FutbolHaberler
Trend

Müslüm Gülhan: “Abdullah Avcı Kopenhag’daki skordan memnundu”

NationalTurk yorumcusu ve Birgün Gazetesi yazarı Müslüm Gülhan Trabzonspor'un elenişi ardından Türk Futbolunu ve Trabzonspor kaleme aldı.

Müslüm Gülhan “Abdullah Avcı Kopenhag’daki skordan memnundu” derken Türk Futbolunun kendisiyle yüzleşmesi gerektiğine de değindi.

Müslüm Gülhan’nın görüşleri şöyle oldu:

Avrupa kupalarındaki maçlara bizim kendimiz ile yüzleşmenin en iyi rekabet ortamını sağlamasından dolayı minnet duymamak elde değil. Futbola ait tüm kurallar geçerli…

Hakeme herhangi baskı yapmak kimsenin harcı değil… Telefonla aranacak herhangi bir siyasi makam bulmak çok zor…

Neysen osun soru-cevap ilişkisine dair tüm detaylar açıklığı ile ortaya çıkıyor. İki senedir aynı takımı ve çoğunluğu aynı oyunculardan kurulu olan takımın teknik direktörü, takımının neler yapabileceğini ve buna göre nasıl bir mesleki format üzerinden nasıl bir taktiksel katkı yapması gerekliliğini-kupa maçı dahil iyi bilmesi gerekir. Bunun için anlaştı bunun için para alıyor.

“Abdullah Avcı Kopenhag’daki skordan memnundu”

Abdullah Avcı Kopenhag’daki Trabzonspor’un 2-1 mağlup olduğu maçı sonrası skordan değil ama, oynanan oyundan oldukça mutlu olduğu üzerine üstüne basa basa yorum yaptı.

Öncelikle elemeli kupa maçlarındaki ana hedef avantajlı skoru yakalamaktır. Yani; taktiksel bütünlüğün önüne geçen bir aritmetik hesap var. İkili maçta turu atlamak için en az bir gol fazlasına ihtiyaç var ki penaltı atışlarına gitse dahi her şey bu hesap üzerine kurgulanır.

Demek ki mutlu olmadan önce belirlenmesi gereken çok önemli strateji; bir fazla gol atmanın yolu nedir sorusuna cevap bulmaktır. Lig maçı olmadığına göre iki maçlık seriyi bu amaca yönelik strateji ile oynama zorunluluğu ortaya çıkmakta.

İlk maç sonunda skoru neden kendi lehine çeviremediğinin özeleştirisini yapması daha gerçekçi olurdu. Öncelikle, ikinci maç oyun düzeni yani ikili ön libero oyunu ile Abdülkadir Ömür ve Djaniny ile başlayan ve Bakasetas ile Vitor Hugo’un da olacağı kadro, ilk maç için skora yönelik ve oyunu kontrol etmeye yönelik en yararlı kadro bütünlüğüne sahip olurdu.

Müslüm Gülhan “Avcı 90 dakika içinde tek bir frikik atışı kazanamadı”

Deplasmanda oynanacak oyunda skoru beraberde tutmak, her zaman maçın deplasman takımına dönme psikolojisi bakımından rakip takımda baskı oluşturur. Bu kozun iyi kullanılması için buna yönelik strateji ile başlamak gerekirdi. Ve bu strateji galibiyeti de getirme olasılığını içinde taşır.

Bartra ve Bardhi hazırlık kamp programına dahil olmamalarından dolayı ilk 11 kadrosunda olmaları her zaman risk taşır. Hele hele Avrupa’nın devamlılığı yüksek ve güce dayalı oyun formatına sahip ülkelerinin takımlarına karşı bu ciddi dezavantaj olur.

Ki ikinci maçta bu net olarak görüldü. İlk maçta gol atan ve iki sezondur takımda oynayarak şampiyonluk kazanmış Bakasetas’ı kenarda tutup, vücut olarak hazır olmayan tüm maç kaçak oyunu tercih eden, 10 numara değil adeta ikinci santrafor oynayan Bardhi ile maça başlayıp 90 dakika oyunda tutmak önemli bir hataydı.

İkinci maça eğer Siopis, Abdülkadir Ömür ve Bakasetas üçlü orta sahası ile başlasaydı, maç içinde hemen hemen hiç kullanılmayan merkezden yapılacak hücum organizasyonları içinde şut atma ile merkezden hücum varyasyonları sorununa çözüm üretilirdi.

Ömür’ün birebirdeki çabukluğu ile yüksek ve ağır takıma karşı oyuncu eksiltme özelliği, merkezde maç boyunca çok ihtiyaç duyulan oyunu kurgulatabilirdi.

Bakasetas’ın topu kullanma becerisi ile direk kaleyi hedef alan oyun anlayışı avantaj yaratması kaçınılmazdı. 90 dakika içinde tek bir frikik atışı kazanmamak merkez hücum için yeterli bir değerlendirme olur.

Siopis ne kadar eleştirilse de defans çıkış oyunu içinde topu almak için pozisyon alan tek oyuncu oydu. Bardhi’in kaçak oyunu yüzünden merkezden oyun kurgusu tüm maç boyunca hiç kullanılamadı.

Ceza sahası üzerinden atak organizasyonu oluşamadığı için tek bir frikik pozisyonu dahi elde edilemedi. Rakip takım çok rahat kontrol etti merkezi. Ve hiç net pozisyon vermediler.

Abdullah Avcı Trabzonspor

“Türkiye’de takımların katma değer yaratmanın sadece iki yolu var”

Sadece kenar organizasyonları üzerinden oyunu kurgulamak ve tüm maç boyuncu başka alternatif kullanmadan bunun üzerinden maçı kazanmaya çalışmak çok yetersiz bir stratejiydi. Yüksek top avantajı Kopenhag’da iken, sadece bu kurgu üzerinden gol aramanın fayda sağlayamayacağı maç içinde değil de maç sonunda çok net olarak anlaşıldı sanırım.

Türkiye’de takımların katma değer yaratmanın sadece iki yolu vardır. Birincisi; Avrupa kupalarında guruplara kalarak burada asılı kalmak ve her sene katılmayı başarmak.

İkincisi; buradaki süreç içerisinde sıfır maliyetli alt yapıdan yetiştirilmiş oyuncuların burada futbol kamuoyuna sunarak koşullar oluştuğu zaman istenilen seviyede satılmasını sağlamak. Borç batağındaki kulüplerin süreci doğru yönetmenin finansal dayanağı ancak bu şekilde sürdürülebilir.

Ve Trabzonspor yaklaşık 25 milyon avro kaybetti. Ayrıca, yine bir finansal olarak girdi oluşturacak futbolcularını sunacağı önemli bir rekabet ortamından da mahrum kaldı.

Sonuç olarak; her iki Avrupa maçında ortaya çıkan ve bizim için önemli olan ayrıntı, antrenörün donanımları sayesinde oluşan kişisel meslek prensiplerinin sonucu etkilediğidir.

Ve bu prensipler her iki maçta, her iki antrenör için farklılıklar gösterdiği gibi, hangisinin geçerli olup olmadığı maçın sonucunda ortaya çıktı.

Oyun bütünlüğünü sağlayarak sahada kurgulamanın, istikrara ile sürdürülebilir başarıyı sağlamanın ne kadar farklı olduğu da iki maçta çok net anlaşıldı.

Kuramsal olarak antrenörlük donanımlarının maçı kazanma üzerindeki etkisi üzerine bağlayıcı bir değerlendirme yaparsak: gerçekçi mesleki bilginin tüm unsurlarını içeren, teknik ve taktik faktörlerin hepsi antrenörlük genel metodolojisinin bilgisiyle beraber, kendi ‘entelektüel’ yapısı çerçevesinde oluşturduğu prensiplerinin tamamına uygun yöntemlerinin sahada yer bulmasıdır.

İşte Avrupa kupalarındaki maçlar bu yüzden bizim yüzleşmemize neden olmakta. Minnettar olmamak elde değil.

“Yüzleşmek erdemdir.”

Yapılan yorumlara-değerlendirmelere baktığımızda sanki futbolun merkezi bizmişiz de ve tüm dünya bizi takip ediyormuş gibi bir algının ne kadar yanlış olduğu da ortaya çıktı.

Nasıl bir aşağılık kompleksi içinde kıvranıyoruz farkında değiliz. İlk maçtan sonra yapılan yorumlarda ne yazık ki futbola ait bir değerlendirme yapılamadığı gibi ‘şehir yanar’, ‘aslasınız’, ‘kaplansınız’ yorumlarının hiçbir karşılığının olmadığını o yorum yapmaya çalışanlarında anlamış olduklarını umuyorum.

Gerçekçi olup imkansızı istersek, işe önce futbolu bilmediğimizden başlamak gerek. Bunu bu ülkede kabul etmek ağır bir travmadır ama maalesef gerçek budur. İddia oynamak ile futbolu bilmek aynı şey değildir. Maalesef referans düzeyi buraya kadar inebilmektedir. Nasıl dahiliye mütehassısı olmak için bilgiye dayalı büyük emek gerekiyorsa, futbol konusunda da bir şeyler yapmak için bilgiye dayalı emek gerek bunun farkına varmalıyız.
Yüzleşmek erdemdir.

Müslüm Gülhan

BİLGİN GÖKBERK YAZILARI JORGE MENDES HABERLERİ | MÜSLÜM GÜLHAN YAZILARI

Müslüm Gülhan: “Aboubakar ile bir tüccarlık ilişkisi kurmak çok doğru bir deneme değil”

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: