Araç çubuğuna atla
Spor

Covid-19 günlerinde futbolun aldığı kalıcı zararlar | Kayıp jenerasyonlar: U17-U19

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın bu haftaki "Covid-19 günlerinde futbolun aldığı kalıcı zararlar | Kayıp jenerasyonlar: U17-U19" başlıklı yazısı;

Zaman çabuk geçiyor ve kimsenin bu konuda kaygı taşımaması da çok ilginç. Kulüp başkanlarının, antrenörlerin, sporcuların, ailelerin yani birilerinin kaygılanması gerekir! Neticede ortada muhakkak çözülmesi gereken bir sorun var fakat bunun için telaşlanan kimse yok

Covid-19 virüsünün ülkemize girmesiyle beraber, yaşanan başkalaşım ve dizayn her alanda olduğu gibi spor alanında da kendini fazlasıyla hissettirdi, özellikle futbola ciddi etkisi oldu. Evde kalmayla beraber, vücudun yeni bir yaşam olgusuna karşı gösterdiği tepki ile onu kabul etme süreçleri arasında yaşanan çelişkiler; kendini kaygı ile beraber ‘ne olacak?’ sorusuna mahkûm etti. Tabii bu süreçte kulüplerin ve futbolcuların beklentisi bir an evvel başlama vuruşunun yapılması ve eski düzenin bir şekilde devamının sağlanmasına yönelikti ki hiçbir zaman eski yeniden yaşanmayacağı gibi, yenisinin de ne olacağı belli değil. Çünkü kapitalizmin geldiği nokta tıkanma olduğu için, geçişin ne olacağına dair bir belirti de ortalarda görünmüyor.

Süper Lig ve diğer profesyonel liglerin başlamasıyla beraber futbolun ivme kazanması, en azından finansal açıdan kulüplerin ve futbolcuların bir nebze rahatlamalarına neden oldu. Her ne kadar seyircisiz oynanan maçlar olsa da gerçekten futbolun kendi dinamiğinde seyirciyle maçların oynanmasının verdiği hazzın kaybedilmesinin tarifi de imkânsız bir duygu düşüklüğü nedeniyle, futbol oyununun tüm motivasyonunun seyirci olduğu gerçeği de ortaya çıktı.
Bu süreçte başlayamayan ligler var ki bu liglerin başlamamasının ortaya koyduğu zarar sadece finansal gerekçeyle açıklanamaz. Burada başka ve daha derin kayıplar var.

U17 VE U19 YAŞ GRUBU

U17 ve U19 yaş grubuna gelmek istiyorum!

Bu iki yaş gurubu A Takım seviyesine gelmekte olan yaş grupları olduğu için, ki bazı oyuncular için bu süreç çoktan gelmiştir bile, gelişimlerinin son evresinde evde oturmalarını anlamanın mümkün olmamasıyla beraber, verdiği zararı toplumsal boyutuyla ele almak gerekiyor.

Öncelikle, profesyonelliğe geçiş sürecinde olmalarından dolayı, geçen yıl ve bu yılı kayıp geçirmeleri, birçok oyuncunun bu yapı içinde mesleki anlamda profesyonel performans oyuncusu olamayacağı anlamına gelecektir.

Ailelerin ve sporcuların kendilerine yaptıkları yaklaşık 9-10 yıllık yatırım ve emek heba olacak. Buradan nasıl bir çıkış yolu bulunulacağı da belli değil.

Diğer yandan bu sorun sadece sporcuyu ve ailesini de bağlamıyor. Ülkenin ekonomik ve sosyal üretkenliği açısından da ciddi verim kaybına ve ekonomik açığa neden olacaktır.

Sporcu aldığı eğitimi bitiremeyeceği için, var olan eksiklikle üst seviyeye çıkmaya çalışacak ve ciddi bir rekabet ortamına girecek. Ama ortaya çıkan eksiklikle hangi seviyeye kadar çıkabilecek ve nasıl rekabet edebilecek bu büyük bir soru işareti.

YA KAYBEDİLECEKLER?

İçlerinde yetenekleri bakımından uluslararası alanda kendine yer edinebilecek bir sporcu, sadece kendisi için değil, ülke ekonomisi için yaratacağı katma değerden ve sosyal bir varlık olarak etki altında kalacağı kültürel yeniliklerden faydalanması ile, gelecek için elde edeceği donanımlardan mahrum kalacaktır. Futbolcu olarak sürdüreceği mesleki yaşantısının ona sağlayacağı ekonomik getiriyle sosyal gelişim, kendisinin de daha sonra futbolu bıraktıktan sonra, tekrar bir değer yaratarak yeni bir alana geçmesi için aynı zamanda geçiş dönemi olacağından, bu dönemi de kaybedecek.

Futbolun küresel kurgusunda, kendimizi disipline edecek birtakım önlemlerin en zaruri olduğu bu dönemde üretimden elimizi ayağımızı çektiğimizde, ne o 4 büyüklerin 13,5 milyar TL tutarındaki borcu temizlenebilir ne de futbol adına bir geleceğimiz olabilir.

Var olma kurgumuzun temeline muhakkak üretim modeli geliştirerek, bu değerlerin Avrupa kupalarında oynamasını sağlayıp, katma değer yaratırsak ancak olması gereken üzerinde mutabakat sağlarız. Aksi takdirde, menajerlerin para kazanacağı ve aracı antrenörlerle yöneticilerin komisyon alacağı bir sistemin içinde kişileri zengin edip, kulüpleri borç batağı içine sürükleyen kuralsız ve kalitesiz yabancı transfer cenneti haline döneriz.

Bu kayıplardan önce, istihdam edilen bu oyuncuların bir kısmının, ki ne kadarı olacağını şimdiden kestiremiyorum, istihdam dışında kalacağını düşündüğümüzde, çalışma ortamından çıkartılmalarıyla vasıfsız eleman olarak toplum içinde yer almaları, toplumsal ve ekonomik anlamda büyük değer kaybına neden olacağı gerçeğiyle karşılaşmak gerçekten çok üzücü olacaktır.

Görünen o ki yaşanan süreçteki oluşumların hepsinin toplamının, ülke ekonomisi adına ve sosyal etkileşim içindeki insan adına büyük kayıpların yaşanmasına neden olacağı gözüküyor.

Sürecin yasakla yönetilmesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu iki jenerasyonun kısa zamanda aktif hale getirilerek muhakkak gelişimlerinin devamlılığı sağlanmalıdır.
TFF varsa bunun için vardır. Yoksa lig organizasyonu için ve hakem atamaları için bir müdürlük ve bir masa yeter de artar bile.

Evet zaman çabuk geçiyor ve kimsenin bu konuda kaygı taşımaması da çok ilginç. Kulüp başkanlarının, antrenörlerin, sporcuların, ailelerin yani birilerinin kaygılanması gerekir! Neticede ortada muhakkak çözülmesi gereken bir sorun var fakat bunun için telaşlanan kimse yok!

Tüm takımların ve federasyonun bu çocuklara ve ailelerine ahlaki olarak sorumluluğu var. Antalya’da kamp yaptırıp puansız, kupasız, madalyasız bir lig kurgusu içinde yapılacak maçlar ve antrenmanlar ile en azından ocak ayına kadar süreç bir şekilde yürütülmelidir.

TFF elindeki tüm kaynakları Türk futbolunun geleceği için eğitilen bu oyunculara kullanmalıdır. Gerekirse bütçe çıkararak bakanlık da sürece dahil edilmelidir.
Daha ne kadar kaybedeceğiz?

***

Futbolda sosyal haklar ve sendika

Profesyonel kulüplerin yaşadığı kaygıların bir şekilde çözülmesinin yanında, futbolcuların boşlukta kaldıkları dönem içinde, yanlarında hissedebilecekleri ve onlarla aynı perspektifte hareket edecek bir kurumun varlığı sanırım bu dönemde fazlasıyla hissedildi. Bunun bir ihtiyaçtan ziyade, olması gerekenin olduğunu anlamak çok zor olmasa gerek.

Özellikle BAL Ligindeki oyuncuların yaklaşık 8 aydır futboldan uzak kalmaları neticesinde, her ne kadar amatör bir kimliğe sahip olsa da geçimini burada çalışarak kazandığı para ile sağlayan çok sayıda antrenör ve oyuncu ciddi bir mağduriyet yaşıyor. Yaptıkları gösteriler ve eylemlerin şu zaman diliminde karşılık bulmasının mümkün olmadığı görülüyor.

Birincisi, kim ne kadar etkilendiyse o kadar tepki vermesi nedeniyle ortada bir eylem bütünlüğü olmadığından bir dağınıklık söz konusudur.
İkincisi, örgütlü ve kurumsal bir kimliğe sahip olmayan bu kitlenin ortak bir akıl ile hareket etmesi de mümkün görülmüyor. Buradaki en önemli eksiklik kurumsal anlamda bir ciddiyetin olamamasıdır.

BU KURUMSAL YAPI SENDİKADIR

Kapitalizmin merkezi olarak kabul ettiğimiz ABD ve İngiltere’deki sporcu sendikaları dünyanın en kuvvetli sendikalarıdır. Bunu özellikle söylüyorum ki kimse altında ideolojik bir gerekçe aramasın. Çünkü sendikalar mesleki örgütlenme yerleridir.
Sosyal hiçbir çelişkiyi yaşamamış olan Türkiye’de, sendikal bir anlayışın spor kamuoyunun içinde de yer bulmasının oldukça güç bir anlayış olacağını bilmek gerekir.
Profesyonel kulüp yöneticiliğinin, yapısal sorunların ve şeffaf bir sermaye anlayışının olmayışı ile dernek statüsünde örgütlenmiş kulüpleri, kâr-zarar hesabını bir kenara bırakarak, oluşuma etki eden tüm iç ve dış faktörlere cevap verebilecek anlayış ile yönetmedeki sıkıntılar, sporcuların sosyal hak taleplerinin karşılanmasında da sonuç vermiyor.

Buradaki diğer açmaz ise hem antrenörlerin hem de sporcuların sosyal haklarının ne olması ve nasıl mücadele edilmesi gerektiğine dair en ufak bir kaygı taşımamalarıdır. Feodal yapının temelini oluşturan hiyerarşik disiplin, kulüp içlerinde de kendini belli ediyor. Hiyerarşik yapının örgütlü yapının önünde engel olma özelliği burada da ortaya çıkıyor. Çünkü futbol da diğer tüm etmenler gibi ‘yöresel’ bir olgu olarak yönetiliyor ve karşılık buluyor.

Global anlayışa sahip futbolun algılanmadaki yanılgısı, ayrıca bundan hizmet olarak olanak bulan insanlar tarafından yönlendirilmesinin de etkisi vardır. Alışılmış ve kolay olan, bireysel beklentilerin karşılığını bulma çabasıdır. Bunun temeli de ikili anlaşmalarla sorunun çözümündeki başarının çok yüksek olmasıdır.

Kurumsallaşamayan futbolun, kişisel tercihlere ve etkilere açık olması, aslında bir rant oluşturmanın da sakıncalarını içinde taşıyor. Kurumsallaşmış ülkelerin oyuncu veya antrenör transferlerine baktığımızda, ortaya çıkan sorunların tamamına yakınının yabancı futbolcu veya antrenörlerin lehine sonuçlandığını görürüz.

Burada ortaya çıkan gerçek, bir; yapılan sözleşmelerin içeriği ve kişilerin UEFA ile FIFA’nın güvencesi altında olmalarıdır. İki; sosyal haklarının ne olduğunu iyi bilmeleridir. Ama yurtiçindeki paydaşlara baktığınızda sorunlarının çözümünde tam tersi sonuçlar alınıyor. Birincisi; TFF’nin Kulüpler Birliğinin etkisi altında olması, ikincisi; sporcu ve antrenörlerin sosyal hakları ile sözleşmelerinde bile ne yazıldığını bilmemesidir.

En başta çözülmesi gereken ve bir türlü kabul edilmeyen, sporun 21 işkolu içerisine alınmayıp, bir işkolu olarak kabul edilmemesidir. Sporu işkolu olarak kabul etmeyen ve eğlence sektörü içerisinde örgütlenmesini isteyen bir Çalışma Bakanlığı devlet içindeki spor anlayışındaki çelişkinin en belirgin yeridir.

‘Küresel’ oyun anlayışının ve ‘kurumsal’ yapılanmanın geçerli olduğu ülkelerdeki örgütlenmenin başarıya ve istikrara ne kadar büyük etkisi olduğu konusu, sürdürülebilir başarı ve istikrarın sağlanmasındaki örgütsel yapının ögelerinin etkileri ve ayrıntıları net olarak ortadadır.

Kaynak ise çok kolaydır: TV maç yayın gelirlerinden, maç biletlerinden, SPOR-TOTO’dan, iddia oyunlarından, liglere göre değişen sözleşme tutarlarından yapılacak kesintiler ile aylık aidatlar sayesinde ciddi bir kaynak yaratılabilir.

NETİCE

Futbolun geldiği konum olarak, özellikle Avrupa’da Bosman Kurallarının devreye girmesiyle beraber sosyal haklar için çok önemli gelişmeler oldu.
Futbolcuların kazançlarının yanında, ağır iş koşulları ve kazanç sürelerinin kısalığı, kendilerinin sosyal hakları bakımından sendikalı olmaları önem arz ettiği futbolun gelişim süreci içerisinde projede belirtildi.

Sendikalı olarak; kazançlarının artması, gelecek için sendikanın çalışmaları, sakatlık ve ölüm anındaki sosyal yardımları sporcular için olmazsa olmaz koşullar olarak ortaya çıktı. Türkiye’de ise süreç sporcuların aleyhine gelişme gösteriyor.

Çok önceleri başlayan ve Metin Kurt’un kişisel çabalarıyla bedel ödeyerek devam edilen sendikalaşma süreci, maalesef günümüzde duyarsız bir durumdadır. Az sayıda sendikalı futbolcu sayısı ve sporcuların bu konuda yetersiz bilgi donanımları süreci olumsuz etkiliyor.

Dünya ile ters orantıda gelişme gösteren süreç; sportif başarılarda da kötü sonuçların alınmasının en büyük dış etkisi olarak yerini alıyor.

***

PFA – İngiliz Profesyonel Futbolcular Sendikası

Kapitalizmin çıkış noktası olan İngiltere’deki Profesyonel Futbolcular Sendikası’nı incelersek belki süreci daha net anlayabiliriz.

PFA’nın futbolculara sağladığı haklar:
-İngiltere’de futbolcuların yılda dört haftalık ücretli izin hakkına sahip olması,
-Futbolcuların kulüplerden izinsiz medyaya açıklama yapma hakkını elde etmesi,
-Sakatlanan futbolcuya sakatlığı döneminde temel ücret ödenmesi,
-Ölen futbolcunun ailesine yüklü miktarda ölüm yardımının yapılmasının sağlanması,
-Futbol ligi ile ortaklaşa kurulan özel sağlık sigortası sistemi ile sakatlanan futbolculara önemli bir ekonomik yük getirmeden tedavilerinin sağlanması,
-İş piyasasında işveren (kulüp) yönetimlerinin ve federasyonun tek yanlı uygulamalarının kaldırılması,
-Sporcu ortalama ücretlerinin önemli oranda artırılması,
-Transfer sisteminde futbolcuların aleyhine uygulamalar ve özellikle transfer ücreti ile futbolcunun normal ücretinin sınırlamasına yol açan ‘tavan ücret’ uygulamasının kaldırılması,
-Federasyon ile uyuşmazlıkların çözümünde özel bir yöntem getirilmesi.

PFA’NIN EĞİTİM FAALİYETLERİ:

PFA’nın en önemli eğitim faaliyeti Futbolcuların İleri Eğitimi ve Mesleki Eğitimi Programıdır (FFEVTS).
– Program tescilli bir yardım kuruluşudur,
– Program PFA’nın Eğitim Fonu ve Futbol Ligi ile Premier Lig tarafından finanse ediliyor,
– Program her çeşit mesleki eğitim ya da ileri eğitim almak isteyen üyeye finansal destek sağlamak amacı güdüyor.
– Programca her türlü eğitime destek sağlanıyor; bu destek kariyer sürerken ya da sona erdiğinde de veriliyor.
– Programın esasını eğitim için burs sağlamak oluşturuyor ve 21 yaş altı üyeler ile işsiz üyeler ve işsiz üyelere yüzde 100 burs desteği sunuluyor.
Ayrıca: FFEVTS programının destek sağladığı ve devletçe yürütülen gençlerin eğitimi; Gençlik Eğitim Planı (YTS).
– YTS Programında gençlere iki yıllık süreçte futbol yönetimi, koçluk, ilk yardım, kamu yönetimi, eğlence faaliyetleri yönetimi, şoförlük eğitimi, muhasebe, gazetecilik, bilgisayar, pazarlama, küçük işletme yönetimi gibi kurslar veriliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı