Futbol

Kaybedilen kültür ‘sokak futbolu’

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın bu haftaki "Kaybedilen kültür ‘sokak futbolu’" başlıklı yazısı;

Sokak futbolu adına verebileceği hiçbir şeyi olamayan feodal bir zihniyetin rant uğruna bir kültürü yok etmesi ülke sporu adına travmadır.

Yaşadığımız dönem ile beraber, kendimizi alt ya da üst jenerasyonlarla bir kıyaslama içine girdiğimizde, eşit yaşam kesitleri üzerindeki değerlendirmelerde ‘şanslı’ veya ‘şansız’ olarak kendi dönemimizi ölçeriz.

Bu kıyaslamadaki değerler bütünü de tüm toplumu ve o toplum içinde yaşayan bireyleri kişisel olarak kıyaslamaya tabii tutar. Yani, aslında kendimizi toplumsal bir değerlendirmeye tabi tutarız. Bu değerlendirmenin içinde sadece kişisel bir kıyaslamanın önemi olmaz. Eğer sosyal varlıksak, yaşadığımız toplumun içindeki rolümüzü ve etkileşimler neticesinde oluşan değişkenlikleri değerlendirmeden bir yol almamızın anlamı olmaz.

1960 yılların Beyoğlu’nda, İstiklal caddesine papyon ya da kravat ile çok şık çıkan erkekler ile, çok güzel kıyafetler ve makyajlı çıkan kadınların olduğu dönemlerde yaşamak, benim gibi çoğu insanın içinde ukde olarak kalmıştır.

Neden mi ukde?..

Bireysel olarak ortaya koymaya çalıştığım tepkinin özünde, bir toplumsal yaşam kalitesi ve nezaket kurgusu içindeki yaşam paylaşımı var ve aynı zamanda kıyastan dolayı bir üzüntü var. Belki de kaybettiklerimizdir…

Yeni kurulmuş bir devletin ve onun vatandaşlarının dünyayı algılamaya çalışıldığı o dönemdeki çabalar, dünyaya uyum sağlamak için ortaya koyulan irade ile, kültürel olarak yaşamın içinde kodlar oluşturmaya başlamıştı. Her alandaki entegrasyonu ve rekabeti sağlamak adına, devlet eliyle de sistematik insan gelişim çabaları eğitim, bilim, sanat ve spor alanlarında uygulamalarla başlaması, aynı zamanda toplumsal mutabakatın sağlanması anlamına gelmekteydi.

Bu bütünlük nedeninden dolayı, bugün ki koşullarda yaşayan insanlar, Türkiye’nin o döneme ait refah ve özgürlük kurgusu içindeki yaşam koşullarını ve toplumsal değerleri aramaktadır.

İşte bu yüzdendir ki kendimi bunların dışında ‘şanslı’ olarak hissettiğim kendi dönemimdeki sokak ve sokak futbolu oynayarak yetişmem çok önemliydi. Toplumsal bir kültür değeri olan sokak futbolu ve sokaktaki tüm oyunları, çocuk olma duygusunun karşılığını oyun formatı içinde sokak bize vermekteydi.

Seksekten ip atlamaya, kukadan dokuz taşa, misketten çiviye, saklambaçtan birdirbire kadar tüm oyunların formatı sokaktaydı. Sokak bir mahallenin kamusal alanıydı. Herkesin her koşulda kullanabileceği ve özellikle çocukların sağlıklı gelişimi için her oyunu oynamaya muktedir olduğu alandı.

Tüm çocukların motorik özelliklerinin gelişimi için, tüm oyunların ayrı format içinde, insan vücudunun ayrı kısımlarına hitap ettiğinden, muntazam bir gelişim sağlanmaktaydı. Bu bir doğal seleksiyondu. Buna bir eğitim müfredatı olarak de bakmak lazımdı.

On yıllarca süren bu kültürel değer, çocukların gelişimi için bir sistem ve yöntem haline geldiğinden ve toplumun tümü tarafından benimsendiği için bir ‘ekol’ halini almıştı. Sokak futbolu da futbolumuzun ekolü haline gelmişti.

O yıllardaki yetişen tüm futbolcuların, genç takımdan A takım seviyesine gelip oynamaya başlayana kadar, sokakta geçirdiği süre ve orada oynadığı oyun ile daha sonrası mahalle takımlarında oynadığı futbol, o dönem için futbolcu olmanın birer evresiydi. Ve artık bir yöntem halini almıştı.

Bu değerlendirme ışığında, bugün neleri kaybettiğimizi de anlamaya çalışmak, aslında en önemli konu olması gerekmektedir.

Brezilya’nın yüz yıldır arsalarda ve plajlarda oynadığı futbolun, kendi futbolu adına ‘ekol’ yaratması ve çok değer verilerek onun korunması hala Dünya Kupasını almalarına temel neden olmaktadır.

Avrupa Futbolunun sokak futbolu ile başlayan süreci, çocukların 8-9 yaşlarında bir takıma geçerek, futbolu kendi sosyal ve kültürel değerleri üzerinden bir ‘ekol’ yaratılarak disipline edilmesi; Avrupa’nın Dünya Futbolu üzerinde belirleyici lider konumda olmasına neden olmuştur.

Bizim ise, var olan sistemimizin, ‘ekol’ haline getirilip sonra yok edilmesinin toplumsal ve sportif başarıya verdiği zararı telafi etmenin mümkün olmadığından, bugünkü rekabet koşullarındaki yetersizliklerimizde çok daha rahat görmekteyiz.

İşte bu konu ne zaman gündeme gelse, ya da bir sohbet esnasında bu konu üzerinden alıntılar yapılsa, bu sürecin işleyişini veya kendimizdeki değişimle beraber bir futbolcunun gelişimi için geçirdiği evreleri anlatarak, sokaktan mahalle takımına geçişin önemini ve o döneme ait özel insanların katkılarını anlatmaktan geri kalmayız.

Her mahallede başkanlık yapma cesaretin sahip, kulübü kendi evi gibi görüp ve bir evin reisi sorumluluğunda davranarak tüm oyuncuları evladı gibi gören ‘Recep amca’ vardı. Her mahallede tüm mahalleyi bir araya getirip, forma yaptırıp, top alıp mahalle takımı kurarak onlara abilik yapacak ‘Veysel abi’ vardı. Her mahallede gençleri bir araya getirip onları maça hazırlayıp, maça götürüp başlarında durup, her dertleri ile uğraşacak ‘Cemil abi’ vardı. ‘Gazozuna maç’ vardı, ‘atan alır’ vardı, ‘3 korner 1 penaltı’ vardı, ‘5’te devre 10’da biter’ vardı… ve bu kişiler ile kurgunun birleşmesi neticesinde ortaya sportif mutabakat çıkardı. Herkesin kabul ettiği bu mutabakatın yöntem olarak benimsenmesi, futbolcu kaynağının yetiştirme prensibi halini almasına neden olmuştu. Tarifi imkânsız bir olanaktı.

Hayatlarını garanti altına almak için sadece özel mülkiyet üzerine gelecek tasarlayan ve oluşacak ‘rant’ sayesinde üretimden elini ayağını çekerek yaşamak isteyenler, çocuklarımızın gelişimini ve futboldaki geleceğini arayacağı sokakları ve arsaları çavuş olarak inşaatlardan gelen birine teslim ederek bu modeli pazarladılar. Bu kolay ve asalak yaşam ile beraber hem sosyal anlamda hem de sportif anlamda gelecek için büyük yıkımı da beraberinde pazarladılar.

Spor adına ve sokak futbolu adına verebileceği hiçbir şeyin olamayan feodal bir zihniyetin, var olan ve futbol için olmaz ise olmaz olan bir kültürün devamlılığını ‘rant’ uğruna yok etmesi bir travmadır. Bunu yapmanın bedelini bu kör zihniyet sahibi çavuşluktan dönme müteahhitler ödese bu travma bir yere kadar çekilebilirdi. Ama acı olan; yüz yıllık kültürü yok ederek, geleceği de imha etmeleridir.

Dünya ile rekabet edeceğimiz en büyük silahımızı ki diğer ülkelerde aynı silaha sahipken ve hala aynı kurguyu ve kültürü koruyarak ve üstüne koyarak devam etmelerine rağmen, biz bu küresel kurgu içinde saf dışı bırakılmaya razı olduk.

Ve bugün sonuç ortada…

Müslüm Gülhan / NationalTurk

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: