Araç çubuğuna atla
Spor

Oyundan Ticarete Finansal Futbol

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın bu haftaki "Oyundan Ticarete Finansal Futbol" başlıklı yazısı;

Değişimin kendisindeki kaçınılmaz olan sürekliliği futbolu da etkileyerek farklı bir boyuta taşıdı. Gelinen yer tabii ki bir sonuç değil, değişimin devamındaki bir aşama.

Sevgili Tuğrul Akşar’ın, çok emek verdiği yeni kitabı” Finansal Futbol” üzerinden bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.

Futboldaki kurumsal gelişimini 1904 FİFA’nın kurulmasıyla ve 1954 UEFA’nın kurulmasına kadar geçen dönem, futbolun endüstriyel dönem öncesi hazırlık dönemi olarak adlandırabiliriz ki amatör bir kurgudan söz edebiliriz.

1954 ile 1990 arası dönem, sermaye oluşumu tamamlanıp endüstrileşmeyle oyun olarak ve nitelik olarak değişme uğradığı dönemdir.

1990 ile günümüze kadar gelen futbol ise, ‘finansal futbol’ dönemi olarak tanımlana bilinir. Bu dönemde futbol kulüpleri artık iktisadi, mali ve sportif olarak bir bütünlük halinde kurumsallaşıp rekabet gücünü geliştirmektedir.

Fakat burada bir şeylerin değişip yeniden tanımlanmasıyla beraber, futbolun içindeki insan faktörünün görev tanımları ve donanımları kaçınılmaz olarak değişmeye mecbur kıldı.

Bizim için en can alıcı nokta burası.

Çünkü ısrarla bu görev tanımlarını ve donanımlarını bilerek isteyerek ıskalayıp eski usul çalışmaya zorluyoruz kendimizi. Bunun altındaki neden feodal ve muhafazakâr bir etki olmakla beraber, esas neden ranta dayalı futbol politikasının etkisidir.

Futbolun endüstriyel yapıdan finansal yapıya gelmesi ile ortaya çıkan gerçek; artık rekabet gücünü kulübün finansal yapısını yönetebilecek donanım kadar kullanılacağıdır.

Futbolda para kazanmak önemli bir ayrıntı, ama esas önemlisi bu kazanılan paranın nasıl harcanacağını yöneten başka bir anlayışın kulüple oluşmasıdır. Çünkü, finansal yönetim aşamasına geçemeyen kulüpler maalesef sportif rekabet içinde başarıya ulaşmaları mümkün gözükmüyor.

Avrupa Finans Futbol Raporuna göre Avrupa futbol pazarının toplam gelirleri 28,4 milyar Euro’ya ulaşmış. Fakat bu gelirlerin 15,6 milyar Euro’sunu Avrupa’nın merkez beş ligi almaktadır (Premier Lig, Seri A, La Liga, Bundesliga, Lig 1), bu da gelirinin %55’ine tekâmül ediyor ve bizim bulunduğumuz diğer 18 lig ise kalan %45’lik dilimi paylaşıyor.

Rakamlar büyüdükçe futbolun ‘oyun’ özelliği ‘ticaret’ olma özelliğine geçerek farklılaşmaya başlaması ile, oyun-ticaret arasındaki geçiş kırılması, ülke ve spor politikaları ile beraber yeni bir yönetim anlayışını ortaya çıkardığı için, hazırlıksız ülkeler kötü yakalandı. Ki hele hele ‘rant’ hastalığı olan bizim gibi ülkeler ise değişimi ticaretten çıkartıp ranta dönüştürmesi ile fişi çekti.

Zaten merkez liglerin lehine olan ve UEFA’nın tetikçiliyle ayrıcalıklı kılınan bu beş lig ile, diğer çevre ligler arasındaki rekabet olanağı ortadan kalkıp, haksız rekabet ortamı oluşunca, çevre liglerde gelirlerinin üzerinde giderlerinin ortaya çıkması ile borç ekonomisi bu ligleri esir aldı.

Giderlerini karşılamakta zorlanan kulüpler, yoğun borçlanma sonucunda bilançolarına finansal yük binince kulüp zararları oluşmaya başladı ve artan zararlar kulüp öz kaynaklarını da eritti. Artık rekabet koşulları ortadan kalkınca, dışarıdan katma değer yaratamayan kulüpler çözümü küçülme ile bulduğunu sanıp var olan sürecin dışında kalmak zorunda kaldılar.

Sayılardan gidersek sanırım durumu netleştirebiliriz…

Örneğin; Premier Ligin bonservis değeri toplamda 9,63 milyar Euro. Ortalama takım değeri 481,5 milyon Euro oluyor ve 20 takımda toplam 505 futbolcu oynadığından oyuncu başı ortalama bonservis değeri 19 milyon Euro oluyor.

Süper Ligde ise, toplam bonservis değeri 678 milyon Euro. Ortalama takım değeri 37,7 milyon Euro ve toplam 516 oyuncunun her birinin başına düşün değer 1,3 milyon Euro’dur.

Bir de borçlara bakalım ki her şey netleşsin!

Premier Ligin borç yükü 2,474 milyon Euro’dur. Kulüp başına düşen borç oranı ise 123,7 milyon Euro’dur. Ve oransal anlamda ligin borç oranı gelirlerinin %45’ne tekâmül etmektedir.

Süper Lige baktığımızda, ligin borç yükü 983 milyon Euro’dur. Kulüplerin net borç tutarı ise 54,6 milyon Euro’dur. Yani ligin borç oranı gelirlerinin %131’ne ulaşmıştır.

Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor’un 2018’in 2. dönem birikimli zararların toplamı 3,938 milyon TL’ye ulaşırken öz kaynak açıkları 2,979 milyon TL’ye yükselmiş ve 2018 sonu itibariyle toplam yükümlülükleri toplam gelirlerinin 3,8 katına, birikimli zararları gelirlerinin 2 katına, öz kaynak açıkları da toplam gelirlerinin 1,5 katına ulaşmıştır.

Çıkış yok!

Oyun bitti, paralar kayıp!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı