ın kaybettiği çok net olan bir anlaşma ile başlayıp bitirildi.

Ahmet Nur Çebi’den büyük iddia Fulya Davası’nın da ki tahkimin sorumlusu “Oğuz Çarmıklı ve Fikret Orman’dır”

Müslüm Gülhan: Koca Fulya projesi heba edilmiş durumdadır.

Koca Fulya Projesi heba edilmiş durumdadır. Neredeyse BJK’yi borçlu çıkartacaklar. Ki, Şan Ökten tesisleri müteahhit tarafından yapma sorumluluğunda olmasına rağmen kimse kılını kıpırdatmamaktadır.

Son 20 yıldır, yönetimlerin babadan oğula geçer gibi hep aynı grubun ve o grubun sahip olduğu aynı zihniyete devredilmesi ile, yönetim mekanizması hiçbir şekilde tekrar eski Beşiktaş geleneklerini kuracak gruplara teslim edilmedi. Edilmemesi içinse ne gerekiyorsa fazlasıyla yapıldı. Ve süreç büyük bir ekonomik travmaya rağmen devam etmektedir.

Tüm değerler bütünlüğünün kaybedilmesi neticesinde, tek tip bir mekanizmaya dönüşen Beşiktaş yönetimleri, medyadaki “Yetmez ama evet”çiler ile yarattıkları skorboard manipülasyonunu başarıyla pazarlayarak, kulübün batma sürecinde olduğunu hep saklamayı başarıp, olmayan para ile borçlanarak, açığa oynayarak ticaret hacminden asla taviz vermediler.

Süleyman Seba ve Gordon Milne örneği

Süleyman Seba dönemindeki teknik yönetim anlayışı, Gordon Milne sayesinde kurumlaşarak bir sisteme ve uygulamaya dönüştü. Altyapıdan sıfır maliyetli Metin, Ali, Feyyaz, Rıza ve Gökhan ile birlikte, Maraş’tan Şifo Mehmet, Bergama’dan Zeki, Bolu’dan Şenol gibi kaliteli fakat düşük maliyetli futbolcular bularak ve çok düşük maliyette sisteme uygun yabancı oyuncularla 10 sene büyük başarılar kazanarak hep zirvede kalmayı başarmıştı. Ama bunlar hep ‘vesayet’ rejimi yüzünden olmuştu.

“Gordon Milne hiç 3’lü çektirmedi.”

Gerçi İngiliz Milne, Trabzonlu Şenol Güneş gibi çiçeklerle de karşılanmamıştı. Ama Gordon Milne de 10 sene içinde hiç 3’lü çektirmedi tribünlere.

Neyse ki bu muhafazakâr yapı yıkıldı da transfer borsasına Beşiktaş’ta dahil oldu ve halka açıldı!

Şöyle küçük ayrıntılar var ama işi bozmaz sanırım: Beşiktaş’ın 2022 Yılı Divan Kurulu toplantısında açıklanan borcu 4 milyar 579 milyon 632 bin 94 lira.

Sevgili Tuğrul Akşar’ın son yazısında belirttiği üzere, “Beşiktaş’ın toplam gelirleri ile toplam borçlarını karşılaştırdığımızda; toplam borçları, gelirlerinin 4.9 katına ulaşmış durumda.” Halbuki son ‘vesayet’ rejiminin lideri Süleyman Seba artı bakiye ile kulübü teslim etmişti…

Tuğrul Akşar’ın açıklamalarına göre, “Dört kulübün geçmiş yıllardan gelen birikimli zararları, toplam gelirlerinin 1.7 katına yükselmiş vaziyette. Kulüpler her 100 TL’lik gelire karşın 170 TL’lik bir zararı bünyelerinde taşımak, bu zararı finanse etmek zorunda. Toplam geliriyle kıyaslandığında en yüksek zarara sahip kulüp yüzde 231’lik oranla Beşiktaş. Siyah-Beyazlılar gelirinin 2.3 katı bir zararı mali yapısında taşıyor”.

Yani kısaca diyor ki, “Gelirin üzerinde bir borçla faaliyetlerini devam ettirmeye çalışan kulüp yapısı, sürdürülebilir bir mali organizasyonun oluşmasına ne yazık ki izin vermiyor. Mevcut gelir, gider ve borçlanma yapısı içerisinde bu kulüplerin borçlarını sıfırlayabilme olanakları bulunmuyor.”

Her kurum küçük bir Türkiye’dir.

Müslüm Gülhan

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: