Araç çubuğuna atla
Spor

Neden Sadece 8 Ülke Kazandı?

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın bu haftaki "Neden Sadece 8 Ülke Kazandı?" başlıklı yazısı;

Evet, 21 turnuvada Dünya Kupasını neden sadece 8 ülke kazandı? Tartışılması gereken bir konu… 2022 kura çekimiyle beraber sanırım bu süreç fazlasıyla irdelenecektir.

Detaylardaki ayrıntılar bu soruya cevap niteliğindeydi. Bu sadece Dünya Kupasına has bir değerlendirme değil, aksine, tüm ülkelerdeki kurgu ve kişiler üzerinden futbolu değerlendirme fırsatı yaratan bir tartışma.

Tamamen kültürel farklılıklar olmakla beraber, bu, ülkelerin kendi bütünü içinde farklılıklarının da tartışıldığı bir süreçtir. Evrensel kurguya sahip olan bir oyundaki farklılıklar; estetik anlamda görsel zenginlikleri de ortaya çıkarması, seyir zevki bakımından kolektif bir dünyanın ortaya çıkmasına neden olmakta.

Peki bu kadar kolay örgütlenmeyi sağlayan gerekçeler neler?

Birincisi; ülkelerin futbol ile olan bağlarının ayrıntıları ve bunun toplum içinde karşılık bulmasıdır. İkincisi; bu yöresel zenginlik kurgusunun yanında, küresel olarak futbolun kendi koşulları çerçevesinde dünya ile rekabete girerek, futbolun oyun kurgusuna katkıda bulunurken, kendini kabullendirmenin argümanlarını yaratmaktır. Ve bunu yaparken de her ülke kendi içinden kişiliği üst düzeyde bir lider oyuncu yaratmıştır. Olmazsa olmaz argümanlardan en geçerlisi budur.

Brezilya’nın samba ile ayak çabukluğu ve ritim duygusunun sahaya yansıması ve bunu Pele, Garrincha, Romario ve Ronaldo ile bütünleştirmesi…

Arjantin’in tango ile ahenk ve erkeğin yönetme özgüveninin futbol topu ile karşılık bulması, Kempes ve Maradona ile sonuca ulaşması…

Uruguay’ın inat ve savaşçı kişiliği ile didişme talebinin rakibe kabullendirmesi ve takım oyununun kurgusunu sahiplenmeleri ve tüm kadronun bunu benimsemesi… Ulusal kahramanları José Gervasio Artigas’dan mücadelenin anlamını feyz almışlardır.
Almanya’nın mekanik disiplin içindeki kurallı oyununun soyunma odasında başlayıp soyunma odasında bitirmesi ve Beckenbauer ile Matthaus’da kimlik bulması…

İngiltere’nin futbolun sahibi olma dürtüsü ile başlayan olumlu sürecin, 1966 yılından sonra imparatorluk egosunun futboldaki gerçekler karşısında uzlaşmaz tutumu ve bunu sahada da kabullenememesine rağmen Bobby Charlton ve Bobby Moore ile birlikte bir kere de olsa süreci iyi yönetmesi…

İtalya’nın katı savunma anlayışı ile Akdeniz duygusundaki pratik çözüme dayalı skor isteğindeki tutkunun Riva, Rossi ve Cannavaro ile bütünleştirmesi…

Fransa’nın şampanya kıvamındaki romantik yaşam kurgusunun azınlıklarla birlikte disipline edilerek kurallı oyuna dönmesi ve Zidan’ın diğer futbolculardan farklı olarak, sosyolojik bir misyon edinerek, azınlık farklılıklarını sahada bütünleştirici olarak kullanması sayesinde iki şampiyonluk yakalamaları…

İspanya’nın bir matador güveninde süreci kontrol altında tutarak, topu kontrol altına alma isteği ve bunu tüm takım ile paylaşarak tüm maç boyunca kolektif oyun farklılığı ile Xavi ve Iniesta’nın bu kolektif kurguya yüklediği anlam tüm ülkelerin zenginliklerdir.

Brezilya’nın dünya kupalarındaki en etkili isimlerinden Rivellino’nun başarı için “Her ülke kendi oyuncu liderlerini çıkartırken yanındaki oyuncuların yetenekleri de çok önemli bir farktı” diyerek, bütünlüğün önemini ortaya koymakta ve Pele dönemindeki kadroda bulunan isimlerin kalitesini vurguladı. Messi ve Neymar’ı örnek vererek, oynadıkları takımlarını kalitesine ve yalnızlıklarına dikkat çekip, başarısızlıklarının arkasındaki gerçeği açıklamaya çalıştı. Bunun yanına Portekizli Ronaldo’yu da ekleyebiliriz.

Ama burada da farklı bir ayrıntıyı atlamamak lazım. Dünya Kupasını kazandıran oyuncular ve takım kurgularına baktığımız zaman, o takım kurgusu üzerinde lider oyuncunun etkisi ile kişiliğindeki kazanma azmi ve bunun için de sadece oyuncu kimliğinin değil, kişiliğindeki farklılıkları da saha içinde ve saha dışında kullanarak ortaya bir irade koyması ve bunu saygı çerçevesinde herkese kabullendirmesi bu konuda önemli bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum.

Diğer bir önemli etken ise, o dönemdeki teknik direktörün donanımları ve futbol felsefelerinin bütünlüğündeki ayrıntılarıydı…

Çünkü, antrenör seçtiği oyuncuların donanımlarındaki farklılıkların tamamlayıcı özellikleri bakımından, içeriğini ve onlar ile lider oyuncunun bütünlüğünü sağlayacak argümanları bulup kullanma becerisini ve lider oyuncunun oyun kişiliğini ve yeteneklerini sahada kullanarak sonuç alacak ortamı yaratma konusunda, üst düzey meslek kurgusuna sahip olması gerekir.

Helmut Schön, Bearzot, Parreira, Aimé Jacquet ve Lippi en iyi örneklerdi.

Futbol basit bir oyundur. Zor olan insanın (!) kendisidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı