Araç çubuğuna atla
Eğitim

YÜDAK İzmir’deydi

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın bu haftaki "YÜDAK İzmir’deydi" başlıklı yazısı;

Üniversite nedir? diye bir soru sorsam…

Esası, Eflatun ve Aristo ile başlayan, hiçbir politik ve dini baskı unsuru olmadan tartışma ortamında akıl sürecini duygusal sürecin önüne alarak, kişilerin olayları görerek ve tartışarak düşünce bazında bir üretim merkezi olması üzerine bilginin örgütlendiği yerlerdir.

Hani, bazı tasvirlerdeki ekonominin ya da piyasanın gelişimi üzerine ‘eleman’ yetiştirme ile ilgili yapılan tanımların hiçbirinin, üniversitenin kuruluş ve var oluş amacıyla ilgisi ve alakası yoktur. Aslında bu çok basit ve aşağılayıcı bir tasvirdir. Eğer düşünceden ve düşüncenin ufkunu açarak, yeniye dair bir değişime sebep olacak bir süreçten bahsediyorsak, üniversiteye dair her kesin hak ettiği değeri vermesi gerekmektedir.

Üniversitelerin kuruluş gerekçelerindeki insanlara ve çabalarına bakarsak: Galileo’nun çabaları neticesinde, Dünya merkezli evren anlayışı yerine Güneş merkezli evren anlayışının önerilmesi ve matematiğin bilim dili olarak kullanılması ile köklü değişikliğe neden olmuştur. Böylece evreni anlamanın yolu mantıksal ifadelerle değil, matematiksel denklemlerle açıklığa kavuştu. Galileo’nun elde ettiği bilgiler, bilimsel bir devrim olmasından dolayı aynı zamanda skolastik düşünceye en önemli karşı koyuş olarak kabul görmesi, 1632 yılında Galileo, engizisyon mahkemesi tarafından “aşırı bir düzeyde sapkınlık” nedeniyle yaşından dolayı idam edilmeyip ömür boyu ev hapsine mahkûm edildi.

Filozof, rahip, gökbilimci, şair ve Rönesanas felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biri olan Giordano Bruno, Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan İtalyan filozof, Kopernik’in tezini savunurken, evrenin sonsuz ve eş dağılımlı olduğunu ve evrende, Dünya’dan başka birçok gezegenin bulunduğunu söylemesinden dolayı, aykırı görüşler beslediği için 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi’nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp ‘sapkın’ ilan edildi ve Roma’da diri diri yakılarak idam edildi.

İki tane bilim insanının ölümü göze alarak yaptığı araştırmalar sonucunda, düşünce devrimini gerçekleştirerek toplumsal değişimin öncülüğünü yapması, üniversitelerin örgütlenme amacının temelini oluşturmaktadır. Değişimin ve gerçeklerin bedeli ölüm ile sonuçlansa bile, bundan geri adım atmayan bu bilim insanlar üniversite felsefesinin öncüleri olmuşlardır.

Üniversitenin amacı sadece eğitim ve öğretim değildir. Toplumsal bir değişim ve gelişim içinde topluma karşı etik sorumlulukları da vardır. Ama bunu söylerken ‘laf olsun’ diye sosyal sorumluluk projeleri adı altındaki o popülist hamlelerden bahsetmiyorum. Yoksa Galileo ve Bruno’dan geldiğimiz nokta gerçekten içler acısı olur!

Üniversitenin bir kompleks olarak varlığı, başlangıç olarak bir gencin içeri girmesiyle beraber girdiği davranış ve bilgi iletişimi neticesinde, düşüncelerindeki çelişkiler ile yaptığı sorgulamalar değişimin başlangıcını oluşturur. İşte bu noktadan sonra doğruyu bulma ile başlayan süreç, bilgi ile sağlama yapmasıyla bir değişime girilir ki burada olmanın verdiği haz’ı ifade etmek mümkün olmaz.

Bu değişim sayesinde gelinen noktadan topluma bakış açısındaki eleştirel yaklaşım, öyle sürecin içinde kalarak sorunun parçası olma yerine, dışardan tabiri caiz ise balkondan bakarak çözüm üreten bir kimliğe sahip olunmasını sağlar.

Acıda, sevinçte, üretimde, iletişimde…vb yani her türlü etkileşim içindeki topluma çözüm üreterek, kendi varlığını ortaya koyması değişimin sonuçlarını da aynı zamanda ortaya koyar.

İşte, YÜDAK (Yeditepe Üniversitesi Dağcılık Arama Kurtarma) ekibinin deprem sonrası İzmir’e giderek, depreme hemen müdahale etmeleri ve verilen kurtarma görevini en kısa zaman diliminde tamamlamaları, bir üniversite içindeki bilgi organizasyonunun toplumsal etik açısından karşılık bulması anlamına geldiği için bana göre çok değerli bir ayrıcalığa sahiptir.

Bizim gibi ülkelerde acıyı örgütleme yerine, acıyı sömürme mekanizması hasıl olduğundan, acıyı örgütleyerek çözümün ne olması gerektiği üzerine kurulan bu ekibi oluşturan gençlerin, böyle bir sorumluluk almalarındaki gerekçenin temeli, üniversitenin kurumsal yapısının o pırıl pırıl gençler üzerindeki değişimi sağlayarak bir misyon edinmelerini sağlamasıdır.

Yeditepe Üniversitesi Spor Koordinatörü Tamer Karabulut ile ismini bilmediğim ama gönüldeş olduğum arkadaşlara teşekkür ederken, katkılarına duygularımın da yetmediğini fark ettim…

Sağ olun, var olun arkadaşlar, bize ‘üniversite’yi hatırlattığınız için.

Tam da Eflatun ve Aristo’nın binlerce yıl önce yaptığı gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı